“Bizim zamanımızda” diye cümleye başladığını duyardım eskiden büyüklerimin. Şimdi bizim zamanımızda diye cümleye başlamak isteyince evet biraz yaşımı aldığımı fark ettim. Evet zaman hızla akıyor ve değişmeyen tek şey değişim. Her şey değişiyor ve değişmek de zorunda. Bu değişim bazen olumlu bazen olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Tazmanya canavarı, buggs bunny, road runner, şirinler, tom ve jerry, voltran, tsubasa ve susam sokağı ile büyüdük bizler. Tek kanalda veya ilerleyen zamanda birkaç kanalda izlediğimiz programlardı bunlar. Genelde apartmanlar bu kadar yoğun olmadığı ve sokak aralarındaki evlerde oturduğumuz için boş vakitlerimiz sokaklarda geçerdi. Birçok yaştaşımın kafasında en az 3 yarık vardır mesela. Sokak serttir ,hoyrattır çünkü. Şimdi tamam susam sokağı haricinde verdiğim örnek çizgi filmler hep vurdulu kırdılı. Kedi peşinde koşan fare, gargamelden kaçan şirinler, yaratıklarla savaşan robotlar, avını yakalamaya çalışan coyote. Belki de bu yüzden biraz asabi bir nesiliz kim bilir. Ama bunların yanında, gerçekten bizim sokaklarımız vardı. İmkanlarımız kısıtlı ama hayal gücümüz sınırsızdı. Kendi kendimize arkadaşlarımızla sokaklarda top oynar, hayaller dahilinde bir sürü oyun kurardık. Akşam ezanı okunduğunda o dönemin çocukları annelerinden” akşam okunuyor eve gel artık” sözünü sıkça duymuşlardır. Gelelim günümüze… artık devletimizin gayreti, milletimizin dirayetiyle gerçekten de hayat standartları iyileşti. Okula giderken kış günü iliklerimize kadar ıslanırdık mesela, şimdi nerdeyse bütün çocuklar servislerle gidiyorlar. Sobalı evlerde büyümüşken bizler birçok aile artık doğalgazlı evlerde oturuyor. Birçok çocuk eğer ortamları yoksa soba nedir bilmeden büyüyor. Siyah beyaz televizyonlardan son model dev ekran üç boyutlu televizyonlara, ev telefonlarından akıllı telefonlara, eski model konforsuz arabalardan son model arabalara geçildiği bir dönemde, peki her şey güllük gülistanlık mı? Bence değil. Tamam imkanlar arttı ama ilgi alaka, dostluk, arkadaşlık, komşuluk azaldı. Artık başı sıkıştığında imdadına koşacak bir tane adam akıllı dostu olmayan ama sosyal medyada binlerce takipçisi olan suni bir gençlik var karşımızda. Bir sürü imkanı içinde barındıran sitelerde oturup da karşı komşusunun kim olduğunu bilmeyen bir nesil var karşımızda. Bilgisayarın, cep telefonunun, tabletlerin, internetin bir ekrana kilitlediği, gerçek hayattan uzak büyüyen çocuklarımız, gençlerimiz var. Tamam günümüz çizgi filmlerinin çoğu güzel şeyler öğretme amacıyla pedagoglar eşliğinde hazırlanıyor ama sadece bunları görüp sokağın tozunu yutmayan çocuklar sizce gerçek dünyadan uzakta büyümüyorlar mı? Geçtiğimiz yaz ayında oğlumun bisikletinin tekerlerini 2 kere yenilediğimi, spor ayakkabısını bir kere yenilediğimi biliyorum. Yani ben çocuklarıma hem teknolojinin nimetlerinden faydalanmalarını sağlarken, hem de sokakta oynamanın ne demek olduğunu öğretmeye çalışıyorum. Okulda farklı bir çevrede bir şeyler öğrenen oğlum, site içerisinde de diğer arkadaşlarıyla farklı bir grupta farklı şeyler deneyimleyebiliyor bu sayede. Yani demem o ki ; dünya bizlere hiçbir imkanı, elimizden bir şeyleri almadan vermez. Elde ettiklerimizle kaybettiklerimiz arasındaki uçurum daha fazla büyümeden durumun farkına varıp, önlem almamız gerekiyor. Yoksa her şeyi olan ama ruhu boş bir nesil bizleri bekliyor…