Hayatını “Büyük Doğu” davasına adayan usta şair ve fikir adamı Necip Fazıl Kısakürek, Anadolu’yu yalnızca bir coğrafya değil, bir dava ve ruh mekânı olarak gördü. “Millet Kürsüsü” adını verdiği sohbetlerinde Türkiye’yi karış karış gezerek fikirlerini anlattı, milletin geleceğine dair endişelerini dile getirdi. Kalemiyle gazetelerde yazdı, eserlerinde Anadolu’yu ve Anadolu insanını derinlemesine işledi. Bu yolculuk, onun bazı şehirlerle kalbî ve fikrî köprüler kurmasına vesile oldu.

Necip Fazıl için Kahramanmaraş, yalnızca ailesinin köklerinin bulunduğu bir yer değil, aynı zamanda şairin ruhunu besleyen bir ilham kaynağıydı. Bu şehirle kurduğu duygusal bağ, eserlerine ve hatıralarına sıkça yansıdı.

Kayseri ise, onun davasına en güçlü sesi veren şehirlerden biriydi. Necip Fazıl, bu şehre “minnet borcu” taşıdığını her fırsatta dile getirdi. Kayseri halkının Büyük Doğu’ya gösterdiği teveccüh, şairin hafızasında derin bir iz bıraktı.

Erzurum, insanı, mimarisi, tabiatı ve tarihî dokusuyla Necip Fazıl’ı cezbeden bir başka şehir oldu. Tıpkı İstanbul ve Maraş gibi, Erzurum da onun gönlünde yer etmiş şehirler arasında yer aldı.

Her biri Necip Fazıl’ın fikir atlasında ayrı bir yıldız olan bu üç şehir; Kahramanmaraş, Kayseri ve Erzurum, şairin Anadolu’ya açtığı ruh köprüsünün taşıyıcı kolonları oldu. O da bu köprülerden geçen her hatırasını, satırlarına ve kürsülerine nakşetti.

Muhabir: Melike Algan