BAĞLAR’IN KALEMİNDEN ÂŞIK ALİYAR ARSLAN

Kahramanmaraşlı müzik adamı, araştırmacı ve Bağlama Üstadı Mehmet Bağlar, Afşinli Âşık Aliyar Arslan’ı kaleme alarak, gazetemizle paylaştı.

BAĞLAR’IN KALEMİNDEN ÂŞIK ALİYAR ARSLAN

Mehmet Bağlar, Kahramanmaraş’ın tarihini, kültürünü, değerlerini, insanlarını ve bugüne kadar gelmiş geçmiş sanatçılarını anlatan arşivini sadece Manşet Gazetesi ile paylaştı. Bağlar, Arşivinde 7’den 70’e Maraş ile ilgili bilgiler olduğunu söyleyerek, bu özel arşivini sadece bizimle paylaştı. Kahramanmaraş’ın tarihi dokusunu ve kültürünü ele aldığımız bu özel arşivde, şehrin geçmişten bu güne gelen ozanlarını, bestekârlarını ve sanatçılarını ele alıp bu özel kişilikleri tek tek sayfa sütunlarımıza taşımaya devam ediyoruz. Her hafta Pazartesi günü gazetemizde siz değerli okuyucularımız için yazılar yazan ve arşivinde ki tarih kokan notları bizimle paylaşan Bağlar, bu hafta ise Afşinli Âşık Aliyar Arslan’ı kaleme aldı.

Volkan Müzik Galerisi Yöneticisi, araştırmacı ve bağlama üstadı Mehmet Bağlar ’ın kaleminden Afşinli Âşık Aliyar Arslan;

 AŞIK ALİYAR ARSLAN
1961 yılının Mayıs ayının 10'uncu günü Afşin'in Emirellez köyünden (Hunu) Arıtaş kasabasından Bektaşoğlu Cüma ARSLAN ile evlenen Emiş (GÖRMEZ)ARSLAN çiftinin ilk çocukları olarak Arıtaş'ta dünya'ya gelmişim ve daha sonra ki yıllar da peşinden gelen Bektaş, Medine, Ayşe, Merdan, Saadet, Saniye ve İnan kardeşlerin ahileriyim.Bir dede,(BEKDEŞ) bir büyükana(EŞE) ve üç amca ile aynı avlu kapısından işleyen ve iki odalı bir evde çocukluğumu yaşadım.Baba tarafından dedesi ile büyükanası emmi çocuklarıdır.Kayseri'ye Sarız'a bağlı Altısöğüt köyünden tahminen 1800'yıllarında göç edip (Hunu)Arıtaş'a yerleşen AVŞAR kökenli GÖ OMAR isimli bir dedenin iki torunu BEKDEŞ ve EŞE'nin torunu olduğum gibi ana tarafımdan dedem yine Türkmen boyundan Tecir'lilerden olup Çukurova tarafından gelip Emirellez'e yerleşen Hacı Durmuş'un oğlu'dur. Alevi Bektaşi geleneğine bağlı bir ailenin tek erkek evladıdır. Daha on sekiz yaşlarına geldiği zamanlarda görme yeteneği kaybeden Aşık KÖR HÜSEYİN(.„./1962) aynı zaman da babasından aldığı kur-an derslerinden dolayı iyi bir hafız olmanın yanında bölgeye ünü yayılmış bir Aşık'tır. Kendi köyünde olduğu gibi çevre köylerden de müsahipleri vardır. Özellikle Berçenek köyünde ki CIRIK BABA ve ŞAKIR BABA ile cem yürüten dedenin de torunuyum. Anam Emiş'in babamdan önce ki evliliği Berçenek köyünden Ali CIRIK isminde Âşık Mahzuni Şerifin amcaoğullarından birisiyledir ve bir cahilin bu insanı canice katletmesiyle anam(Hüseyin, Kadir, Fadime) isminde üç çocuk ile daha yirmi iki yaşında dul kalır. Ve eşinin arkasından aşağıdaki benim özetle yazdığım ağıt dizeleri dilinden seda olarak dökülür.

Kapımızda dut dikili

Kana boyanmış kekili

Hüseyin'im büyük amma

Kadir'i etmiş vekili

Amman Amman delikanlı
Ali'm yatar alakanlı

Parmağıma diken battı
Duramıyom acısından
Çobanıdım günüm yetti
Geçemiyom guzusundan

Amman Amman delikanlı

Ali'm yatar alakanlı

Süründe tren yürüsün
Dağları duman bürüsün
Ali'imede gıyanların
Canı zindanda çürüsün

Amman Amman delikanlı
Ali'm yatar alakanlı
Aşık Aliyar Arslan Aşık Aliyar

Babamın anamdan önce de evlenip ayrılmış ve 1976 yılında hakk-a yürüyen Muhammed isminde abim vardı. Babamın Osman DAGLI(OZAN MAKSUDİ) ile çocukluktan beri arkadaşlığından öte yoldaşlığına yetişip geldiğim yaşlarda da bizzat şahit oldum. Anamla babamın evliliğinden sonra ise Aşık Mahzuni Şerifinde bu yoldaşlığa dahil olduğundan şiir ve türkü sevdası kaçınılmaz oldu bende. Yani ninni yerine şiir ve türkülerle büyüdüm desem yeridir. Şimdi iyi ki de böyle büyümüşüm. Kendimi şanslı sayıyorum. 1967 yılında ilkokula başladığımda da bir şans daha beni bekliyordu öğretmenim türkü sever ve aynı zaman da Berçenek'li. Anamın daha önce ki görümcesinin oğlu Kaçı Bektaş Arslan'dı. Ben daha önceleri her ne kadar türküleri o yaşımda ezberleyip ancak utandığımdan gizli, gizli söylemeye çalışırken toplum karşısında yani sınıf içinde takdim edip ve hatta okulun yanından geçen kendi akranlarını sınıfa davet edip "dinleyin de kulağınız bir ses duysun,, diye bana türküler söyletmesiyle benim türkülere olan sevdamı perçinlemiş oldu adeta. İlkokul yıllarım da müsamerelerde olsun gerekse o yaşta düğünlerde toplantılarda türküler çığıran bir çocukluktan türküler yakan bir Aliyâr olacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Öğretmenimin hatıra önünde saygı ile eğilmeyi her daim kendime borç bilmişimdir.

Ha bu arada babam zaten 1966 yılının Mart ayın da Almanya'ya işçi olarak gitmiş ve beni okula dedem Bekdeş kayıt ettirmişti. 1968'in son ayların da babam kesin dönüş yaparak geri döndü. Artık babamız yanımız da idi. Bu arada bizim evde muhabbetler çevreden gelen aşık'lar ve şair'ler ile devam ediyor ve ben her çalınıp söylenen türkülere kulak kesiliyor ve nasıl ezberlerim gayretindeydim. Emmim Mustafa Arslan' da da ben den önce bir türkü sevdası başlamasından dolayı o günün şartlarında dedem Bekdeş'den gizli kendine bir saz edinmiş ve dedemin olmadığı zamanlar da saz öğrenmeye ve çalmaya başlamıştı.hani birebir ustası olmadığından saz'a düzen verirken saz'daki şah perdeyi benim tutmamı ve dakikalarca beklediğimi çok iyi hatırlıyorum. Ve daha sonra bende aynı takdiği kardeşlerime uyguladım bu da bir gerçek.Hele ki dedem görmesin diye anamın emmimin sazını yorgan'a sarıp yüklüklerde sakladığını unutmak mümkün mü. Çünkü Sünni toplumda saz çalıp türkü söylemek "şeytana hizmet anlamına geliyordu. İlkokul'da çok çalışkan bir öğrenci değildim orta alıyordum hemen hemen her ders'ten müzik ve resim hariç. Dördüncü sınıfa gelene kadar ben de her çocuk gibi o zamanın sokak oyunlarında kendimi buluyor ve oynuyordum ki; o sene sağ diz kapağımda şiddetli bir ağrıyla başlayan hastalık beni doktor kapılarının önüne taşıdı. Bundan sonra bir yıl mahalde bulunan doktorların tavsiye ve ilaç tedavileri ile geçti. Beşinci sınıfa geçmiş ve ders yılına başlamıştım ki artık dayanılmaz bir hal almıştı. Çevredeki konu komşu ve babamın arkadaşlarının tavsiyesi üzerine Türkiye'de o dönemde sadece kemik hastalıkları üzerine çalışan EĞİRDİR kemik hastalıkları hastanesine tedavi için götürdü babam beni. Yıl 1972 Kasım ay'ı. Ve daha 11 yaşımda iken 3 ay orada yatarak tedavi görürken hastaneye gelen seyyar kitapçılardan diğer kitaplar yerine "Aslı ile Kerem-Leyla ile Mecnun vb kitaplar yani deyişet kitapları dikkatimi çekiyor onları alıp onları alıyor okuyordum. Ki o arada kendimce dörtlükler yazıyor kimsenin de görmemesi için en yakınımda bile gizliyordum. Beni tedavi eden Dr.a yazdığım ilk dörtlüklerle başladı şiir yazmam.

Aşık Aliyar Arslan

Aşık Aliyar

Bizim elin yolu uzak

Sar yaramı doktor bey

Dertler kurdu bana tuzak

Sar yaramı doktor bey

Diye başlamıştım şiire. Bunu sakladım kimselere okuyamadım babam hariç. Babama okuduğumda bana benim gelecekte şair olacağımı ve yazmaya devam etmemi duyunca naçizane devam ettim tabii. Her ne kadar da üç ay boyu Egirdir'de kaldım, ise de oradaki tedavi sonuç vermedi ta ki 1974 yılının Mart ayında Ankara'da Prof. Dr. Şükrü; Bayındır Hocam bulana kadar. Ona Allah'tan rahmet diliyorum. Bir ömür minnettarım kendisine. Anısı önünde saygılarımı sunuyorum. Bu vesile ile Ankara'ya gelmemiz beni babamın ve anamın yakın aile dost'tu yani şiir deryası muhabbet ehli dünya güzeli insan "ALADELİ,, baba ve sevgili eşi FATMA anamla tanışmamın ve şiir'e Türkü'ye daha da yanmamı yakınmamın sebebi oldu. Ameliyatlı ve o halimde öyle bir ortama düşmüş hayalini yaşadığım muhabbetin içinde bulmuştum kendimi. Kimler yoktu ki? Neşet Ertaş'lar, Hüseyin Tavşancı'lar, İsmail Toprak' lar, Serabi 'ler daha nice nice sayamadığım saygı ile anacağım isimler. Ki sevgili büyük üstat'a bu doktor şiirimi okuduğumda bana; "Bak küçük Ali; sakın bu yazdıklarını beğenmemezlik edip atmayasın. Gün gelecek bunlar da seni beğenmez, demesi halen kulaklarım da küpedir. Gene yıllardır almak isteyip te alamadığım öğrenip te çalmak istediğim bağlama ve cura ile doluydu mihmanı olduğumuz İsmail Toprak emminin evi. Ben saz çalmayı çok istiyorum dediğim de İsmail emminin oğlu Mustafa'nın bana saz tutuşunu ve bir kaç saat içinde Gelin Ayşe’m suya gitmiş türküsünün çalınmasını öğretmesi de unutamadığım anılarım arasındadır. Tabi ki Ankara'dan elbette memlekete dönüş vardı ve döndük ama türkülere sevdayı katmerleyerek. 1974/75 öğretim yılında ortaokula başladım. Bu arada babamın köyde esnaf olmasından dolayı önada yardım etmeyi ve hatta babamın birebir yardımcılığımda yapıyordum.1978 yılında ortaokulu bitirdim. Sıra da lise vardı. Amma velakin okuyamadım tabi buda ailemin değil kendimin yüzünden oldu. Keşkeler bir işe yaramıyor amma keşke de okusaymışım dedim geçen yıllar içinde ve halen de diyorum. Askerliğe kadar yine babamla beraber çalıştım.1981 yılında askerlik için ayrıldım memleketimden Erzurum-ılıca, Bitlis-Tatvan derken askerlikte bitti döndüm geri memlekete. Babamın mesleği olan esnaflığa. Ha bu arada Anadolu'da askerliğini bitiren her delikanlı gibi bizde evliliğe adım attık akrabamız olan Sultan ARSLAN hanımla 1983 yılında nişanlandık. Nişanlılık dönemim de hem babama yardım ediyor hem de bir taraftan iş arıyordum çünkü babamın işlettiği dükkân küçük bir iş yeri idi babamın benden başka daha yedi evladı abim rahmetliden yetim kalan üç torunu vardı. Ve 1985 yılında Afşin-Elbistan Termik Santrali'n işe girdim.1986 yılının Kasım ayında düğün yaparak dünya evine girdiğimizden üç yıl sonra oğlum Murat (1989),kızım Ayşe Mehtap(1992) yılında dünyaya geldiler.1983 yılında hayatımı birleştirdiğim eşimi yakalandığı çaresiz bir hastalıkla her ne kadar da mücadele ettik ise de 07.07.2010 yılın da kaybettim. 1985 yılında çalışma hayatıma başladığım iş yerimden 2010 yılı Ekim ayında emekli oldum. 2015 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı değerlendirme kurulu tarafından Halk Ozanlığı-Aşıklığı Verilmesine layık görülerek Halk Ozanlığı-Aşıklığı kimliğini aldım.

Aşık Aliyar
Arslan Aşık Aliyar

Yazdığım Şiir’ler yerel basında ve il bazında hazırlanan antolojilerde yer almakla birlikte müziklerini gerek ben gerekse kardeşim İnan Arslan yaptığı türkü formundaki eserlerim Güler Duman, Seher Dilovan, Cemile Gülbudak, Yusuf Gül, Kubilay Metin, Elif Doğan, Hüseyin İpek, Cengiz Demir, Devrim Kaygusuz. Seyfi Doganay, Aynur Bolat, Deniz Doğan, Orhan Ölmez tarafından değişik albümlerde okundu. TRT sanatçısı Elif Doğan tarafından derlenerek "Yolcuyum Bu Dağlarda ve Yayla Güzeli adlı eserler ise TRT repertuarında yer aldı. Şimdi ise 1995 yılında kurucu üyesi olduğum Afşin Halk Ozanları Derneği bünyesinde yapabildiğim kadarıyla sanat yapmaya gayret ediyorum.

Haber: Emre Akkış

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.