Kültürel miras denildiğinde çoğu zaman aklımıza eski yapılar, gelenekler, türküler ya da yemekler gelir. Oysa bazı kültürel miraslar vardır ki geçmişi anlatırken geleceğe dair de önemli ipuçları taşır. Kahramanmaraş’ın zahire kültürü bunlardan biridir. Bugün zahire denildiğinde çoğumuzun zihninde kurutmalıklar, salçalar, peynirler, tarhanalar, turşular ve pekmezler canlanır. Ancak zahireyi sadece kışlık hazırlık olarak görmek, bu kültürü eksik anlamaktır. Çünkü zahire, aslında bir düşünme biçimidir. Bir ürünün bugünkü değerinin yanında yarın taşıyacağı değeri de görebilme becerisidir. Mayıs ayında başlayan hazırlıklar sonbaharın sonuna kadar devam eder. Bahçedeki meyve değerlendirilir. Tarladaki ürün değerlendirilir. Süt peynire dönüşür. Tereyağı sade yağ olur. Üzüm pekmez olur, bastık olur, samsa olur. Patlıcan kurutulur, içi ayrı değerlendirilir. Kabak farklı biçimlerde işlenir. Meyvelerin posaları sirkeye dönüşür ve yeni üretimlerin parçası haline gelir.
Burada dikkat çekici olan ürünlerin çeşitliliğinden çok, bir ürüne bakarken geliştirilen zihinsel yaklaşımdır. Çünkü zahire kültürü, bir ürünü tüketmeden önce onun içindeki bütün imkânları görmeyi öğretir. Bugün dünyanın birçok yerinde sürdürülebilirlik konuşuluyor. Kaynak yönetimi konuşuluyor. Döngüsel ekonomi konuşuluyor. Gıda güvenliği konuşuluyor. Atıksız üretim konuşuluyor. İklim değişikliği ve gıda krizleri nedeniyle toplumlar yeniden yerel üretimi, yerel bilgiyi ve dayanıklılığı tartışıyor. Aslında bu tartışmaların merkezinde yeni bir soru var: Sahip olduğumuz kaynakları nasıl daha akıllıca kullanabiliriz? İşte zahire kültürü tam da bu soruya yüzyıllardır verilmiş bir cevaptır. Çünkü bu kültür üretmeyi, korumayı, dönüştürmeyi ve yarını düşünmeyi öğretir.
Belki de bu nedenle zahire kültürünü sadece mutfak tarihi içerisinde değerlendirmek doğru değildir. Bu aynı zamanda bir planlama kültürüdür. Bir kaynak yönetimi kültürüdür. Bir aile ekonomisi kültürüdür. Bir dayanıklılık kültürüdür. Bir bilgi kültürüdür. Daha da önemlisi, bir vizyon kültürüdür. Çünkü vizyon yeni fikirler üretmenin yanında, eldeki değeri doğru okuyabilmektir. Bir patlıcanda patlıcanın ötesindeki ihtimalleri görebilmekle, onu olduğu gibi görmek arasında büyük bir fark vardır. Bir meyvede onun dönüşebileceği bütün değerleri görebilmekle, sadece meyveyi görmek arasında büyük bir fark vardır. Toplumlar için de durum aynıdır. Bazı toplumlar sahip oldukları kaynakları görür. Bazıları ise o kaynakların içindeki potansiyeli görür. Geleceği şekillendiren fark çoğu zaman burada ortaya çıkar. Bugün Kahramanmaraş’ın zahire kültürüne yeniden bakmamızın sebebi geçmişe duyulan özlem değildir. Asıl sebep, bu kültürün içerisinde saklı olan düşünme biçimini yeniden keşfetme ihtiyacıdır. Çünkü geleceğin dünyasında öne çıkacak olanlar, ürettiğini doğru değerlendiren ve kaynağın içindeki değeri görebilenler olacaktır.
Belki de zahire kültürünün bize bıraktığı en büyük miras tarifler değildir. En büyük miras, bir nimete bakarken onun içindeki bütün ihtimalleri görebilen bakış açısıdır. Ve bugün Kahramanmaraş’ın dünyaya söyleyebileceği en güçlü sözlerden biri de tam olarak budur: Bereket, sahip olunanın miktarında değil; sahip olunanın değerini görebilen akılda saklıdır. Şimdi yapılması gereken, bu kadim bilgiyi hatırlamakla yetinmeyip geleceğin üretim anlayışına, eğitimine ve kalkınma vizyonuna taşımaktır. Çünkü yarının dünyasında gerçek güç, daha fazlasına sahip olmakta değil; eldekinin içindeki potansiyeli ortaya çıkarabilmektedir. Zahire kültürü bize geçmişten gelen bir hatıra değil, geleceğe uzanan bir yol haritası sunuyor. Bu mirası yeniden okuyabilir, geliştirebilir ve yeni nesillere aktarabilirsek, Kahramanmaraş geçmişiyle olduğu kadar geleceğe ilham veren düşünce biçimiyle de örnek gösterilen şehirlerden biri olacaktır.“Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni değerler üretmekten önce, sahip olduğumuz değerlerin ne söylediğini yeniden dinleyebilmektir. Çünkü Kahramanmaraş’ın geleceği, kendi birikimini yeniden keşfedip onu hayatın içinde yeniden anlamlandırabilmesiyle şekillenecektir.”