Kalemi kağıtta yormak!

Kadın cinayetleri ve kadına şiddet…

Şu sıralar bu konu çok tartışılıyor, çok konuşuluyor. Yazılıyor da… Konuşuluyor ama sanki duvara söyleniyor sözler. Yazılar kâğıtta kayboluyorsa, tartışmalar günü kurtarmaktan öte gitmiyorsa, bizi neyi konuşuyoruz, bilmiyorum.

Merhum Abdürrahim Karakoç’un şiirinde dediği gibi, kalemi kâğıtta yoruyoruz, o kadar.

*

Her gün kadın cinayetleri… Televizyonların gazetelerden farkı yok. Biri yazılı,  biri görüntülü. Gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından iğrençlik akıyor. Üçüncü sayfa haberleri tiksinti veriyor, insanın okurken, dinlerken dahi midesi bulanıyor.

Şiddet gören kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar, cinayete kurban giden kadınlar. Kadın cinayetlerinin dili, dini, ırkı, partisi yok.

Başörtülü veya başı açık, o da fark etmiyor. Kadınlar sokaklarda özgür değil, rahat değil. Tedirginler, korkuyorlar. Ya sapıklardan, ya ayrıldıkları eşlerinden…

“Akşam evime korkarak yürüyorum…” diyen yüzlerce, binlerce kadın var bu ülkede. Bakın bu meselede, gazeteci-yazar Ayşe Sucu ne yazmış; “Yalnız yaşadığım belli olmasın diye kapının önüne erkek ayakkabısı koyuyorum” diyen gözleri yaşlı, tedirgin, genç-yaşlı nice kadınlar var.

Oysa iddiamız neydi, Müslüman toplumu güven toplumudur, orada kadın erkek, çoluk çocuk, inanan inanmayan, dinli dinsiz, müslim gayrimüslim herkes güvendedir.

Hani nerede?”

*

Yalan söylemek, iftira atmak, ikiyüzlülük yapmak, verdiği sözü yerine getirmemek, emanete ihanet etmek, kul hakkı yemek, işi ehline vermemek, liyakat sahibi insanları uzaklaştırıp dalkavuklarla iş yapmak, kamu mallarına zarar vermek, hak ve hukuku yerle yeksan etmek gibi kesin yasaklar göz ardı edilirken, senelerdir tartışılan konular en iyi ihtimalle kadının kılığı, kıyafetinden tutun da, namazı orucu ne bozar gibi biçim şartları.

İyi ihtimalle diyorum, çünkü kertenkele öldürmek ne kadar sevap kazandırır diye de tartışıldı bu ekranlarda. Demem o ki, yukarıdaki fotoğrafta ahlak yok. Ahlakın olmadığı yerde ise İslam’ın esamesi okunmaz, muhalefet de iktidar da başörtüsü ile uğraşa dursunlar, ülkenin, insanların asıl gündemi sizlere ömür!

*

Bakın, burada parti yok. Yazım genel. Önce siyasiler, toplumun her kesimine sözüm; ahlaki ve hukuki temel ilke ve prensipleri, partilerin temsil ettiği yerlerde tesis edilmedikçe, toplumsal anlamda her yanlış hanelerinize yazılıyor. Vatandaş kör, sağır değil artık.

Her şeyi görüyor, anlıyor, notunuzu veriyor. Öyle ki, değerlerin yozlaşmasında tutumlarınız rol oynuyor, verdiğiniz her taviz, tüyü bitmemiş yetim hakkına bir darbe olarak kaydedilirken, ahirette yakanıza yapışanların çıkacağını dahi düşünmüyorsunuz!

*

Dedim ya, şiddetin, cinayetin partisi, dili, dini olmaz. Tasvip edilecek tarafı da düşünülemez zaten. Hem kadını kutsallaştıracak, ‘Cennet anaların ayakları altındadır!’ diyeceksin, hem de kadını, eşini, çocukları hünkârca katledeceksin, öldüreceksin!

Son sözüm, kadına şiddetin, cinayetlerin önlenmesi, sadece siyasi partilerin görevi değil, hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.

Bizden hatırlatması…

*

Yazıya nokta koyarken, içim içime sığmadı. Acaba beni beğenirler mi diye… Acaba yazılarımı okuyan çıkar mı diye. Acaba ‘bu da kim, nereden çıktı?’ diye düşünürler mi diye?

Hayırlısı bakalım. Kısmetimizde ne varsa, kaşığımıza o çıksın!

YORUM EKLE