2022-2023 Eğitim Öğretim yılının başlamasına sayılı günler kaldı. Ana Sınıfına, İlkokula, Ortaokula ve Liseye yeni başlayacak öğrenciler için uyum süreci bu hafta başlamıştı. Okula yeni başlayan öğrencilerin uyum sürecinden, ailelerin öğrencilere olan yaklaşmasına birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı Alparslan Yurtsever, “Uyum sürecinde anneler ve babalara çok büyük iş düşüyor. Ebeveynlerin doğru telkinleriyle çocuklar bu süreci daha kolay ve daha çabuk atlatacaktır” dedi.

IMG_5968

ASIL UYUM SÜRECİ OKULLARIN AÇILDIĞINDA BAŞLIYOR

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı Yurtsever, okula yeni başlayacak öğrenciler için uyum sürecinin üst sınıftaki öğrencilerin de okula gelmesiyle başlayacağını belirtti. Yurtsever, “Ana Sınıfı, İlkokul 1.sınıf, Ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıfların uyum süreci geçen hafta pazartesi başladı. 2 – 3 günlük uyum çalışmaları çokta yeterli olmuyor. Asıl uyum süreci öğrencilerin üst sınıflarla bir araya gelmesiyle başlar. İlkokul 1. Sınıfa giden öğrenci, 2, 3 ve 4.sınıf arkadaşlarıyla bir arada olacak onlara da uyum sağlaması daha fazla zaman alacaktır. 9. sınıftaki öğrenci, 10, 11 ve 12.sınıftaki arkadaşlarıyla uyum sağlaması lazım. Bu açıdan baktığımızda uyum dönemi okullar açısından önemli. Hem okullar hem de velilere düşen görevler var. Burada veliye düşen öncelikli yaklaşım; Çocuk okula gitmek istemeyebilir, okuldaki öğretmenin birisinden tavrından ya da sınıfındaki bir öğrencinin dalga geçmesinden rahatsız olmuş, orada nahoş bir şey yaşamış olabilir. Anne-baba orada sabırlı olacak, sakin bir şekilde çocuğun yaşadığı olayı anlamlandırmaya çalışacak tez canlı bir tepki vermeden dinlemelidir. Veliler çocuklarına o süreci anlatacak, toplum arasında yaşamanın zorluklarını, bireysel olarak rahat edebileceğini, artık toplumu içerisine katıldığını ona göre toplumun kurallarına uyması, diğer arkadaşlarıyla uyum sağlaması gerektiğini anlatacak. Eğer gerçekten çocuk zorlanıyorsa, veli çocukla okula gidecek ve çocuk kendini güvende hissetmesine yönelik kısa süreli yanında olduğunu hissettirmesi gerektir. Çocuk pencereden baktığında ‘Annem-babam orada’ diyecek. Bu 1-2 günlük süreçte çocuğa gerekli telkinleri verirse, okula gitmek istemeyen çocuk 3. günden sonra uyum sağlamaya başlayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.271050632_10159716466564469_6544396028869032475_n

UYUM SÜRECİ PROBLEMİ ANA SINIFI VE İLKOKULA BAŞLAYAN ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜYOR

Yurtsever konuşmasına şu şekilde devam etti: “Uyum süreci problemi genellikle Ana Sınıfı ve İlkokul 1.sınıf öğrencilerinde görülebiliyor. Ortaokul ve Liseye yeni geçmiş öğrencilerde bu sıkıntılar görülmüyor, çünkü bu öğrenciler okula alışmış, uyum sürecini aşmış çocuklar. En büyük sıkıntı Ana Sınıfına giden çocuklarımızda ve ilkokula giden çocuklarımızda oluyor. Burada da anne baba gerekli doğru telkinleri verecek. Bu süreçte öğretmenlere de görevler düşüyor. Öğretmenlerde, Ana Sınıfı ve İlkokula yeni gelen çocukların, kendilerine bir bebek gibi geldiğini sosyalleşme sürecine yeni başladığını kabul ederek sakin, sabırla, dinleyen, anlatan bir öğretmen yaklaşımıyla sürece yaklaşırsa çocukların bu süreci kolaylaştırmış olurlar.”

 271196704_10159725668509469_6028680410136684711_n

ÇOCUKLAR EBEVEYNLERİN YANSIMASIDIR

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı Yurtsever, “Çocuklar sabırlı ya da aceleciliği çevresindekileri modelleyerek öğreniyorlar. Anneler ve babalar sabırsız aceleci ise bu çocuklarına bulaşıyor. Psikolojide buna sosyal bulaşma diyoruz. Bazen veliler ’Çocuğum çok hiperaktif hocam’ diyorlar. Anneye veya babaya bakıyorum onlarda hareketli. Ben de onlara ‘Sizde çok hareketlisiniz, geldiğinizden beri yerinizde duramıyorsunuz, sürekli soru soruyorsunuz, sözümü kesiyorsunuz, dikkat ettiniz mi? Diyorum. Gülüyorlar. Çocuğunuzda sizden model alarak öğreniyor’ diyorum. Çocuklar ebeveynlerin yansımasıdır” diye konuştu.284481832_10159990419389469_3476497350568641543_n

EN İYİ ÖĞRENME OYNAYARAK ÖĞRENMEDİR

Çocuklar için en iyi öğrenmeyi oynayarak sağlayacağını ifade eden Yurtsever, “Çocukların davranış yansımasında anne ve babaların tutumları belirleyicidir. Bazı anne babalar, aşırı disiplinli, aşırı kuralcı davranıyor. Oyun çocuğunu, okul çocuğu rolüne tez zaman da sokmak istiyorlar. Bu çocuklar 13 yaşına kadar, oyun çocukluğu ve okul çocukluğu yaşantısını deneyimleme sürecindedirler. Yaşamlarında deneme yanılma yaparak, yaşayarak öğrenirler. 3 - 13 yaşları arasındaki çocukların oyun çocukluğu döneminde olduklarını anne babalar bilmesi gerekir. Ana Sınıfına gönderdiği çocuk ve ilkokul 1.sınıfa gönderdiği çocuk oyun çocuğudur. Ortaokula gelen çocuklar oyun ile okulu dengelemeye başlarlar. Bu çocuklar oynayarak öğrenirler. Bu çocukları ailelerin aşırı disipline etmeleri hatalı bir yaklaşımdır. Ebevynler, çocuklarının oynayarak öğrenmelerini tercih etmeliler hatta desteklemelidirler. Çocuklar için en iyi öğrenme oynayarak ve eğlenerek öğrenmedir.”279242796_10159927554544469_126044754519459353_n

ÇOCUKLARIN SORUMLULUKLARI BAŞLIYOR

Çocukların okul ile sorumluluklarını ‘merhaba’ diyeceğini söyleyen Alparslan Yurtsever, “Okula başlamayla birlikte çocuktaki sorumluluk alma duygusu evde, okulda ve toplumun her alanında artması beklenmektedir. Çocuk sorumluluklarını öğrenmesi ve uygulamaya başlaması gerekir. Sorumluluk verilmeyen ve almayan çocuklar yaşamlarının her alanında olduğu gibi okul ortamında da sorunlu öğrenciler olmaya başlarlar. Sorunlu bireyler ve öğrenciler yetiştirmemek için en sağlıklı tutum şudur: Ne aşırı baskı altında tutacağız ne de aşırı serbest bırakacağız. Her zaman denge de başarı ve huzur vardır. Ona güveneceğiz, inanacağız, kendi ayakları üstünde durması için serbest bırakacağız ama yanıldığında, düştüğünde ya da zorlandığında yanında olduğumuzu hissedecek ve bilecektir. Bu durumda birey kendini güvende hissederek kendine güveni artar. Kendine güveni olan bireyler ise doğru kararlar alırlar. Bazen kendi gücünü görmesi için deneme yanılmalar yapmasını destekleyeceğiz. Bunu sağladığımızda kendine yani özüne güvenen birey yaşamın her alanında sorumluluk almaya ve görevlerini bilmeye başlar. Bu farkındalık ise okula ve arkadaşlarına hızlı bir şekilde uyum sağlamasını gerçekleştirir” ifadelerini kullandı.

ÖĞRENCİLERİN KESİNLİKLE HAYALLERİNİN OLMASI GEREKİYOR

Hayallerden bahseden Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı Yurtsever, “Hayali olmak bir insanı var ya da yok eder. Bir kişinin hayali varsa o insan yaşıyor demektir. Hayali ve hedefi olmayan insan sadece nefes alıyordur. Hayalleri ve hedefleri olan bireyler mücadeleci insanlardır. Burada yapılması gereken en önemli şey; çocuklarımızla bol bol konuşmaktır. Hayallerinin neler olduğunu, ileride ne olmak istediğini, nasıl bir evde yaşamak istediğini, nasıl bir arabaya binmek istediğini, yapmak istediği mesleğin ne olduğunu konuşmamız gerekir. 3. sınıftaki bir çocuğumuzla bu şekilde konuşurken bize saçma sapan gelen bir hayali varsa  “Bu hayal saçma” demek yerine; “Evet bu hayalinin çok güzel olduğunu düşünüyorum. Bu hayalini gerçekleştirmek için neler yapacaksın” demelidir. Açık uçlu sorular sorarak; “Bu hayaline ulaşmak için Neler yapacaksın, bu hayallerine nasıl ulaşacaksın” gibi sorular sorarak çocukların hayallerinden yukarıdan aşağı doğru inmesini ve şuan yapması gerekenleri görmelerini sağlamış oluruz. Öğrencilerin kesinlikle hayalleri olması gerekiyor. Çocuk, annesi ve babası istiyor diye okula gidiyorsa gitmek istemez. “Ben bu okulda öğrendiklerimle hayalim olan iyi bir liseyi kazanacağım” diyorsa o çocuk oraya koşarak gider. Amacı bellidir. Çünkü orada öğrendiği bilgilerle başarılı olacaktır. Lisedeki öğrenci; “Ben Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanacağım ya da ODTÜ’yü kazanacağım” diyorsa o okula aşkla gider ve gelir. Hoca ders anlatırken aşkla dinler. Hoca ders anlatırken aşkla dinlemiyorsa gitmek istemez. Aileler ve okul olarak çocukların hedeflerini ve oraya geliş amaçlarını doğru şekillendirebilirsek öğrenciler okula daha hızlı uyum sağlar. Okulda da başarılı olurlar. Okulda daha az disiplin problemleri yaşatırlar” dedi.274865932_10159823120129469_5662406071525895601_n

EN BÜYÜK PROBLEM DEVAMSIZLIK PROBLEMİ

Alpaslan Yurtsever, “Covid-19 salgınından sonra toplumun tüm kesiminde olduğu gibi öğrencilerde de ciddi bir uyum problemi oluşmuştur. Öğrencilerde okula, ders çalışmaya uyum gibi problemler en sık görülen durum olarak gözlemlenmektedir. Çünkü salgın döneminde insanlar telefonun, tabletin, televizyonunun ve bilgisayarın karşısında ders izliyorlardı. Dün kullanmasını istemediğimiz ve engellediğimiz teknolojik aletleri çocuklarımıza aldık ve kullanımlarına açtık. Biz onları ders izliyor ve derse katılıyor zannederken çocuklarımız -mış gibi yapıyor ve yaşıyorlardı. Salgın dönemi bir çok açıdan verimsiz geçen 2 yıl oldu. Bu 2 yılda sonra çocuklar ne okula ne de evde ders çalışmaya uyum sağlayabildi. Bu ciddi bir problem olarak gözümüzün önünde durmaya devam etmektedir. Bunun yansıması olarak geçen yıl özellikle devamsızlık çok fazla oldu. Öğrencilerde; “Pandemi var, devamsızlık yapsakta bizi devamsızlıktan bırakmazlar” gibi düşünce vardı. “Bize sınıfı geçirirler” diyorlardı. Böyle düşünce içerisinde çocuklar okula gelmiyordu. Özellikle lisede devamsızlık daha çok oluyordu. Bu durumu bu sene önleyemediğimiz sürece öğrencilerin okula uyumunu ve başarısını artırmayı sağlanamayacaktır. Öncelikle okuldaki idarecilerin, öğretmenlerin ve ailenin sıkı bir kontrolü ve takipleriyle öğrencilerin okulun ilk başından itibaren düzenli bir şekilde okula gidip gelmelerini sağlamaları gerekmektedir. Bir ay içerisinde öğrenci çok devamsızlık yapmazsa sonraki süreçte de devamsızlık yapmamaya alışır. Orada yapmamız gereken; idareciler, öğretmenler ve veliler okulun ve okul ortamında bulunmanın ve dersleri dinlemenin öğrenci hayalleri ve hedeflerine ulaşmasına etkisinin vurgulanması gerekir ki bu şekilde devamlılığın artışı desteklenmiş olur”299401328_10160142496289469_7989230778719291890_n

BAŞARILI BİR ÇOCUĞUN ARKASINDA HUZURLU, MUTLU VE SABIRLI AİLELER VARDIR

Psikolojik Danışman Yurtsever, konuşmasına şöyle devam etti: “Başarılı olmak bütün yaşamın dışarıya yansımasıdır. Aileler çocuklarının başarısını istiyorsa bunun sadece ders çalışmakla gerçekleşmeyeceğini bilmesi gerekmektedir. Bir öğrencinin başarısı için, huzurlu ve mutlu bir aileye ihtiyacı vardır. Anne ve babaların ev içerisinde çatışma çözerken dikkat olmaları gerekir. Akşam yaşadıkları çatışmalarını bağırma, tartışma ve kavga ile çözüyorlarsa çocuk akşam yatağına giderken şu şekilde düşünüyor; “Ben yarın okula gideceğim, niye gidiyorum ki. Zaten anne ve babam ayrılacak” diyor. Çocuk o şekilde uyuduğunda sabah kalkmakta istemeyecektir. Anne ve baba çocuk uyuduktan sonra gece barışıyor, konuşuyorlar; “Hata yaptık, keşke kavga etmeseydik” diyorlar. Lakin çocuk bu durumu bilmiyor. Çocuğun kafasında uyumdan önce şunlar kalıyor; “Sınıfımdaki Ayşe’nin annesi ve babası ayrıydı, Ali’nin annesi ve babası da ayrılar, benim annem ve babamda ayrılacak. Ben ne yapacağım” sorusuyla yattığı için o çocuk sabah kalkmakta zorlanıyor. Kalksa da sabah okula gittiğinde dersi dinlemekte zorlanıyor. “Annem ve babam sabah avukata gidip ayrılır mı” korkusuyla yaşıyor. Bu nedenle şunu bileceğiz. Başarılı bir çocuğun arkasında huzurlu, mutlu ve sabırlı aileler var. Bu sabrın temelinde ise eşlerin birbirlerine sabrı ile başlayan çocuklarına aktarılan sabır yatmaktadır.”

Akdeniz Gazeteciler Federasyonu Mersin’de buluştu Akdeniz Gazeteciler Federasyonu Mersin’de buluştu

Haber: Ömer Harmankaya