Aşağıda okuyacağınız hikâyeyi bir gazeteden arakladım. Alıntı yani. Hafta sonu, keyifle okuyun, biraz tebessüm edin, ‘enayiler olmazsa açıkgözler acından ölürmüş!’ sözünden hareketle memlekette ne uyanık insanların olduğunu düşünün. Yalnız tüm avukatlardan, tüm bayanlardan özür dileyerek…

Buyurun, işte o hikâye…

*

Adam, şehrin en meşhur genelevinin kapısını çalar, patronu olan ‘madam’ kapıyı açar ve ağırbaşlı, efendi görünümlü, 58-60 yaş aralığında olduğunu düşündüğü, saçları dökülmüş, gözlüklü, güler yüzlü bir adamla karşılaşır.           

Bu sevimli adam Temel’in babasıdır. “Buyurun beyefendi, size nasıl yardımcı olabilirim!” diye sorar madam!

“Ben Kezban hanım ile görüşmek istiyorum!” der baba Temel.

“Beyefendi, Kezban bizim en pahalı kızımızdır. Belki de bir başkasını, daha hesaplı olanını tercih edersiniz” diye adamı uyarır madam.

Bir hukuk meselesi için geneleve gelmiş olan baba Temel; “Hayır, kesinlikle Kezban ile görüşmek istiyorum” diye ısrar eder. O anda Kezban adındaki kadın gelir; “Beni mi sordunuz bayım!” der.

“Evet, sizinle biraz görüşebilir miyiz?”

“Tabi, tabi. Yalnız ben biraz pahalıyımdır. Vizitem 100 bin lira!” der Kezban.

O ana kadar aklında böyle bir teklif olmayan baba Temel, ‘Yahu, ben başka şey için gelmiştim ama işler değişti’ diye düşünür ve en ufak bir tereddüt bile göstermeden cebinden 100 bin liralık banknotu çıkartır ve Kezban’a uzatır.

Kadın, bu kibar ve cömert adamdan parayı alır, çantasına koyar ve birlikte yukarı çıkarlar. Bir saat sonra da baba Temel, halinden memnun ve sakin bir şekilde mekândan ayrılır.

*

Aradan bir gün geçer. Baba Temel yine gelir ve tekrar Kezban’ı görmek istediğini söyler. Kezban kibar görünümlü, şık giyimli baba Temel’e, “Beni şaşırtıyorsun!” der ve ücretinin aşırı derecede pahalı olması sebebiyle hiçbir kimsenin üst üste iki gün gelmediğini söyler.

Baba Temel, “Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık!” der. Kezban tatlı tatlı tebessüm ederek, “Bakın, sizi uyarıyorum. Prensip gereği kesinlikle hiç kimseye hiçbir indirim yapmam!” der.

Baba Temel, “Ben indirim falan istemiyorum ki” diye başını sallar ve yine 100 bin liralık bir deste banknotu cebinden çıkartıp kadına uzatır.

Kezban’ın yukarıdaki odasına çıkarlar, yaklaşık bir saat sonra baba Temel mutlu bir şekilde mekânı terk eder.

*

Ve üçüncü gün… Baba Temel yine gelir.

Ve herkes şaşırmıştır. Evin patronu madam, ‘Bunca yıldır bu işi yapıyorum, böyle bir olaya, müşteriye rastlamadım. Nedir bu yaa! Bir gariplik var bu işte’ diye mırıldanır kendi kendine.

 Kezban çok güzel, çok alımlı bir kadındır ama zengin para babaları bile 3 gün üst üste gelmemiştir eve. Baba Temel, cebinden yine 100 binlik deste banknot çıkartıp verir.

Kezban da mekânın patronu madam da çok memnundur. Adam cömert. Üstelik de iyi. Bu nasıl adamdır böyle. Keyfi için kim bu kadar parayı harcar? Ve her zaman olduğu gibi yine üst kattaki odaya çıkarlar, birliktelikleri bittikten sonra Kezban adama; “Hiçbir kimse, en zenginler bile benimle üst üste üç gün birlikte olmadı. Siz ne iş yaparsınız, nerelisiniz?” diye sorar.

Baba Temel; “Ben Karadenizliyim!” der.

“Gerçekten mi, aslen ben de oralara yakın bir yerdenim ve akrabalarım hala orada yaşıyor” diye haykırır Kezban sevinçle.

Biliyorum, diye gülümser baba Temel ve devam eder; “Kezban hanım, geçen hafta teyzeniz Mürüvvet hanım vefat etti. Ben onun avukatıyım. Teyzeniz ölmeden önce bana; ‘Yeğenim Kezban’a bırakacağım mirası bizzat sen gidip ona elden ver!’ diye vasiyet etti. Vergi kesintileri sonrası payınıza miras olarak düşen net 300 bin lira parayı böylece 3 taksitte size teslim etmiş bulunuyorum. Teyzenizin mirasını güle güle harcayın!”