“ HER KİTAP BENİ YENİDEN İNŞA ETTİ”
1 – Merhaba okurlarımız sizi tanır ama usuldendir ana hatlarıyla biyografinizi sizin dilinizden alayım.
R. Avcı: Kahramanmaraş’ta doğdum. İlkokulu İskenderun, ortaokulu Osmaniye, liseyi Kahramanmaraş’ta okudum. Yükseköğrenimimi Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde, yüksek lisansımı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde yaptım. 1986 yılında Göksun Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak göreve başladım. Kahramanmaraş’ta değişik liselerde edebiyat öğretmeni olarak, Kahramanmaraş Bilim ve Sanat Merkezi’nde yönetici olarak, Kahramanmaraş İl Millî Eğitim Müdürlüğünde şube müdürü olarak görev yaptım.
Türkiye Yazarlar Birliği üyesiyim. Bir dönem Kahramanmaraş Edebiyat Sanat Derneğinin (MESDER) başkanlığını yürüttüm. Yerel, ulusal ve uluslararası kültür, sanat, edebiyat dergilerinde araştırma, inceleme, deneme yazılarım yayınlandı. Değişik kurum ve kuruluşlarda diksiyon, yazarlık eğitimi, tiyatro, protokol kuralları, resmî yazışma kuralları, iletişim becerileri konularında kurslar verdim. Birçok kitabın editörlüğünün yanı sıra Ötüken, Anadolu, Öğretmen, Yeni Ufuk, Kelamdan Kaleme dergilerinin yayın yönetmenliğini yaptım. Birçok kurum ve kuruluş tarafından ödüllere layık görüldüm. Edebiyat, dil, kültür, eğitim, okuma kültürü konularında ve araştırma, biyografi, deneme, ders kitabı gibi türlerde yayımlanmış 23 eserim bulunmaktadır.
2- Öğretmenlik hayatınız uzun yılları kapsar. Eğitim ve öğretim hayatının can suyu ne olmalıdır?
R. Avcı: Sorunuzu öğretmenlik zaviyesinden cevaplandıracağım: Eğitim ve öğretim hayatının can suyu mesleğini sevmek, alanındaki gelişmeleri takip etmek, mesleğini maddiyatla kıyaslamamak ve meslekî heyecanını kaybetmemektir. Tatlı dilli, güler yüzlü ama disiplinli olmaktır. Kısacası eğitimin can suyu; sevgiyle yoğrulmuş, inançla beslenmiş idealist öğretmendir.
3- Dolunay Kitap kırtasiye adlı bir işletmeye de omuz verdin bu alan size neler kazandırdı?
R. Avcı: Dolunay Kitap Kırtasiye, edebiyat öğretmeni olan arkadaşım Ali Paksoy ile birlikte rahmetli Bahaettin Karakoç’un teşvikiyle kurduğumuz bir edebiyat mahfiliydi. Bu mahfilin isim babası da Bahaettin Karakoç’tu. İstedik ki edebiyatla, sanatla ülfeti olanların, edebiyatçı dostların buluşma mekânı olsun. Bunun yanı sıra kültür kitaplarının yer aldığı kütüphane görünümlü bir mekân olsun. İşletme diyemiyorum çünkü amacı kâr elde etmek değildi. Fakat kirasını, giderlerini karşılamak için de bir tezgâhının olması gerekiyordu. Tezgâhtarlığını maddî imkânı zayıf öğrencilerimiz yürütüyorlar, bunun karşılığında harçlıklarını çıkartıyorlardı. Farklı zamanlarda 6 öğrencimiz harçlıklarını bu şekilde çıkarttılar ve öğrenimlerini sürdürdüler.
Dolunay Kitap Kırtasiye, aynı zamanda sahaftı. İkinci el kitapları alınıp satılıyordu. Yine kitap kiralama sistemi vardı. Okuyucu, istediği bir kitabı cüzi bir ücretle okuyup iade edebiliyordu. Yani Dolunay’ın cürmü küçüktü fakat çok büyük ve çok yönlü bir misyonu vardı. 1994 yılında açtığımız, başta Bahaettin Karakoç olmak üzere özellikle Dolunay dergisi mektebinin yazarları ve pek çok edebiyatçının buluşma mekânı olan bu edebiyat mahfili 2006 yılında kapandı. Geriye dostluklar, anılar, fakir öğrencilerin duaları, burayı ayakta tutmak için döktüğümüz alın teri ve hâlâ sökülmemiş olan “Dolunay” levhası kaldı.
4- Edebiyat dergiciliğinde katkıların var edebiyat dergilerinin işlevi ne olmalıdır?
R. Avcı: Dergiciliğe Dolunay Dergisi’nin mutfağında çırak olarak başlayan, gittiği her okulda yazmaya yetenekli öğrencilerimi yüreklendirmek, mürekkeple tanıştırmak, onları teşhir etmek amacıyla edebiyat dergisi çıkartan; Öğretmen, Yeni Ufuk, Kelamdan Kaleme gibi dergilerin yayın yönetmenliğini yapmış biri olarak diyebilirim ki edebiyat dergileri, sadece metin yayımlayan değil; zevk, düşünce ve estetik inşa eden mektepler olmalıdır.
Dergiler, genç ve ana akımın dışındaki yeteneklerin kendilerini var ettikleri, usta-çırak ilişkisinin modern anlamda sürdüğü birer okuldur.
Edebiyat dergileri, edebî hayatın en önemli mekteplerinden biridir. Yazarların yetişmesinde bir atölye işlevi görür; genç kalemlerin kendilerini denemelerine, geliştirmelerine ve edebiyat dünyasına adım atmalarına imkân sağlar. Kitaplaşma sürecinden önceki en önemli filtredir. Aynı zamanda yazarların sanat anlayışlarının şekillenmesinde, estetik ölçüler kazanmalarında ve edebî kimliklerini oluşturmalarında belirleyici rol oynar.
Okurlar açısından ise dergiler, nitelikli eserlerle buluşmayı sağlayarak edebî zevki geliştirir; farklı duygu, düşünce ve bakış açılarını tanıtarak düşünce dünyasını zenginleştirir. Toplumun edebiyata ilgisini canlı tutar, edebiyat etrafında bir kültür ve bilinç iklimi oluşturur. Cemil Meriç’in ifadesiyle dergiler hür tefekkürün kalesidir. Dolayısıyla edebiyat dergilerinde sanat alanının dışına çıkmamak şartıyla çok seslilik, çok renklilik olmalıdır.
Tarih boyunca birçok edebî akım, topluluk ve dönem, dergiler etrafında doğmuş ve gelişmiştir. Bu yönüyle edebiyat dergileri yalnızca mevcut edebiyatı yansıtan yayın organları değil; yeni ekollerin, estetik anlayışların ve edebî dönemlerin doğmasına öncülük eden kurucu ve yönlendirici kurumlardır. Kısacası edebiyat dergileri, bir milletin edebî hafızasını taşıyan, bugünü besleyen ve geleceğini inşa eden kültür mektepleridir. İnanıyorum ki, dergisi yaşayan bir coğrafyanın edebiyatı da her zaman taze ve diri kalır.
5- Yirmi iki adet kitaba imza attınız bunların sizin dünyanızdaki izleri neler oldu?
R. Avcı: Kitaplar, duygu, düşünce, bilgi ve emeğin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Her biri, yazarına olduğu kadar okuruna da sorumluluk yükleyen ciddi eserlerdir. Benim içinse her kitap, hayat yolculuğumda ayrı bir iz, ayrı bir tecrübe ve ayrı bir vefa durağıdır.
Aslında ilk kitabımdan bugüne kadar yayımlanan yirmi üç eserin her birinin ayrı bir hikâyesi vardır. Ancak hepsinin ortak noktası, gerçek bir ihtiyaca cevap verme arzusudur. Malumu ilân eden, kopya bilgiyle oluşturulan, okuyucuya yeni bir ufuk açmayan, bir olguyu ortaya koymayan çalışmalardan daima uzak durmaya çalıştım. Bu kitaplardan bazılarının hikâyelerine kısaca değinmek gerekirse:
Kahramanmaraş’ı “şairler şehri” olarak anıyoruz; ancak bu şehrin şairlerini toplu hâlde ele alan kapsamlı bir eser yoktu. “Karacaoğlan’dan Günümüze Kahramanmaraşlı Şairler” adlı çalışmamızla bu boşluğu doldurarak şehir kültürümüze kalıcı bir eser kazandırdık. Aynı şekilde, “Kahramanmaraş Halk Şairleri” adlı hacimli eserimizle Maraş’ın zengin halk şiiri birikimini kayıt altına alarak halk şairlerimizi gün yüzüne çıkarmaya gayret ettik.
Uzun yıllar ihmal edilmiş bir alan olan eğitim tarihimiz üzerine yaptığımız araştırmalar sonucunda “Kahramanmaraş Eğitim Tarihi” ortaya çıktı. “Şairlerin Kaleminden Kahramanmaraş” adlı eserimizle şehrimiz üzerine yazılmış nitelikli şiirleri bir araya getirdik. “Kahramanmaraş Ağız Destanları” ile hem ağız destanlarına hem de Maraş ağzının zenginliğine, fonetik ve morfolojik özelliklerine dikkat çekmek istedik.
Türkçenin doğru ve etkili kullanılmadığından sıkça şikâyet edilir; ancak çoğu zaman çözüm önerileri yeterince ortaya konulmaz. “Dünya Dili Türkçe” adlı eserimiz, bu ihtiyaca cevap verme düşüncesinin ürünüdür.
Bahaettin Karakoç gibi Kahramanmaraş’ın edebiyat şehri olmasında aslan payı olan bir şairin o yaşarken biyografi kitabını hazırlayıp “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç” adıyla yayımlayarak sanatçımıza karşı vefa borcumuzu ödedik ve araştırmacılar için temel bir kaynak oluşturduk.
“Kılavuz Öyküler” adlı eserimizle gençlere, öğrencilere, öğretmenlere ve ailelere hayat tecrübelerinden süzülen küçük ama anlamlı rehberlikler sunmaya çalıştık. “Okumaya Davet” ise, okuma kültürünü yaygınlaştırma idealimizin bir meyvesi oldu.
Diğer eserlerimin de ayrı ayrı doğuş hikâyeleri var. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki her kitap beni yeniden inşa etti; araştırmaya, öğrenmeye ve kendimi yenilemeye sevk etti. Mevlânâ’nın sözüyle ifade edecek olursam, bu eserler sayesinde “hamdım, piştim, yandım.”
6- Dolunay Şiir Şölenlerinde sunuş yapardın, bu şölenlerin edebiyat ortamına kattığı değerler nelerdir?
R. Avcı: Kahramanmaraş’ın güzide şairi Bahaettin Karakoç’un himayelerinde gerçekleşen ve Dolunay Dergisi’nin ulusal düzeyde bir etkinliği olan Dolunay Şiir Şölenleri, hem şehrimize hem de edebiyat ortamına önemli değerler kazandırmıştır.
İlki 1987 yılında başlayıp 2013 yılına kadar süren ve 17 defa gerçekleştirilen geleneksel Dolunay Şiir Şölenleri, her şeyden önce Türkiye’nin dört bir yanından katılan kalburüstü şairleri Kahramanmaraş’ta bir araya getirerek Kahramanmaraş’ı ülkenin edebiyat gündemine oturtuyordu. Öyle ki özellikle 1987-2000 yılları arasında Kahramanmaraş’ı edebiyat/şiir alanında ülke gündemine taşıyan başka etkinlik yok gibidir, varsa da çok cılızdır. Bu bakımdan Kahramanmaraş’ı edebiyat şehri yapan etkenlerin başında Bahaettin Karakoç’u, Dolunay Dergisi’ni, Dolunay Yayınlarını ve Dolunay Şiir Şölenlerini zikretmek gerekir.
Sizin de ifade ettiğiniz gibi Dolunay Şiir Şölenleri’nin sunuculuğunu yaptım, şölenlerin tertip heyetinde yer aldım. Bu şölenler sayesinde edebiyat çevrem genişledi. Ülkenin dört bir yanından gelen şairlerle Kahramanmaraş’taki şiir severler, bu şölenlerde birbiriyle çok olumlu etkileşimde bulundular. Birçok şehir, Dolunay Şiir Şölenleri’nden etkilenerek şehirlerinde şölen geleneği başlattı.
7- Edebiyat Ortamı dergisi okurlarına sizin yazdığınız HALK ŞİİRİNİN NEOKLASİK ŞAİRİ ABDURRAHİM KARAKOÇ adlı kitabı hediye olarak verdi bu kitabın oluşumu hakkında neler söylersin?
R. Avcı: Abdurrahim Karakoç, Cumhuriyet Dönemi Türk halk şiirinin en güçlü ve en etkili isimlerinden biridir. O, yalnızca şiirleriyle değil; şahsiyeti, düşünce dünyası ve hayat tarzıyla da Türk zevkinin, Türk kültürünün, Türk düşüncesinin, Türk inancının ve Türkçenin ete kemiğe bürünmüş hâli, kısacası Türk ruhunun yaşayan bir temsilcisiydi.
Lise yıllarımda Abdurrahim Karakoç’un “Vur Emri” adlı şiir kitabı elime geçmişti. Onu daima yanımda taşır, şiirleri ezberler, zaman zaman da arkadaşlarıma okurdum. Herkesin hoşuna giderdi. Tabi şiirler vasıtasıyla bir davaya, bir dünya görüşüne sahip oluyor, bir taraftan da lirik şiirleriyle duygu dünyamı besliyordum.
Üniversite yıllarımda da bu tutku sürdü. Abdurrahim Karakoç ile 1983 yılında kitap imzalamak için geldiği Erzurum’da ilk defa karşılaştık, tanıştık ve bana kitaplarını imzaladı. Abdurrahim Karakoç hayranlığı üniversitede hakkında lisans tezi hazırlama fikrini doğurdu. Onun hakkında “Abdurrahim Karakoç Hayatı Sanatı ve Eserleri” adlı lisans tezi hazırladım. Tezi hazırlama aşamasında Cela’daki (Ekinözü) evine misafir oldum, birkaç gün boyunca mülakat yaptık.
Üniversite bittikten sonra da Abdurrahim Karakoç’u ve çıkan eserlerini daima takip ettim. Zaman zaman Dolunay Şiir Şölenleri’nde ve Kahramanmaraş’a geldiği günlerde bir araya geldik. Vefatına kadar görüşmelerimiz sürdü.
Abdurrahim Karakoç’la ilgili olarak dergilerde çok sayıda makale yazdım, konferanslar verdim, televizyon programlarına katıldım. Bu arada hakkında bir kitap yazma düşüncesi daima zihnimi zorladı durdu. Fakat en güzelini yapma düşüncesi bu yayını hep öteledi. Nihayetinde değerli kültür insanı Sayın Mehmet Ali Bulut Bey’in teşvikleriyle Edebiyat Ortamı Yayınları arasında “Halk Şiirinin Neoklasik Şairi Abdurrahim Karakoç” adlı eserimiz yayımlandı.
“Halk Şiirinin Neoklasik Şairi Abdurrahim Karakoç” adlı eser, her şeyden önce Abdurrahim Karakoç hakkında doğru bilgilerden oluşan güvenilir bir başvuru kaynağıdır. Eserde, Abdurrahim Karakoç’un kişisel ve sanatsal bakımından geçirdiği evrelerin yanında Karakoç’u Türk edebiyatında önemli kılan özellikler, onun Türk şiirine kazandırdığı değerler şiirlerinden örneklerle ortaya konulmaktadır. Bu bilgi ve analizlerin sonunda okur, Karakoç’a niçin “neoklasik şair” dememiz gerektiğini anlayacaktır, diye düşünüyorum.
8- Teşekkürler .
R. Avcı: Ben teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.