Dünya sağlık örgütü WHO Dünya'da en büyük sağlık sorununun sigara olduğunu ilan ediyor. Her yıl Dünya'da 5 milyon insan sigaradan dolayı hayatını kaybediyor. Türkiye'de ise yılda 100.000 in üzerinde insanımız ölüyor ve bu sayı gittikçe artıyor. Sigaranın bunca zararlarına karşın çevremize baktığımızda devlet dairelerinin kapı önlerinde, okullarda yangın merdivenlerinde, evlerin balkonlarında sigara için insanları gördükçe üzülüyorum. Eskiden evlerde, iş yerlerinde, toplu taşıtlarda, devlet dairelerinde sigara içmek normal bir olaydı. Kapalı alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması ve bu kurala insanımızın sahip çıkması ise devrim gibi bir olay. Benim sigaraya düşmanlığım çocukluğumdan başlar. Rahmetli dedem sigara tiryakiliğinden dolayı uzun yıllar şiddetli rahatsızlıklar çekti. Dedemi öyle gördükçe hiçbir zaman sigaraya karşı isteğim olmadı. İçenleri de hayretle izlerdim. Dedemin son yıllarını paylaşmak istiyorum: Rahmetli dedemi kaybettiğimde 21 yaşındaydım. Dedem çok çalışkan, kolay kolay kızmayan, düşünerek konuşan, herkese öğüt vermeyi seven bir insandı. En kötü alışkanlığı günde iki paket sigara içmesiydi. Sağlığında sabah ezanıyla kalkar, namazını kıldıktan sonra iş yerine giderdi. Çarşıda en erken dükkanını açan esnaflardan biriydi. İş yerine gelen müşterilerine alışveriş yapsın –yapmasın çay ikram etmeden göndermezdi. Sigara tiryakilerine de çayla birlikte sigara ikram etmeyi çok severdi. Yıllardır öksürük ve nefes darlığından şikayet etmesine rağmen, doktoraların uyarılarına kulak asmazdı Yataklara düşene kadar sigara içmeyi sürdürdü. Artık çok sevdiği iş yerine de gidemiyordu. Öksürüğü ve nefes darlığı şikayetleri gün geçtikçe artıyordu. Şiddetli rahatsızlığından dolayı sigara içemiyordu. Almanya’dan nefes açıcı, öksürük giderici ilaçlar ve aletler getirtmiştik. Günleri hastanelerde geçmeye başlamıştı. Oksijen tüpüne bağlı hastane günleri birbirini kovalamıştı. Doktoru ellerinden gelen her şeyi yaptığını söylüyordu. Hazırlıklı olmamızı ve dedemi eve götürmemizi tavsiye etmişti… Dedemin odasından öksürük sesleri eksik olmuyordu. Öksürük nöbetleri özellikle gece yarısı daha da şiddetleniyordu. Sanki boğulacak gibi öksürüyordu, uykusuz gecelerimiz başlamıştı…
Bir pazar günü dedem, gözlerindeki şiddetli ağrısından şikâyet etti. Babam il dışındaydı. Aile dostumuz göz doktoru İzzettin Bey’i aradım. Bir taksi çağırdım, babaannem, dedem ve ben araca bindik. Doktorumuz tatil günü olmasına rağmen özel muayenesini açmıştı. Muayene ettikten sonra göz tansiyonunun yükseldiğini söyledi. Bir iğne yaptı, çeşitli ilaçlar yazdı. Doktora teşekkür ederek, eve gitmek üzere ayrıldık. Evimiz çarşı merkezindeydi. Tam eve yaklaşmıştık ki dedem nefes alamamaya başladı. Taksi şoförüne hastaneye gitmesini söyledim. Acilin kapısına vardığımızda dedem kollarımda son nefesini vermişti. Doktorların bütün müdahalelerine rağmen dedemi kaybetmiştik...
Sigarasız, sağlıklı günler diliyorum...