İlişkilerde en çok dikkat çeken, konuşulan noktalar hangi dönem içerisinde olursa olsun her zaman kişilerin birbirleri hakkında ki söylemleri ve tutumları olmuştur.
Güzel başlayan her şeyin sonu yine güzel bitmeli bana göre, çünkü ayrılığı taşıyabilmekte önemli bir olgudur, karakter meselesidir…
Bin bir hayallerle, umutlarla kurulan arkadaşlıklar, dostluklar… Ne de kolay yıkılı veriyor son zamanlarda.
Hata… Yalan… Yanlış… Uğruna…
Sorgulamadan geçemiyor insan!!! Neye göre, kime göre? Yanlış diye.
“Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.” Der Dostoyevski…
İşte yüzlerde tatlı bir gülümseme, hafif bir mahcubiyet, kalplerde bir ritim değişikliği ile başlayan tanışmalar bir anda yerini durgunluğa, sorgulamaya, çatık kaşlara ve sonunda gözyaşı ile sonu hüsran ilişkilere dönüşüyor…
Kiminin yanağından süzülen gözyaşı içilemeyen bir pınar olup akarken, kiminin yüreğinin derinlerine kadar inen ama kimseyi ısıtamayan sadece sahibini yakıp kavuran bir kor oluyor…
Siz bakmayın öyle gözyaşının hafif olmasına!!! Yükü çok ağırdır döken için…
“Üzülme değmez” sözünü çok kullanmışızdır ama gelin görün ki Cemal Süreyya’nın da dediği gibi…
Değmeyenlere üzülmüyor insan. Aslında üzüldüğümüz şey; Değmeyenlere yüreğimizin değmiş olması…
Acaba Dostoyevski’ nin söylemlerinde sizce de doğruluk payı olabilir mi?
“ İnsanın yaratmayı, yol açmayı sevdiği su götürmez bir gerçektir. Ama sorarım size, neden bir yandan da yıkmaya, her şeyi darmadağın etmeye bayılır? Yanıtlar mısınız bu sorumu? Bu konuda birkaç sözüm daha var. Sakın insanoğlu hedefe ulaşmaktan, kurmakta olduğu yapıyı bitirmekten içgüdüsel bir ürküntü duyduğu için yıkmayı, bozup dağıtmayı seviyor olmasın? ”