Bütün mevsimleri seviyorum, çünkü her birinin kendi içinde ayrı bir güzelliği ve gizemli bir büyüsü var.

Ama bakıyorum da mevsimler ne kadar da hızlı geçiyor artık. Hatta kuşlar gökyüzünü süslerken, Eylül; tıpkı sararan yapraklar gibi rüzgârların peşine takılmış gidiyor bile…

Sonbahar; diğer adıyla hazan, hüzün mevsimi...

Kısalan günler, sararan yapraklar, arada gökyüzünden düşen yağmur damlaları, serin esen rüzgârın sahilde ince bir hırka şartı ile oturmaya izin vermesi…

Söyleyin Dostlar; hangimizi hüzünlendirmez ki?

Sonbahar serinliğinde bergamot kokulu akşam çayımı yudumlarken; içinde güneşin kızıllığını barındıran; sararan yapraklara takılıyor gözlerim, bir süre sonra üçer beşer dökülmeye başlayacaklar tıpkı ömrümüz den eksilen günler gibi…

Acaba baharı görebilecek mi ömrüm?

Kimimiz gelip geçen ömrümüze yanarız içten içe, kimileri sevgiliyle geçen güzel yaz günlerinin özlemine...

Kısacası herkes kendi içinde yaşar yangın yerinin acısını…

Varsın bu baharda dökülen yapraklar; Özdemir Asaf’ın dediği gibi “Umut Yaprakları” oluversin…

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları, Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları, Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında Ardında savrulsunlar, unut yaprakları. Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar Seninle yeşerdiler, seninle soldular.. Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

 

Burcu RAMAZANOĞLU