İçeride, yerel medyayı yargı, yasama ve yürütmeden sonra dördüncü kuvvet olarak yorumlarken, bir de başımıza 5. kol çıktı. Gerçi artık medyanın dördüncü güç olduğunu yazsam, çoğunuz başka yerinizle güleceksiniz. O güç sizlere ömür!

Hani aslan acıktığında önce kendi yavrusunu yermiş derler ya, bizimkisi o hesap. Biz, birbirimizi bitirdik. Biz kendi kendimizi yedik!

Bırakın dış güçleri, bırakın basına karşı ön yargılı olduğunu söyleyen belediye başkanlarını, bırakın basını sadece özel günlerde dahi hatırlamaktan imtina eden sanayi ve iş dünyasının samimiyetten uzak destek paketlerini, vazgeçtim basını çok sevdiğini söyleyen işlevsiz, katkısız, sömürüye yatkın bürokrasi kesiminden, hani isterseniz buna sivil toplum kuruluşlarını da ekleyin, liste bayağı kabarınca zaten çorbaya dönecek yazı, şahsım memleketinde etikten çok tetikten söz ediliyor.

*

Biz birbirimizin ayağına kurşun sıktık, biz birbirimize yürürken bile çelme taktık, biz birbirimizi darağacına çekmek için fırsat kolladık, biz birbirimizin açıklarını kolladık, biz birbirimize kazık atmak, başkalarının yanında itibarsızlaştırmak için şeytana bile pabucu ters giydirecek oyunlara yöneldik, gazetecilik değil cambazlık yaptık, biz birbirimizi kuyuya atabilmek için başkalarından destek bile bekledik, istedik.

Yani uzağa veya ele gitmeye gerek yok, bizim bizden başka rakibimiz, düşmanımız yok.

“Merhaba, nasılsın, bir ihtiyacın var mı, sağlığın yerinde mi?” demeyi unuttuk.

özel günlerimizde, hastalıkta ve cenazemizde “Geçmiş olsun, Rabbim şifalar  versin, dualarımız senin için!” yanında, “Başın sağ olsun sevgili meslektaşım, değerli büyüğüm, azizim, üstadım, can abim, kendine iyi bak, sen bize lazımsın!” demeyi zül saydık, nefsimize ağır yük saydık, sahip çıkmak, bir ihtiyacı olup olmadığını bildiğimiz halde görmezden gelip elimizin tersi ile “Amaaan, canım boş ver!” manasında havada daireler çizdik.

*

Artık gazeteciler de bölündü. Ne ikisi, ne üçü, ne beşi…

Her gazeteci geçinenin siyasetçisi, belediye başkanı, sivil toplum kuruluş kanaat önderi var!

Herkes birinin adamı olmayı övünç vesilesi sayıyor! Ama kendi olmayı denemiyor nedense!

Hal böyle olunca, her belediye başkanının, her siyasetçinin, her sivil toplum kuruluş kanaat önderinin arkasında durduğuna inandığı, yanında olduğunu zannettiği gazeteciler var.

Ayrıştık, bölündük. Kategorize ettiler bizi. İlkokul talebeleri gibi sınıflara ayrılınca, batman çaala karışınca, her şeyden önce ve hepsinden öte, biz birbirimizi sevmeyi, birbirimize karşı saygılı olmayı unuttuk!

İyi polis, kötü polisi unuttuk, iyi gazeteci, kötü gazeteci olup çıktık piyasaya.

*

Herkesin bir alıcısı, herkesin bir müşterisi var. Amma ucuz, amma pahalı. Zaten bu meslekte kendini ucuza satana rastlamadım. Herkes üst perdeden konuşuyor, kendini pahalıya satıyor, kalıbına, özgül ağırlığına, çapına ve kare köküne bakmadan, üstelik de büyük küçük demeden dağları ben yarattım dercesine, neredeyse memlekette tek kendi varmış gibi, basının duayeni, 30’ün üzerinde ajansın muhabiri, yazıları her gün sözüm ona 10 bin, 15 bin tıklanan yazarı olduğunu, “Ben yazarsam memlekette yer yerinden oynar, ben yazarsam, bazıları kaçacak delik arar!” diye bol kepçeden ve keseden esip  gürleyen, memleketin en etkin gazeteci@yazarı diye kendini kandırmaktan başkalarını, doğruları, gerçekleri anlamaya fırsat bulamayan isimler, sahte kahramanlar memleketinde yaşıyor, gazetecilik yapıyoruz.

Kahraman olacaksanız, önce bedel ödeyeceksiniz! Gücünüz, cesaretiniz varsa tabi.

Yoksa siz de yoksunuz, ben de yokum!

*

Herhalde şahsım memleketinde 60’a yakın internet sitesi var, basınla uğraştığını söyleyen, iddia eden.

Ancak, velakin; Bu şehirde, en çok tıklanan site benim değil.

Şahsım memleketinde en çok okunan yazar da olmadım. Ki öyle bir iddia derdinde, telaşında bulunmadım! Hiçbir zamanda öyle kendimi kandıracak algılar içine girmedim!

Kim kimi destekler, herkesin kendi yolu. Kim kimin arkasında olur, kim kime katkı sağlar, kendi bilecekleri mesele.

Benim derdim tetik değil, etik. Ve de şahsiyet! Dik duruş, onurlu hareket! Adam gibi gazetecilik…

Eleştiriyi sokak ağzıyla yaparsanız, mahalle kavgasındaymış gibi, basının değil de sokağın dilini haberinize, yazınıza yansıtırsanız, yadırganırsınız, eleştiriyi hakarete çevirirseniz dışlanırsınız!

Bırakın 4. gücü, kendi gücünüz olun, değerlerinize sahip çıkın, tetikçilikten vazgeçip, etik kuralları devreye sokun, “Bizde mühim olan ne olduğun değil, kimden yana olduğun!” mantığı dışına çıkarak, kendiniz olun!

Gazetecilik şerefli, onurlu bir meslek.

Ayaklar altına almayın, ciğerimi yiyin! Ve mesleğinizin kıymetini bilin!

*

Bugün günlerden Pazartesi.

Aslında yazıyı Basın Bayramı münasebetiyle önemine ve gününe binaen Cumartesi koyacaktım, kısmet bu güne imiş.

O sebeple, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı olunca mesele, konu, ayaklar altına alınan mesleğimizin onurunun korunması anlamında iki kelam edeyim dedim.

Ha, dinleyen olur, ciddiye alan olur, burun kıvıran olur, dudak büken olur, bilemem. Ben içimden geleni yazdım. Tutup tutmamak size kalmış.

Madem kalem kılıçtan keskin diyorsunuz, o halde; Onuruyla, meslek etiğine dair kırmızı çizgileriyle gazetecilik yapan, hatır gönül bilen, sevgi ve saygıyı yaşam biçimi kabul eden meslektaşlarımın, cumartesiden kalma Basın Bayramını kutluyorum!

*

NOT: Çarşamba günkü yazımın konusu; AK Parti Kadın Kolları Başkanı sayın Gül Çitil Okur ve BUTİK SİYASETİ… Bekleyin!