TBMM, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Komisyon Başkanı Beyazıt'ın toplantıyı açmasının ardından Sosyoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilay Kaya, Türkiye'de okul şiddetindeki artışın yalnızca bireysel öfke, psikolojik kırılganlık veya tekil güvenlik zaaflarıyla açıklamanın yetersiz kalacağını ve çok katmanlı bir sosyal risk alanıyla karşı karşıya olunduğunu belirtti. Kaya "UNESCO'nun yaptığı çalışmalar, okul şiddeti ve zorbalığın tek tek öğrencilerin dijital davranışları olmadığını, tek tek bu okul şiddeti, öğrencilerin davranışlarından ibaret olmadığı; okul ortamı, kurumsal normlar, toplumsal güç ilişkileri ve dijital etkileşimlerle birlikte ele alınması gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu nedenle, öncelikle şu soruya yanıt vermemizin önemli olduğunu düşünüyoruz. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan olaylar münferit midir yoksa yapısal bir dönüşümün işareti midir? Burada dikkatli bir ayrımı yapmak gerekir ki her olayın kendine özgü koşulları olabilir. Dolayısıyla, olayların biçimi münferit görülebilir ancak bu olayların ortaya çıkmasına imkan veren zemin büyük ölçüde yapısaldır" ifadelerini kullandı.

'HER 6 OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKTAN 1'İ SİBER ZORBALIĞA MARUZ KALMAKTADIR'

Prof. Dr. Nilay Kaya okul şiddetini besleyen yapısal etkenleri; okul aidiyetinin zayıflaması, sosyal eşitsizliklerin okul dışı ilişkilere yansıması, yetişkinlerin gözetimi ile rehberliğinin dijital çağın hızına yetişememesi ve akran ilişkilerinin dijitalleşmesi olarak nitelendirdi. Kaya, "Geçmişte okul çıkışında sona erebilecek bir zorbalık, bugün sosyal medya, çevrim içi oyunlar, mesajlaşma uygulamaları ve kapalı dijital gruplar sayesinde 24 saat boyunca sürebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yaptığı araştırmalarda da yaklaşık her 6 okul çağındaki çocuktan 1'i siber zorbalığa maruz kalmakta ve siber zorbalık oranları da önceki dönemlere göre giderek artış göstermektedir. Çocukların çevrim içi etkileşimleri aile, öğretmen, kurumlar tarafından çoğu zaman geç fark edilmektedir. Böyle bir durumda da çocuk çevrim içi şiddetle yalnız başına baş etmeye çalışmakta, bu yalnızlık bazen öfkeye, bazen geri çekilmeye, bazen de misilleme davranışı olarak okul ortamına taşınmaktadır. Dijital bir ortam ile okul içi şiddetin döngüsel bir ilişki olduğunu görmekteyiz" diye konuştu.

Kaya ayrıca okul aidiyeti düşük olanlar, akran dışlanması yaşayanlar, yoksulluk ve sosyal dezavantaj yaşayanlar, denetimsiz dijital erişimi olanlar, aile içi iletişimi zayıf olanlar, görünüşü, dili, kimliği veya davranış kalıpları nedeniyle damgalananlar ile okul da başarısız olan öğrencilerin yüksek risk altında oluğunu ekledi.

'STANDART BİR ULUSAL İZLEME SİSTEMİ BULUNMAMAKTADIR'

Okul saldırıları ile ilgili bütüncül bir yaklaşım önerdiklerini ve bu kapsamda okul, aile, çevre ve dijital medya platformlarının yer aldığı 4 başlıktan bahseden Kaya, "Etkili bir kamu politikası aslında bu 4 halkayı birlikte gören bir çerçevede ele almak zorundadır. Kamu politikalarındaki temel eksikliklere baktığımızda ise burada birinci eksikliğimiz nedir? Dağınık kurumsal sorumluluklar; okul şiddeti, siber zorbalık, çocuk koruma ve medya etkileri farklı kurumlara dağılmış durumda; bu ise veri, müdahale, hesap verilebilirliğin zincirlerini zayıflatmaktadır. İkinci eksikliğimiz ise standart bir ulusal izleme sisteminin bulunmamasıdır. Üçüncü eksikliğimiz, öğretmen ve okul yöneticilerinin erken uyarı ve vaka yönetimi konusunda yeterli araçlarla desteklenmemesidir. Dördüncü eksikliğimiz ise çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları risklere dair ebeveyn kapasitesinin sistematik biçimde güçlendirilmemesidir" dedi.

'ÇOCUKLARIN DİJİTAL ORTAMLARDA KORUNMASI İÇİN PLATFORMALARA DAHA AÇIK YÜKÜMLÜLÜKLER GETİRİLMELİ'

Prof. Dr. Kaya, dernek olarak somut önerilerinin olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti;

"Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde okul şiddeti, akran zorbalığı ve siber zorbalığı birlikte izleyen ulusal bir veri ve erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Her okul standardize edilmiş vaka bildirim formları kullanmalı, ilçe ve il düzeyinde düzenli risk haritaları çıkarılmalı, bu veriler sadece disiplin amacıyla değil önleyici sosyal politika üretimi için kullanılmalıdır. İkinci noktada da her okulda çok disiplinli risk değerlendirme ve müdahale ekipleri yer almalıdır. Amaç burada çocuk bir krize sürüklendikten sonra müdahale etmek değil, erken işaretleri görerek riski önleyici tedbirleri almaktır. Üçüncü noktada rehberlik hizmetlerindeki nicelik ve nitelik olarak güçlendirmeler yer almalı. Dördüncü noktada çocukların dijital ortamlarda korunmasına yönelik daha açık platform yükümlülükleri getirilmeli çünkü çevrimiçi alanda koruma sağlanmadan okul içindeki şiddeti tam olarak önlemek mümkün değildir. Beşinci noktada gene aileleri merkeze alan ulusal bir dijital ebeveynlik programı oluşturulmalıdır. Buradaki amaç, ebeveynleri suçlamak değil onları çocukların dijital yaşamını anlayabilen ve yönlendirebilen aktörler haline getirmektir. Altıncı noktamızda cezalandırıcı, tek boyutlu yaklaşımlar yerine onarıcı, pedagojik modeller geliştirilmeli yani bütüncül bir modelle güvenli okul ortamı, yeniden ilişki kurma, sorumluluk alma, destek mekanizmaları oluşturan müdahalelerle öne çıkılmalı."

Prof. Dr. Nilay Kaya çocukların zorba, saldırgan ve problemli olarak nitelendirilmesinin çocuğun benlik algısını etkilediğini ve dijital ortamın süreci ağırlaştırdığını ifade etti.

'TÜRKİYE'DE RUH SAĞLIĞIYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEME OLMALI'

Ardından Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, sunum yaptı. Candansaray, "Sözlerime başlarken bakın biz yaklaşık 10 yıldır bir ruh sağlığı yasasının çıkarılması için uğraşıyoruz. Mutlaka Türkiye'de ruh sağlığıyla ilgili yasal bir düzenleme olmalı. Şimdi Kahramanmaraş ve Şanlıurfa şiddet olaylarıyla ilgili bizim temel tezimiz şu: Okul şiddeti, bir psikiyatrik bozukluğun ya da ahlaki çöküşün belirtisi değil. Şiddet; yapısal eşitsizliklerin, kamusal hizmet yetersizliğinin ve bunların çocuk ruhsal gelişimi üzerindeki derin etkilerinin sonucudur. Demek ki tek bir bireyin psikiyatrik bir hastalığı, suçu ya da ahlaki çöküşü değilse, daha yapısal bir eşitsizlik sorunuysa çözüm de bu gerçeğe uygun olmalı. Önleyici, kamusal, çok sektörlü ve çocuk haklarını merkeze alan bir yaklaşım öneriyoruz biz ve şeyimiz şu; Polisiye tedbirler tek başına yetmez, ilaç ve tedavi tek başına kesinlikle çözüm değil, yapısal bir değişim şart" değerlendirmesinde bulundu.

'TÜRKİYE'DE YAKIN ARKADAŞI OLMAYAN ERGEN SAYISI YÜZDE 19'

Okul saldırısı gerçekleştirenlerin yüzde 2,4'ünün ağır psikiyatrik sorun yaşadığını aktaran Candansaray, akran ve okul ilişkilerinin çocuğu aileden daha fazla etkilediğini dile getirdi. Okulların şiddet riski olan yerler haline dönüştüğünü vurgulayan Candansaray, "Dijital ortamın riskleri ile ilgili kanıtlar var. Çocuklar ve ergenler şiddet içeriklerine ne kadar yoğun maruz kalırsa şiddet bilinçleri şiddete dönüyor. Siber zorbalık ve dijital dışlanma, depresyon, anksiyete ve intihar düşüncesi riskini artırıyor ama saldırganlığı da arttırıyor. Ve bakın, Türkiye'de yakın arkadaşı olmayan ergen oranı 1990'da yüzde 7 iken bugün yüzde 19. Yani her 5 ergenden 1'i sorduğunuzda, 'Benim hiç yakın arkadaşım yok' diyor. Bu, bu kadar büyük bir yalnızlaşma olduğunu gösteriyor. Dijital platform şirketleri bu krizin yapısal üreticileri, bile isteye yapıyorlar. Bu yüzden mutlaka okullarda medya okuryazarlığı dersleri yeniden müfredatla entegre edilmeli, nefret söylemi ve şiddet içeriği için çocuk hakları odaklı yaş filtreleme zorunlu hale gelmeli, çocuklar nefret söylemiyle medyada ve sosyal medyada karşılaşamamalılar" ifadelerini kullandı.

'DİJİTAL DENETİM MUTLAKA DÜZENLENMELİ'

Candansaray, Kahramanmaraş'taki okul saldırısının depremle, Şanlıurfa'daki saldırıyı ise yoksullukla bağdaştırdı ve dernek olarak önerilerini paylaşarak, "Bizim politika ve mevzuat önerilerimizden söz etmek istiyorum: Birincisi, ruh sağlığı yasa önerisi. Her okula tam zamanlı psikolojik danışma ve rehberlik uzmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk psikiyatristlerinin düzenli süpervizyonu, ücretsiz psikoterapi hakkı verilmeli. Dijital denetim mutlaka düzenlenmeli, entegre erken uyarı sistemlerinde eğitim, sağlık, sosyal hizmetler arasında bir bağ kurulmalı, sorumlu medya standartları mutlaka getirilmeli, onarıcı adalet çerçevesi olmalı, akran zorbalığında cezalandırıcı değil, onarıcı, topluluk bağlarını, dayanışmayı, aidiyet hissini geliştirici programlar yürütülmeli. Mutlaka insan kaynağına yatırım yapılması, dezavantajlı ve afet bölgelerine uzman istihdamı, telepsikiyatri altyapısının mutlaka güçlendirilmesi, Çocuk Koruma Kanunu'nun da işlevselleştirilmesi gerekiyor; bürokratik gecikmeler var. Sosyal hizmet uzmanları okul ekiplerine sistematik olarak entegre edilmeli" diye konuştu.

'2024 YILINDAN BERİ KUMAR BAĞIMLILIĞI MÜRACAATLARI, ALKOL VE MADDE BAĞIMLILIĞINI GEÇTİ'

Komisyonda, Yeşilay Akademisi Direktörü Hakan Çetin de sunum yaptı. Çetin, Yeşilay'ın sunduğu hizmetlere ilişkin şu ifadeleri kullandı;

"Danışmanlık merkezleri 2014 yılından beri hizmet veriyor ve alkol, madde ağırlıklı olarak danışanlar geliyordu. Ancak 2024 yılından beri maalesef kumar bağımlılığı hem alkolden hem maddeden daha fazla müracaat aldığımız bir alan haline geldi. Bu da bize gösteriyor ki aslında davranışsal bağımlılıklar Türkiye'de de en önemli risklerden birisini oluşturuyor. Kumar, alkol, oyun, pornografi ve benzeri davranış kalıpları arasında ilişkilerin olduğu literatürde kanıtlanmış ve kongrelerde sık sık dinlediğimiz bir konu haline geliyor."

'İNTERNET BAĞIMLILIĞIYLA İLGİLİ SORUN YAŞAYAN KİŞİLERİN YASAL SÜREÇ YAŞAMA OLASILIĞI ARTIŞ GÖSTERİYOR'

Çetin, BTK'nın 2024 yılında 24 bin öğrenciyi içerisine alan bir araştırma yaptığını ve araştırma sonucunda çocukların oyun, internet ile sosyal medya bağımlılığının yüzde 20 ile yüzde 30 arasında, ortaokul öğrencilerinin yüzde 22'sinin 18 yaş artı içeriklere maruz kalıp oyun oynadıklarını ve şiddet içerikli video oyunlarına sık maruz kalanların 10 yıl sonra 3,5 kat şiddet davranışı riskini artırdığını söyledi. Çetin, "Yeşilay Danışmanlık Merkezleri 105 merkezde 81 ilde ücretsiz olarak psikososyal destek veriyor; 12 yaş üstü bireylere destek veriyor. Başvuru sayılarına baktığımızda; internetle ilişkili bağımlılıklara ilişkin başvuru sayısı 4 bin 300 civarında başvuru var. Tabii bu sayı başvurular arasında en düşük sıralamada yer alıyor ancak önemli olan bir veri var. İnternetle ilişkili bağımlılıklar konusunda başvuranların yüzde 64'ü 12-18 yaş grubunda geliyor. Yani en yüksek oran orada geliyor. Bir de suç ilişkisini ortaya koymak açısından bence önemli bir veri var. Alkol-maddede suç ilişkisi kuvvetli ama ondan sonraki en kuvvetli ilişki internet bağımlılığı yani internet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin olma olasılığı da bir miktar artış gösteriyor" ifadelerini kullandı.

'SAĞLIKLI YAŞAM LİGİ UYGULAMAMIZ OKULLARDA YAYGINLAŞABİLİR'

Yeşilay olarak önerilerini paylaşan Çetin, "Dünyada ve Türkiye'de detokslar yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı; dijital detoks otelleri, dijital detoks kampları bir söylem haline getirilip iletişimi de iyi yapılırsa okullar için de bir projeye dönüştürülebilir. 'Sağlıklı Yaşam Ligi' diye bir uygulamamız var; Erzincan'da, Afyon'da ve İzmir'de uygulanıyor. Bugün çocuk bir esnafı uyarıyor, parkta sigara içen birisine yönelik bir şey yapıyor, ailesine gidiyor, bağımlılıkla ilgili bir şey anlatıyor ya da kendisi bir podcast çekiyor ve onu arkadaşlarına dinletiyor. Dolayısıyla, böyle çocuklara görev verdiğimiz, iyi örnek olarak arkadaşları arasında, sınıflar arasında yarışmalar düzenlediğimiz iyi bir uygulama oldu, Erzincan'da da finali yapıldı geçtiğimiz günlerde. Dolayısıyla, bu Sağlıklı Yaşam Ligi uygulaması tüm okullarda yaygınlaşabilir. Çocukların direkt bağımlılık farkındalığını artırıp kendilerinin sürece dâhil oldukları bir proje" diye konuştu.

'TBMM'DE ÇOCUK GÜVENLİĞİ İZLEME MEKANİZMASI OLUŞTURULMALIDIR'

Ardından Hukuki Araştırmalar Derneği Konya Şube Başkan Yardımcısı Av. Fatih Ruşen, sunum yaptı. Ruşen, "Türkiye'de çocuk koruma bir problem değil, çocuk koruma koordinasyon problemi bulunmaktadır. Kanaatimizce Gazi Meclisimizin önündeki en büyük mesele de budur. 'Çocuk koruma koordinasyon kanunu' hazırlanmalıdır. Bugün, çocuklarla ilgili görevler Milli Eğitim Bakanlığı’nda, İçişleri Bakanlığı’nda, Adalet Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı’nda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda ayrı ayrı bulunmaktadır ancak bu kurumların ortak risk yönetimini zorunlu hale getiren yatay bir koordinasyon merkezi bulunmamaktadır. Biz yeni kurum kurmayı değil, mevcut kurumları aynı hedef doğrultusunda çalıştıracak hukuki bir altyapının oluşturulmasını öneriyoruz. Ulusal erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Okul güvenlik koordinatörlüğü müessesesi kurulmalıdır. Çocuklara korku değil, kriz yönetimi, bildiğin sivil savunma öğretilmelidir. Dijital çocuk koruma sisteminin oluşturulmalıdır. Aile, çocuk koruma sisteminin merkezine yeniden yerleştirilmelidir. Çocuk koruma etki analizi zorunlu hale gelmelidir. TBMM bünyesinde sürekli çalışan, fasıla vermeyen çocuk güvenliği izleme mekanizması oluşturulmalıdır. Çocuk güvenliği, bir defalık bir komisyon çalışmasıyla tamamlanabilecek bir konu değildir. Düzenli raporlayan, uygulamayı izleyen, kurumlar arası koordinasyonu değerlendiren, sürekli parametreler, mekanizmalar oluşturulmasını, politikalar üretilmesini sağlayan, yapısal düzenlemelerin sahadaki etkisini artıran sürekli bir kurum" dedi.

Kaynak: DHA