Gençliğinde, özellikle Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da top koşturmuş forma terletmiş, kışın çamurunu, yazın ter ve tozunu yutmuş, özetle lisanslı futbolcu olarak, yazılarıma spora dair hatıralarımı, notlarımı ve anekdotları düşerim ara ara.

Tabi her zaman olduğu üzere, siyasete dokundurarak, ilinti kurarak!

Tartışılmaz gerçek şu ki, yolu doğru olanın yükü ağır çeker!

Bu şehrin yükü ağır, bu şehre yük olmaya değil, yük almaya niyetlenen, bu işin üstesinden gelmeyi başarabilecek kimselere ihtiyacımız var.

Dürüst olacak, yetenekli olacak, toplumla barışık olacak, gönül adamı olacak, yüreğinde biriktirdiği insan sevgisini herkesle paylaşabilecek, insanların yüreklerine, kalbine dokunabilecek yerel yöneticilere, siyasetçilere ihtiyacımız var.

*

Dikkat ederseniz herkes bu şehri yönetmeye kalkışıyor, herkes bir yere talip olma derdinde.

Forvet oynarım, golümü atarım, tribüne selam çakarım, havamı basarım!

Defansta durayım, gelen akınları keseyim, rakibimin onsekiz içine girmesine mani olayım, takımımın galip gelmesi için can havliyle sahada olayım diyen yok.

Kaleyi koruyayım, iki direk arasından top geçmesin, takım yenilmesin! diyen de yok.

Herkes potansiyel, bir numaralı futbolcu. Kimisi ofsayttan, kimisi kornerden, kimisi frikikten, kimisi penaltıdan gol atıp tarihe geçme peşinde, niyetinde.

Defansa çekilen yok, illa ki ileride olacak, sağdan soldan gelen ortalara vole çakacak, kafa golleriyle gazetelere manşet olacak!

*

Geçmişte, Fenerbahçe, Galatasaray’da top koşturan iki ünlü futbolcu, Alex ve Hagi zannediyor kendini bizimkiler.

Kaleyi koruyalım diyen yok!

Defansı sağlam tutup, gelen akınları önleyelim diyen yok.

Takımı küme düşürmeyelim diyen zaten yok. Takım bir alt lige düşerse taraftarın, mahalle halkının, şehrin yüzüne nasıl bakarız düşüncesinde olana da rastlamadım.

İllaki forvet oynayacak, illaki gol atacak, illaki önümüzdeki sezonda transfer ücretini artıracak, illaki şöhret basamaklarını birkaç adım birden çıkacak!

*

Bir üst lige terfi edersek kalitemiz artar, transferde malı götürürüz, iyi çalışmamız, ekip ruhu ile hareket etmemiz lazım, diyen yok.

Orta sahayı güçlü tutamazsak, rakip takım bizi yolgeçen hanına çevirir, aman dikkat edelim diye düşünen yok.

Birlikte hareket etmez isek averaj takımına döner, patron, yani kulüp başkanı kapının önüne koyar şeklinde yorum yapan yok!

O yok, bu yok, şu yok, illaki forvet oynayacak, gol atacak, tribüne selam çakacak!

Kaleyi korumak yerine önce kendini, kendi koltuğunu, kendi etiketini, kendi ballı maaşını, kendi dokunulmazlığını koruma derdinde olanların bu şehre dair yazacakları başarı hikâyeleri de olmayınca, şehir gördüğünüz gibi.

 *

Çok sevdiğim, ki üçü de hukuk adamı sayın Av. Ahmet Özdemir, Vahit Bağcı ile Av. Fırat Görgel futbolu bilirler. Nerede duracaklarını, nasıl gol atacaklarını, nasıl korner çekeceklerini de…

Her ikisi de bu şehre gerekli siyasetçiler.   

Başkalarına bakıyorum, kolektif oyundan çok, bireysel siyaseti, pardon oyun tarzını benimsemiş görünüyorlar. Ha, bazıları da var ki, artık bırakın sahada  top koşturmayı, yürüyecek halleri kalmamış, enerjilerini tüketmişler, ‘İlle de sahaya çıkacak ilk 11’de olmam lazım!’ diye ısrar ve inat ediyorlar ki, sinir ediyorlar adamı.

Bir isim daha var ki, geçmişte hizmetleri unutulmadı, (kim olduğunu siz gayet iyi biliyorsunuz) AK Partiden aday gösterilmez ise kulvar değiştirebilir, başka adreslere dümen kırabilir, yeni güzergahın önündeki engelleri kaldırıp, şansını deneyebilir.

Olursa olur mu, olmaz olmaz deme, olmaz olmaz!

*

Bu güzide takımı, pardon bu kadim şehri düşünen sadece sen, ben ve birkaç kişi.

Takım oyunu, şehir milliyetçiliği bu şehri ayağa kaldırır, yoksa küme  düştüğünüzde yüzünüze bakan olmayacak!