Eğitimde nicelik tamam, sıra nitelikte!

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Güvenç, Türkiye’de üniversite öğrenci sayısının oldukça fazla olduğunu ve bu öğrencilerin mevcut eğitim sisteminde yeterli kazanıma sahip olmadan mezun olduğunu belirterek, eğitimde artık niteliğin arttırılması gerektiğini söyledi.

Eğitimde nicelik tamam, sıra nitelikte!

Bugüne kadar yazdığı birbirinden farklı köşe yazılarıyla toplumun en önemli konularına temas eden KSÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Güvenç, bu kez Türkiye’deki eğitimin niteliğini ele aldı. Türkiye’nin ABD, Almanya ve diğer gelişmiş ülkelerdekinden daha fazla öğrenciye sahip olduğunu belirten Güvenç, eğitimde nitelik sorunu olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. İsmail Güvenç’in eğitimle ilgili istatistikleri ve değerlendirmeleri şu şekilde;

“SORUN NİTELİK YÖNÜNDE”
Bir akademisyen olarak uğraşımızın tamamına yakınını eğitim ve araştırma faaliyetleri oluşturmaktadır. Bununla birlikte yıllardan beri eğitim ile ilgili yazılanları okumaya, konuşulanları dinlemeye ve zaman zaman akademisyen arkadaşların yorumlarını anlamaya çalışırım. Bunların ne kadar eğitim ilke ve kuramlarına uyduğunu bilgi ölçüsünde tartmaya gayret ederim. Diğer yandan günlük hayatta da sık sık mutluluk eğitimi, seyahat eğitimi gibi çok farklı alanlarda eğitim verildiğine rastlamak mümkün. Bunların bir kısmı için eğitim değil de bir konuda “sunum/anlatım” yapılacak dense daha doğru olmaz mı diye düşündüğüm olur. Bu tartılama ve düşünmeler aşağıda paylaşacağım sonuçlara ulaşmama neden oldu. Ülkemizde günümüz eğitim istatistiklerine göre nicel (kemiyet, miktar, sayısal) yönden önemli bir sorun yoktur. Hatta öğrenci ve öğretmen fazlalığı kamuoyunu meşgul edecek bir sorun haline gelmiştir. Sorun nitelik yönündendir. Nitelik eksikliği eğitimciler, eğitim sistemi ve öğrenciler yönünden değerlendirilmelidir.

“BAŞARIDAN SÖZ ETMEK İÇİN NİTELİK KONUSUNA ÖNCELİK VERİLMELİ”
Eğitim/öğrenme psikolojisi alanında önemli çalışmalar yapan ve niteliğe dikkat çeken önemli kuramcılardan biri de Benjamin Samuel Bloom’dur. Bloom 1973’de Edward Thorndike başarı ödülüne layık görülmüştür.  Thorndike Kariyer Başarı Ödülleri, eğitim psikolojisinde önemli çalışmalar yapanlara Amerikan Psikoloji Derneği'nin verdiği bir ödüldür. Ödül, ilgililere eğitim psikolojisinde en iyi araştırmaları yaptıkları için verilir. Yani bu ödüle layık görülen birinin eğitim psikolojisinde bilgi, teori veya uygulamaya önemli ölçüde katkıda bulunan özgün, bilimsel, deneysel temelli araştırmalar yaptığı anlaşılır. Bu kadar ödüle layık görülen Bloom öğrenme için ne demiş: Öğrenim modellerinden Bloom’un “Tam Öğrenme Modelinde” öğrencinin niteliği, öğretimin niteliği ve öğrenme ürünlerine dikkat çekilmekte. Bu modele göre “öğrencinin ve öğretimin niteliği gereken düzeye ulaşınca tam öğrenme gerçekleşmektedir”. Bu modellerde “nitelik” kavramına vurgu yapılmaktadır. Nitelik, keyfiyet veya kalite anlamındadır. Keyfiyeti/niteliği “iyi olma durumu” olduğunun açıklanması konunun daha sarih anlaşılmasına yardımcı olacaktır.  O halde eğitimde başarıdan söz etmek için nitelik konusuna öncelik verilmelidir.

“BİLGİ VE BİLİNÇ SAHİBİ OLUNMADAN BAŞARILI BİR EĞİTİM VE EĞİTİMCİ OLMAK ZOR”
Eğitimci, “eğitim” işiyle uğraşan kimse anlamındadır. Bu tanımda eğitimciyi anlamak için eğitimin ne olduğunu anlamak gerekir.  Eğitim, çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan olarak veya dolaylı “yardım etme” anlamındadır. O halde eğitimci eğitim almak isteyene yardımcı olan kimsedir. Modern anlamda eğitimcinin rolü rehber olmaktır. Çağdaş anlamda bir iyi eğitimci öğrenim rehberliğini hakkıyla yapabilendir. Bunu yapabilen eğitimcilerimiz yanında hala bu modern rolü bilmeyen eğitimcilerimiz az değildir. Eğitim konusunda bilgi ve bilinç seviyesinde olanlar hariç kurumlarda eğitim verenleri dinlediğimde eğitimde kuram geliştirmiş gibi konuşmalarını kah üzülerek kah gülerek dinlerim. Bunları İvan Petroviç Pavlov yaşayıp da dinlemiş olsaydı veya eğitim metotlarını gözlemleseydi madalya takardı. Bir alanda uzman olmanız, eğitim faaliyeti içinde görev yapmanız nitelikli bir eğitimci olduğunuz anlamına gelmez. Günümüzde eğitim psikolojisi, öğrenim yöntemleri konusunda önemli mesafeler alınmıştır. Bu yöntemler konusunda bilgi ve bilinç sahibi olunmadan başarılı bir eğitim ve eğitimci olmak zordur.

ÜNİVERSİTE ALTI EĞİTİMDE 17-18 MİLYON ÖĞRENCİ BULUNMAKTADIR”
Öğrencinin niteliği eğitim/öğrenme psikolojisi alanında önemli çalışmalar yapan Benjamin Samuel Bloom Tam Öğrenme Modelinde “öğrencinin niteliği” önem veren bir kuramcıdır. Diğer önemli bir öğrenme kuramcısı John Bissell Carroll’dur. Carroll, psikoloji, dilbilim ve psikometriye katkılarıyla tanınan Amerikalı bir psikologdur. Carroll psikoloji lisansı sonrası psikometri, eğitim ve dilbilim konusunda önemli çalışmalar yapmıştır. Carroll, 1962'de “Okulda Öğrenme Modelini” açıkladı. Carroll’un geliştirdiği “Okulda öğrenme Modelinde” öğrenci ve öğrenme süreci Fırsat/öğrenme için ayrılan zaman ve öğretimin niteliği olmak üzere 5 temel öğe bulunmaktadır. Bu modelde öğrenci ile ilgili üç niteliğe yoğunlaşmamıştır.  Bu özelliklerden bazılarına “Hayatta Başarının Anahtarları” kitabımda üzerinde durduğum faktörler arasındadır. Özellikle hayat yolculuğunun erken dönemindeki gençlere bu kitabı öneririm. Öğrencilerle ilgili birkaç gözlemi mi öncelikle paylaşmak istiyorum; sınıftan kaçış bazı günler sabahleyin evin yakınındaki parka giderim. Bu parka yakın okullar var. Ben yürürken parkın erken saatteki misafirleri biz yürüyüş sevenler yanında sırtlarında çantaları ile öğrenciler. Anlayacağınız okula gidinceye kadar gelip parkta oturuyorlar. Bunları sayıları hiçte az değil. Bu gruptakiler “fiziksel olarak da eğitimden kaçınıyorlar”. Birde okulda/sınıfta fiziksel olarak bulunup “düşünce olarak başka yerlerde olanlar” var. Bunların da öğrenme kazanımlarının çok düşük olduğunu bir eğitimcinin sınıfta, sınavlarda ve özel sohbetlerde çok kolayca anlaması mümkün. Üniversite altı eğitimde 17-18 milyon öğrenci bulunmaktadır. Bunların yüzde 10’u bu durumda olsa nasıl bir maliyet ile karşı karşıya olduğumuzu siz düşünün. Bir akademisyen olarak her iki gruptaki öğrenciye üniversitedeki ders ve kampüste de sık sık rastlamaktayım.

“ÜLKEMİZİN GENÇ NÜFUSU VE ÜNİVERSİTEDE ÖĞRENCİ SAYISI OLDUKÇA YÜKSEKTİR”
Ülkemizin genç nüfusu ve üniversitede öğrenci sayısı oldukça yüksektir. YÖK istatistiklerine göre, farklı kademelerde ülkemizde 8 milyona yaklaşan üniversite öğrencisi mevcuttur. Üniversite öğrenci sayısını toplam nüfus ile oranladığımızda ABD’nin yüzde 4.30 ve Türkiye’nin ise yüzde 9.75 gibi bir değere sahip olduğu belirlenecektir. Ayrıca Amerika’daki üniversiteler 1 milyondan fazla yabancı öğrenciye ev sahipliği yapmaktadır. Almanya’da da üniversite öğrenci oranı yüzde 3-4 kadar. Öğrencilerin derslerden kaçarak veya ilgisiz kalarak yeterliliğe erişmeleri mümkün değildir. Nitekim Okulda Öğrenme Modelinde öğrenmeye ayrılan zamana özel bir önem verilmektedir.  Modelin odak noktası “öğrenme için ne kadar zaman gerekir” biçiminde formüle edilebilir. Carroll’a göre öğrenme düzeyi öğrenmede harcanan zamanın o öğrenme için gereken zamana oranıdır (öğrenme düzeyi= harcanan zaman / gerekli zaman). Yani bu öğrenciler okulda tam öğrenmeyi gerçekleştiremeyecektir. Dışarda da bunu yapması mümkün gözükmüyor. Görünüşte çok sayıda öğrenci mevcut olmakla birlikte eğitim sistemimiz epeyce bir öğrenciyi yeterli kazanımlara sahip olmadan sürekli üst sınıfa (eğitim kademesine) sevk etmektedir. Bu durumu sonraki yazıda irdeleyeceğim. Ama “Her öğrenci talebe midir?” şeklinde bir soru için cevap; talebe (Arapça) öğrenci veya talep eden/isteyen (TDK) anlamında olduğu dikkate alındığında her öğrenci talebe değildir.”

Haber: Emre Akkış

Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2021, 16:57

Ahmet Güneçıkan

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER