Tamamen yalnız mıyız?

                Dönüp dolaşıp geldiğimiz yer yok mu elbette var. Noktaların oluşturduğu harfler, kelimeler cümleler içinde yaşayıp gidiyoruz işte.  

Akıl şart bir de buna mantık dediğimiz kılavuzu katarak hikmet denizinin bilinmezlerine doğru gitmek gerekiyor. Her insandan bunu beklemenin gerekmediğinin farkına varalım. Yol da bulunan her insan aynı donanıma sahip mi ki bu hikmetli sır onda tecelli etsin. Yaşamın içinde kendi ruhsal gelişimini ihmal edip bedensel hazların peşinde bir ömür boyu zevkten zevke koşup ondan sonra da niteliksel yapının gelişmediğinden dem vurmanın acaba ne manası olabilir ki?

                 Bütünü kucaklamak zor!

                 Parça olan varlığın mükemmeli idrak etmesi mümkün değil. İnançla bir sonra ki evrede imanla yapılabilecekler var. Okullar da verilen parçalı eğitim ve öğretim irfan dünyamıza olumsuzluklar taşıyıp duruyor nedense tüme varmayı bir türlü gerçekleştirmeyen insanların sayısı her geçen gün artıyor.

                  Tamamen yalnız mıyız?

                   Hayır bunu demek istemiyorum, elimizde, gönlümüzde o kadar dar değil bazı imkanlar var ama onları kullanmak içinde gerekli olan yetenekler şart.

Düşünce planında kafamızda çözümlediğimiz nice mevzular yaşanan hayatta Gordiom düğümü gibi ya da durum bunun tam tersi de olabiliyor? İnsan varlığının sırlara hem uzak hem de yakın olmasına varlığımızın devamı, bereketi dahası selameti açısından önemli görüyorum.  

                  Peki bizi yaşatan nedir?

                  Hakikat diye bir anda bağırıp evet işte bu diyeceğim geliyor ama birden kendimi tutuyorum hakikatle beraber var olan başkaca şeylerin varlığının farkına varıyorum.  

                 Yunus diliyle şöyle desek yeridir;

                 “Ben bir acep hale geldim

                   Kimse halim bilmez benim

                  Ben söylerim ben dinlerim

                   Kimse dilim bilmez benim”

Evet okuyup, yazanlar da meydana gelen hallerden biri de tam bu durum da tecelli ediyor.  

Olup bitenlere bakacak olursak işin içinden çıkabilmek için ne büyük donanımlara sahip olmamız gerektiğinin farkına varabileceğiz.  

Devlet ile hükümet arasındaki fark bile bilinmez iken ideolojilerin deli gömlekleri ile kutsal arasına sıkışan insanımızın diline kim vakıf olabilecek?  Demokrasi anaforunun Anadolu coğrafyasında meydana getirdiği hareketlenmeler acaba neleri yerinden ediyor, demokratlık diye tabir edilen o olgunun kaç çeşit yaraya merhem olduğu zannediliyor acaba?

Cumhuriyet nedir? Demokrasi nedir? Temsil de adalet görevde eşitlik nedir? Üniter devlet nedir? Soruların cevapları için her insan kendi kişisel donanımlarına bakarken acaba Müslüman olmanın bunlarla ilgisi nedir nasıl olmalıdır gibi kaygıların bizi götürdüğü yer de neler vardır?

Sorular hikmetin kapısını açar mı çalalım kapıyı hele?

              Hikmetin den sual sorulmaz da diyebilirsiniz!

              Kişisel hikmet kavramı bu gün hayatımıza girmiyor daha ziyada toplu hikmet anlayışlarının konuşmaları yapıyor bütün parça arasında ki ilişkilerin zedelendiği demlerin içinde olduğumuzu ihmal ediyoruz. Toplumun suçlanması , genelin hep konuşulup bireysel alanda kendimizi değil de bir başkasını dile getirmemiz sakın şeytani bir düşünce olmasın.

Dışımızda yer alan dünyanın her geçen gün değiştiğini görürken kendi dünyamızda ki değişmeleri görmezden gelmek pek acı olsa gerek.              

YORUM EKLE