İçim kendimden yorgun…

Ne demişti merhum sanatçımız Adnan Şenses türküsünde, ‘yorgunum dostlar, yorgunum artık…’ Devamında vefasız yıllara dargınlığını dile getirmiştir.

Baştan belirteyim, kimseye dargın değilim, ki öyle bir karaktere, yapıya da sahip değilim. Sinirlerim doğuşta alınmış!

Amma velakin…

Kuşkusuz ülke yorgun, kuşkusuz hepimiz yorgunuz. Kuşkusuz insanlar bitik. Bunu ister ekonomik nedenlere bağlayın, ister yaşam kavgasının getirdiği aymazlıklardan deyin, ben de yorgun düştüm.

Yazar Soner Yalçın da yorgunluk başlığı altında bayramın ilk günü bir yazı yazmış.

“İçimde tonlarca ağırlık hissi var. İçim kendimden yorgun!” demiş.

Sizde de var mı bilmiyorum, çalışan insan çabuk yıpranıyor, tükeniyor, bitiyor. Bizimkisi bedenden çok, zihin yorgunluğu. Gazetelere, sitelere bile yazı yazma düşüncesi dahi yoruyor insanı. Parmaklarınız kıpırdamaz hale geliyor, halsizlik çöküyor üzerinize kara bulutlar gibi.

*

Sadece beden olsa neyse de, ruh halimiz de yorgun.

Ne diyordu Nazım Hikmet; “Çok yorgunum beni bekleme kaptan, seyir defterini başkası yazsın!”

Kıymetli meslektaşım Neşe Yıldızhan ile dijital medyadaki canlı yayınımızın çok izlendiği, çok yorum aldığı, çok müspet tepki topladığı bilinen bir gerçek. Tevazua gerek yok, bu bir tescilli, onaylanmış tespit.

Sizi temin ederim uyku saatiniz bile bozuluyor. Niye, neden, niçin böyle olduk bilemesem de, acaba diyorum kendimizi fazla mı yoruyoruz. Emek olmadan yemek olmuyor kuşkusuz da, yoruldukça da topluma olan sorumluluklarınızı yerine getirmenin huzuru sarıyor bedeninizi.

*

Kime sorsanız aynı cevabı alıyorsunuz, ‘Yoruluyorum…’ Evet, hayat yoruyor insanı. Çevrenize bakın, herkes yorgun. Niye böyle tükendik sorusunun cevabını bulamıyoruz her şeye karşın.

Şarkıdaki gibi, yıllar yorgun, ben yorgun… Sen de yorgunsun birader, kızım!

Oturmak,  konuşmak, yazmak, düşünmek bile yorarken bedeni, zihnimizi, dinlenmeye fırsat bulamıyor insan! Bir tatili düşlüyorsun, rüyaların gerçek olamıyor. Akaryakıt için istasyonlarındakiler anasının nikahını istiyor!

Hayal ediyorsun ancak!

Kimileri, su sosyal bilimciler özellikle, insan beynini modern çalışma ortamıyla başa çıkacak şekilde evrilmediğini iddia etse de, kimileri de ‘Yorgunluk hep vardı, değişen sadece nedenleri ve etkileri…’ fikrinde ısrar ediyor.

Siz ister kabul edin ister etmeyin, ister onay verin, ister vermeyin, modern yaşamın yarattığı stresin etkilerini kabul etmekten başka çaremiz yok galiba.

*

Cemal Süreyya’nın sözü bu; ‘Bazen insan sadece yorgun oluyor. Ne küs, ne yalnız, ne de aşık!’

Hoş günümüzde ne yorgun, ne küs, ne yalnız, ne aşık olduğumuzun farkına varabiliyoruz. Çoğu zaman iki arada bir derede bocalayıp durduğumuz yetmiyormuş gibi, stres denen illete boyun eğiyoruz!

Eskiden yorgunluk hissi duyan, yorgunluk teşhisi konan hastaya doktor atakta istirahat verirdi. Şimdi insanların bırakın yatakta istirahate, nefes almaya zamanı yok.

Duygusal tükenmişlik hissini gidermek, yok etmek için bugün farklı yöntemler uygulansa da, siz biraz da nefes egzersizi yapmaya zaman ayırın!

*

Bayramlar dinlenmek için önemli fırsatlar doğuruyor. Ve bayram sonrası, ister kabul edin ister etmeyin, ekonomik ve sosyal yaşam bizleri daha çok yoracağa benziyor.

Buna seçimin getireceği stresi, gerginliği, telaşı ve heyecanı da ekleyin!

Ve hepimizin de enerji depolamaya, toplamaya ihtiyacı var. Müsaade diyeceğim de, iman hala koymuyor.

Yazacaksın, canlı yayını sürdüreceksin, çünkü seni bekleyenler, fikirlerinden istifa etmek isteyenler, gündemi belirleme konusundaki yeteneğinden bir şeyler kapmaya, mesajlar almaya ihtiyaç duyan insanlara karşı borcun var.

Bayramda kendimi toplarım diyordum da, hıh, olmadı. Biraz alıp başımı uzaklara mı gitsem, ya da bıraksam mı her şeyi. Boş versem tutkularımı, heveslerimi, alışkanlıklarımı.

İçim kendimden yorgunken, dışım size emanet!

YORUM EKLE