Konuşursam en az 10 kişi ters kelepçeyle içeri alınır!

Palavra sıkmada, destursuz atmada, gümrüksüz sallamada üstümüze yok!

Severiz öyle üst perdeden atmayı, sallamayı, “Ben var ya ben, bir yazarsam yer yerinden oynar, kıyamet kopar, tusunami yaşanır!”

Ya da “Ben var ya ben, bildiklerimin sadakasını versem, iki kelam etsem, bir yazı yazsam, bazıları insan içine çıkamaz, kaçacak delik ararlar!”

Daha ileri gidenler, iddiasını güçlendirmek için gümrüksüz sallayanlar da çıkar; “Açtırmayın ağzımı, boz durmayın yeminimi. Vallahi bir konuşsam, ülkemde enflasyon düşer, memur ve emekli maaşlarına yüzde yüz zam yapılır!” 

*
Palavra sıkmayı seviyoruz. Genimizde var galiba ki, ne zaman iki kişi görsek, dinlendiğimizi, sözlerimize itibar edildiğini hissetsek, yalandan kim ölmüş, palavradan vergi de almıyorlar nasıl olsa, yalan yazanı, uçuk kaçık konuşanı, yalanın katmerlisini hem de gözünüzün içine baka baka bilmem kaçıncı kez  söyleyeni Ahırdağı’na kaldırmıyorlar, gözlerinizdeki ışıltıyı da fark edenler çıkıyor tabi arada, e hadi durma, biraz daha salla gitsin!

Sallamaktan zarar gelmiyor zaten!

*

Yalandan kim ölmüş! Yazdığında bir şey de yok! Bozuk Türkçe, imla kuralları sizlere ömür, çokbilmişlik taslamak en büyük sermayesi, hadsizlik, terbiyesizlik gelecek günler için biriktirdiği mirası, tutturur; “Ben yazarsam…”

E yaz hadi!

Konuş öyle ise!

Ağzını tutan mı var, çeneni bağlayan mı var, ‘Hay dilini eşek arısı sorsun!’ deyip susturmaya çalışan mı çıkacak sanıyorsun!

Yaz, söyle, konuş, durma!

*

İdrak yollarında iltihaplanma olanların palavraları bazılarının hoşuna gider. Aslında inanır gibi gözükseler de arkasından demediğini bırakmazlar!

İnsanoğlu işte, gerçeklere yüzünü, yüreğini, kalbini ve beynini kapalı tutar!

Bak, adam ne güzel konuşuyor işte! Sırıtıyor da pişmiş kelle gibi. Bırak yazsın, bırak konuşsun!

Kendi kıçındaki pislikleri görmez, açar ağzını, yumar gözünü, eh sallamaktan ada zarar gelmiyor nasıl olsa, arkasından demediği bırakılmasa da dinleyeni, aval avala suratın bakanı da çok, ayna ile barışık da değil, ağzı bozuk şarkılar, pardon yazılarla milletin kendisini okuduğunu, dinlediğini sanır, bununla tatmin olur.

*

“Ben yazarsam kıyamet kopar, yer yerinden oynar, bazıları kaçacak delik arar!”

Yok canım, o öyle değil. O kadar ucuz da değil. Şahsım şehrinden örnek veriyorum, yazanlar da, büyük harflerle konuşanlar da oldu, ama ne kıyamet koptu, ne yer yerinden oynadı, ne de millet kaçacak delik aradı. Herkes yerli yerinde saydı durdu.

Bak, biz de yazıyoruz, eleştiriyoruz, ne kıyamet kopuyor, ne yer yerinden oynuyor, ne de insanlar kaçacak delik arıyorlar!

Kendimizi kandırıyoruz ancak!

Bu şehrin gerçek gündemi var. Onlarla haşiri neşir olmak varken, bu kadim şehrin dertleriyle dertlenmek dururken, yaşanabilir bir kent için didinmek varken, bırakalım lüzumsuz lafları, yazıları.

Yapıcı olmak gerekiyor! Yoksa eleştirmek kolay! Yıkmak, harabeye çevirmek, gönüller kırmak iki kelimelik laf. Oysa bize düşen, gönüller inşa etmek, insan biriktirmek, insanı insan olduğu için sevmek yanında, hayvanları, doğayı sevmek de bizi yüceltir.

Yaratılmışı Yaradan’dan ötürü sevmek kadar kutsal olan ne var!

*

Peki, diyeceksiniz ki, başlık ile yazdıklarının ne alakası var!

Hah, ben de işte tam oraya gelecektim, zil çaldı.

Aleyna Tilki denen bir şarkıcı kız var. Daha çocuk yaşta. Çocuk dediysem, bayağı da ünlü ha! Kişisel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla gündeme gelmiş bu kızcağız. Tutmuş, sosyal medyayı karıştıran bazıları için bu lafı etmiş, 22 yaşındaki şarkıcı; “Ben çocukken bana yapılanları bir konuşsam, en az 10 kişi ters kelepçeyle içeri alınır! Beni zorlamayın ya!”

Yok kızım, yok, seni zorlayan yok, aşkolsun yani.

Açmışsın ağzını, yummuşsun gözünü. Aç kızım aç, ağzını da aç. Açmaktan zarar gelmiyor. Konuşan Türkiye istemiyor muyuz nasıl olsa! Bir sen eksiktin! Zaten açılmadık bir ağzın kalmıştı, onu da aç tamam olsun!

Hay senin ağzına… 

YORUM EKLE