KSÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Ülke TV ekranlarında katıldığı canlı yayında İsrail ile İran arasında artan gerilim ve bunun Türkiye’ye etkileri üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. İsrail ile İran yönetimlerinin siyasal refleksleri bakımından benzerlikler taşıdığını ifade eden İsmayıl, özellikle İsrail’deki Netanyahu yönetiminin iç kamuoyundaki sorunları gölgelemek için savaş atmosferini kullanabildiğini belirtti. Savaş dönemlerinde kamuoyunun farklı gündemlere yöneldiğini söyleyen İsmayıl, bunun siyasi iktidarların iç krizleri öteleme yöntemi olarak zaman zaman devreye sokulduğunu dile getirdi. Türkiye’nin İran’la aynı kategoriye konulmasının yanlış olduğunu vurgulayan İsmayıl, “Türkiye hiçbir zaman terörü destekleyen bir devlet olmadı. Tam aksine terörden en fazla zarar gören ve uzun yıllardır terörle mücadele eden bir ülkedir” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’Yİ İRAN’LA EŞİTLEYEN AÇIKLAMALAR SON DERECE YANLIŞTIR
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; “Bilindiği üzere Netanyahu’nun ciddi yolsuzluk dosyaları vardı ve yargı süreciyle karşı karşıyaydı. Bu tür durumlarda savaş ortamı, kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek açısından siyasi olarak işlevsel görülebiliyor. Savaş dönemlerinde liderlere yönelik eleştiriler genellikle geri plana itilir. Aynı zamanda İsrail’in saldırgan tavırları da bilinen bir gerçektir. Son günlerde bazı eski üst düzey yetkililerin Türkiye’yi İran’la eşitleyen açıklamalar yapması son derece yanlıştır. Türkiye’yi İran’la bir tutmak, İsrail’in yeni hedef arayışını açıkça ortaya koymaktadır. Kendinden daha güçlü ve bölgesel etkisi yüksek bir gücü provokasyonlarla hedef haline getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Burada en büyük yanlış şudur: Türkiye hiçbir zaman terörü destekleyen bir devlet olmamıştır. Aksine, terörden zarar görmüş ve uzun yıllardır terörle mücadele eden bir devlettir. Hatta bazı terör örgütlerine destek veren ülkeler arasında son yıllarda İsrail’in de adı anılmaktadır. İran da benzer şekilde bazı örgütlere destek vermektedir. Öte yandan Türkiye her zaman bölge ülkeleriyle barış, iş birliği ve istikrar temelinde hareket etmeye çalışmaktadır. Çünkü Türkiye’nin önceliği yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda jeoekonomik hedeflerdir. Bölgede istikrar varsa Türk ekonomisi için olumlu bir ortam oluşur ve bu da ülkenin büyümesini hızlandırır.
TÜRKİYE BİRÇOK BÖLGE ÜLKESİNDEN FARKLIDIR
Türkiye bir cumhuriyettir ve demokratik bir yapıya sahiptir. İran’daki gibi dini bir rejim ya da İsrail’deki gibi din temelli bir yönetim modeli yoktur. Türkiye’de cumhurbaşkanı, hükümet ve meclis seçimle belirlenir. Seçim süreçleri zaman zaman tartışmalı olsa da bu, Türk demokrasisinin kendi iç meselesidir. Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği ile tam üyelik sürecinde olan, NATO üyesi ve Batı ile entegre bir ülkedir. Türkiye’nin askeri kapasitesi, toplumsal dayanışması ve devlet geleneği birçok bölge ülkesinden farklıdır. Kıbrıs meselesinde yaşananlar bunun bir örneğidir. Türk devletine yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda gerekli adımlar atılmıştır. Eğer herhangi bir ülke Türkiye’ye karşı sert bir girişimde bulunursa, Türk ordusunun ve milletinin buna karşılık verebilecek gücü ve kapasitesi vardır. Geçmişte devleti ve orduyu zayıflatmaya yönelik girişimler, kumpaslar ve darbe teşebbüsleri yaşandı. Ancak devlet ve millet bu süreçlerden güçlenerek çıktı.
DEVLET VE MİLLET OLARAK TEHDİTLER KARŞISINDA BİLİNÇLİ VE GÜÇLÜ DURABİLMEK
İran meselesine gelince: Eğer İran herhangi bir provokasyona kapılarak Türkiye’ye yönelik bir saldırı gerçekleştirirse, bu çok büyük bir hata olur. Çünkü Türkiye şu anda bölgede barışı sağlamak için ara buluculuk yapmaya çalışan ender ülkelerden biridir. Böyle bir komşuyu hedef almak, İran açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Zaman zaman içeride kendimizi ve devletimizi fazlasıyla eleştirme eğiliminde olsak da Türkiye dışarıdan bakıldığında bölgenin en güçlü devletlerinden biridir. Ekonomik sorunlar elbette vardır; ancak bugün ekonomik sıkıntılar küresel ölçekte yaşanmaktadır. Bunlar çözülebilir meselelerdir. Önemli olan, bir devlet ve millet olarak tehditler karşısında bilinçli ve güçlü durabilmektir.”





