Geçtiğimiz aylarda sosyal medya vasıtasıyla tüm dünyaya yayılan yeni bir insan kaynakları terimiyle karşılaştık: Sessiz İstifa.

***

Hak ettiklerini düşündükleri maaş seviyesine, unvana ve diğer yan haklara sahip olamayan çalışanlar, çalıştıkları iş yerinde yalnızca yapmakla yükümlü oldukları işi yaparak ve asla üstüne bir katma değer eklemeyerek tekdüze çalışma protestosu geliştiriyorlar.

***

Bu tür katma değer üretmeyen, mesai saati dolunca anında masasını terk eden, tüm mola zamanını son dakikasına kadar kullanan, ne akşam ne de hafta sonu yaptığı işe dair hiçbir konuyla ilgilenmeyen çalışma şekli aslında geçmişten beri hep vardı. Bu çalışma şekline “Sessiz İstifa” isminin bulunmuş olması, çalışan ve işverenlerin konuya olan dikkatini daha da çok çekmesine sebep oldu.

***

Pandemi döneminde uzaktan çalışma esnekliğinin farkına varan çalışanlar, ailesiyle daha çok vakit geçirebilme, trafikte zaman kaybetmeme, işe gitme – gelme stresi yaşamama gibi önemli rahatlıklara sahip olmuşlardı. Pandemi sonrası ofise dönüşlerin başladığı bu günlerde çalışan kesim, iş yeri ile duygusal bağlılığını sağlayamıyor ve işyerine yalnızca maddi imkan sağlayıcı bir kurum olarak bakıyor. Bu dönemlerde çalışanların daha fazla yan haklar beklentisinde oldukları ve bunlar sağlanmayınca da yaptıkları işi minimum düzeyde tutarak protesto eder bir vaziyete geçtikleri gözlemleniyor.

***

Karatutlu: “Deprem şehrinde imar rantı hat safhada!” Karatutlu: “Deprem şehrinde imar rantı hat safhada!”

Çalıştığı iş yerinde sadece fiziksel olarak yer alıp, aklı, kalbi ve duyguları bambaşka yerlerde olan çalışanlar şirket içi girişimcilik, yaptığı işe ve şirketine artı değer katma ve yaratıcılık anlamında hiçbir katkı sunmuyorlar. Monoton bir şekilde işe gidip gelen ve sorgulanmadığı sürece de ay sonunda maaşını alıp hayatına devam eden çalışanlar hem diğer çalışma arkadaşlarını olumsuz etkiliyor hem de işverenin maliyet kaybına uğramasına sebebiyet veriyor.

***

Günümüzde, eski zamanlardaki gibi el emeğine dayalı işlerin yoğun olduğu değil, zihinsel emeğin daha yoğun olduğu bir iş dünyasına şahitlik ediyoruz. El emeğine bağlı iş kollarında kişinin performansı ölçülebilir iken, zihinsel aktivitenin performansa katkısını ölçmek oldukça zordur. Sessiz istifanın yüksek oranda yaygınlaşmasının sebebi, ölçülmesi güç olan performans değerlendirmesinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

***

Birkaç çalışanı gözlemlemek kolaydır fakat çalışan sayısı elliyi aştığında işler daha da karmaşık bir hale gelebilir. “Benden daha az çalışıyor ama benden çok maaş alıyor!” ya da “Bu şirkete katma değer sağlayacak işler/fikirler sunuyorum ama bu durum bana hiçbir fayda sağlamıyor!” şeklindeki serzenişler iş hayatında oldukça yaygındır. Çalışan sayısı artsa da bu türden serzenişlerin önüne geçebilmek ve adaleti sağlayabilmek için yalnızca kişinin işe geliş gidişini değil, yaratıcılığın ve işe katkının da ölçülebildiği performans değerlendirmeleri iş yerlerinde uygulanmalıdır.

***

Herhangi bir kitapta yazmayan ve kökeni derin tarihimize dayanan iş etiklerimiz, yalnızca maaş almak için devlet memurluğu yapmaya şüpheli kazanç gözüyle bakar. Kazancın helal olması için çalışanın iş yerine kendi iş yeri gibi bakması ve ona göre elinden geleni sonuna kadar sarf etmesi gerekir. Tabii bu durum ancak iş verenin kurumsal aidiyetlik atmosferini oluşturmasıyla mümkündür. Kurumsal aidiyetin birinci kuralı ise şüphesiz adalettir.