banner208

Güvenç, Covid-19’un eğitime olan etkilerini anlattı

Covid-19 Pandemisi ile ilgili yazılarına devam eden Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Güvenç, yazı dizisinin 3’üncü kısmında koronavirüsün eğitime olan etkilerini anlattı.

Güvenç, Covid-19’un eğitime olan etkilerini anlattı

Yazdığı köşe yazıları ile gündem olan ve akademik anlamda iyi bir donanıma sahip Prof. Dr. İsmail Güvenç, yine önemli bir konuya değindi. Eğitimciliği, mütevazi kişiliği, yazar kimliğiyle takdir toplayan ve bugüne kadar yaptığı birbirinden farklı çalışmalarla dikkat çeken Güvenç, yazı dizisi şeklinde olan pandemi değerlendirmesinin 3’üncü kısmını paylaştı.

İşte Prof. Dr. İsmail Güvenç’in koronavirüsün eğitime olan etkileriyle ilgili hazırladığı raporun ikinci kısmı;

MEVCUT DURUMU ANLAMAK: İSTİHDAM SORUNU

Koronavirüsü önlemleri kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK), okulların/üniversitelerin, 16 Mart'tan itibaren tatil edildiğini duyurmuştu. Yine o tarihten sonra eğitim online/uzaktan eğitime başlanılmış ve öğrenciler üniversiteye/okula gelmemişlerdi. Yaklaşık 1 yıldan beri öğrenciler yüz yüze eğitimden uzak. Şimdilerde Ülkemizde ve birçok ülkede okula/üniversiteye yeniden dönüş (return to universty/ return to the classroom) veya üniversitelerin yeniden açılması (reopen universty/school) tartışılmaktadır. Konu aktif veya pasif olarak milyonları ilgilendirmektedir. Pandemi süresince eğitimde yaşanan tecrübeler öğrenci, eğitmen, eğitim-öğretim programları (müfredat) ve okul boyutu olarak iyi değerlendirilmelidir. Bu sistemle ilgili iyi bir geri bildirim olabilir. YÖK’ün uzaktan eğitim konusunda anket çalışması başlattığı duyuruldu. Bu isabetli bir çalışmadır. Uzaktan eğitim uygulamaları konusunda bir akademisyen olarak geri bildirim niteliğindeki ve yeniden ders başı yapılması konusundaki düşüncelerimi öğrenciler, eğiticiler, müfredat ve okul/üniversite boyutlarında irdeleyeceğim:

Hâlihazırda Türkiye’de 207 tane yükseköğretim kurumu vardır. Bu kurumların 129’u devlet üniversi, 74’ü vakıf üniversitesi ve 4’ü vakıf MYO statüsündedir. Yükseköğretimde -YÖK’ün son verilerine göre- ülkemizde 7.8 milyon yükseköğretim öğrencisi mevcuttur. Bunun yıllara göre az çok değişmekle birlikte % 34,2’i ön lisans, % 58,3’ü lisans, % 7,5’i lisansüstü öğrencilerden oluşmaktadır. Son yıllarda üniversiteler unsurları, işleyişi ve çıktıları yönünden tartışılmaktadır.

İSTİHDAM SORUNU
Ülkemizin 2020 yılının ilk çeyreğinde yüzde 4,5 oranında büyüme kaydetmiştir. 2020 yılı büyüme oranları için hiçte iyi tahminler yapılmamaktadır. Türkiye’de İstihdam, Verimlilik Ve İktisadi Büyüme İlişkilerinin Analizi başlıklı bir bilimsel makalede (analizde); İstihdam yaratacak iktisadi büyüme oranının % 5’ler civarında olması gerektiği belirtilmektedir (Aksu 2017). Şu bilgilere dikkat edelim: Ekonomik büyümenin faydalarından biri istihdamda artışı yaratmasıdır. Korona salgını nedeniyle dünya ekonomilerinin istihdam yaratma kapasitesi düşmektedir. Üretimin artması genelde üretim sürecinde kullanılan emek talebinde de artışa yol açar. Bu durum işsizlerin iş bulmasını ve işsizliği azaltır. Diğer yandan teknoloji kullanımının artması emeğe olan talebi de azaltmaktadır. Bu verilere göre üniversite mezunlarının iş bulma imkânı bazı bölümler için oldukça zordur. Kaldığı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafında “eğitim istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi” amacıyla hazırlanan raporda alınacak tedbirler arasında “Yükseköğretimde okullaşma oranının yükseltilmesi” temel bir politik araç olarak planlanmıştır. Aynı raporda Türkiye işgücü piyasasının talepleri ile ilgili olarak “Mevcut eğitim sisteminin işgücü piyasası ihtiyaçlarını yeteri kadar karşılayamadığı da…” ifade edilmektedir (bk. http://www.uis.gov.tr/uis/UisHakkinda). Daha önce yazdığım bir yazında şu ifadelere yer vermiştim: “Uygulamanın özeti; Yükseköğretim mezunu birey sayısını artırmak ve mezunların niteliğinin önemli bir sorun olduğundan yakınmaktır…”

Bu tabloda eğitimcilerin (YÖK’ün/Üniversitelerin) kaliteli mezunlar konusunda çabaları inkâr edilemez. Ancak pandemi ve dünyadaki ekonomik şartlar her kesim gibi üniversite mezunlarını da etkilemektedir. Bundan çıkış için iş birliği içinde yeni politikalar üretilmelidir.

Ülkemizin genç nüfusu ve üniversitede öğrenci sayısı oldukça yüksektir. YÖK istatistiklerine göre, farklı kademelerde ülkemizde 8 milyona (7.740.502) yaklaşan üniversite öğrencisi mevcuttur. Üniversite altı eğitimde ise 17-18 milyon öğrenci bulunmaktadır.  Koronavirüs gençleri daha az etkilediği düşünülse de bu büyüklükte bir öğrenci kitlesini sınıflara döndürmek özen gerektiren bir meseledir. Hele hele üniversitelerin açılması konusunda daha dikkatli olunmalıdır: Seyahat ve barınma önemli sorundur.

Bazı uzmanlar; online derslerin sınıf öğreniminin yerine geç(e)mediğini iddia etmekteler. Bu sorun büyük ölçüde -derslerin kaydedilmiş videolar veya ödevler aracılığıyla öğretilmeye çalışılması nedeniyle- sınıf tartışmasının yapıl(a)mamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca uygulamalı bilimlerde de önemli sorunlar vardır. Mühendislik, meslek liseleri, hemşirelik, hekimlik vs bazı bilim ve sanatta dallarında yüz yüze ve tatbiki dersler yapılması zorunludur. Bu bilimlerde uygulamaları online yapmak imkansıza yakındır.

On-line eğitimde en önemli sorun öğrencilerin motivasyonlarının düşük olmasıdır. Ayrıca  %10 oranında öğrencinin teknik donanımı yoktur.

EĞİTİMCİLER

Bu süreçte eğitimciler fedakârca çalışma göstermiştir. Yeni sisteme adapte olmaya çalışmışlardır. Ancak, her kademedeki eğitimcilerimizden az da olsa bir kısmının dijinal okur-yazarlık konusunda adaptasyon ve beceri sıkıntısı yaşadığı gözlenmiştir. Eğitimcilerimiz yaklaşan yeni eğitim yöntemlerine hazırlanmalıdır.

MÜFREDAT

Eğitim kurumları pandemi sürecinde on-line öğretimde yüz yüze eğitimdeki derslerin aynen (içerik olarak bile) işleme eğilimi söz konusudur. Müfredata yeni dersler eklenme veya içerikleri güncellemek önemli bir zorunluluktur. Dijital okuryazarlık, uzakta eğitim kitleri veya setleri geliştirilmelidir.

OKUL/ÜNİVERSİTE

Okullar açılırken, etkin bir izleme sistemi kurulmalı, enfeksiyonların yayılmasını kontrol etme için laboratuvar, amfi vd yerler fiziksel uzaklık planlanmalıdır. Bunların yanında online eğitim sonrası uygulamalı birimlerde telafi programına yer verilmelidir. Yeni dönemde okulun/üniversitenin on-line alt yapısının yenilenmeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.

Elbette bu süreçte dikkat edilmesi gereken başka hususlarda vardır. Bu yaşanılanlar gelecekte eğitimin nasıl olacağının ip uçları niteliğindedir.

ÜNİVERSİTELER İÇİN SÜRECİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Pandemi nedeniyle bir yıldan beri yüz yüze eğitim yapılamadı. Bu sürede uzaktan eğitim uygulanmaya çalışıldı. Uzaktan eğitim (İng. distance teaching/education), eğitimci ile öğrencinin hemen hemen hiç yüz yüze olmadığı, yazışma, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla yapılan eğitim yöntemidir. Ülkemizde pandemi öncesinde bazı üniversiteler ve MEB bu yöntemi kullanmaktaydı. Pandemi hemen hemen tüm kademelerde istisnanız şekilde uzaktan eğitim uygulanmasına neden oldun. Yüz yüze eğitim 15 Şubatta belli sınıflarda da olsa başladı. 1 Martta bu biraz daha genişletilecek. Üniversiteler ise uzaktan eğitim için planlama yapmakla birlikte YÖK’e kulak kesilmişler. Özetlemeye çalıştığımız bu tabloda şimdi “eğitimin geleceği” veya “gelecekte eğitimin” nasıl olacağı tartışılıyor. Bir akademisyen olarak gözlem, yaşadıklarım ve okuduklarım çerçevesinde gelecekte eğitimi üzerine düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. İnternet devrimi başta üniversiteler olmak üzere farklı eğitim yaklaşımlarını veya hizmetlerini değiştirmek için geleneksel yöntemleri zorlamaktadır. Değişim zorlayıcı gücü ile uzun olmayan bir zaman diliminde karşılaşacaktık. Fakat pandemi bunu öne aldı. Öncelikle pandemi döneminde bir kısa değerlendirme yapalım

Uzaktan eğitim uygulamaları konusunda bir akademisyen olarak geri bildirim niteliğindeki ve yeniden ders başı yapılması konusundaki düşüncelerimi öğrenciler, eğiticiler, müfredat ve okul/üniversite boyutlarında önceki yazımda irdelemiştim.

ABD’de yapılan araştırmalarda online derslerde başarı oranının daha düşük olduğu belirlenmiş. Pandemi döneminde gerçekleştirdiğimiz uzaktan derslerde derse katılmayan öğrencilerde ders kazanımları ciddi oranda azalıyor. Kanaatimce uzaktan eğitimde daha fazla özdenetim, disiplin, motivasyon ve kararlılık gibi özellikler gerektiriyor. Uzaktan eğitimde en önemli sorun öğrencilerin motivasyonlarının nasıl yüksek tutulacağıdır.

Her kademedeki eğitimcilerimiz bir kısmının dijinal okur-yazarlık konusunda adaptasyon ve beceri sıkıntısı yaşadığı mevcuttur. Eğitimcilerimiz uzaktan ders işleme ile uzaktan eğitimi karıştırıyorlar. Eğitimcilerimiz yaklaşan yeni eğitim yöntemlerine hazırlanmalıdır.

Müfredata yeni dersler eklenme veya içerikleri güncellemek önemli bir zorunluluktur. Dijital okuryazarlık, uzakta eğitim kitleri veya setleri geliştirilmelidir.

Eğitim ve öğretim işiyle uğraşan, dernek, işyeri ve örgün eğitim veren kurs, dershane, okul, üniversite gibi eğitim kurumlarının/ kuruluşlar on-line alt yapısının yenilenmeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.

Elbette pandemi süreçinde dikkat edilmesi gereken hususlar ortaya çıkmıştır. Bu yaşanılanlar gelecekte eğitimin nasıl olacağının ip uçları niteliğindedir. Pandemi sürecinde ortaya çıkan gerçek şudur: Yüz yüze eğitim sisteminde bir değişime ihtiyacı vardır. Bu değişimin tamamen uzaktan olması şeklinde düşünülmemelidir. Bazı uzmanlara göre uzaktan eğitim sınıf öğreniminin yerine geç(e)meyeceğini iddia etmekteler. Buna göre gelecekte eğitim ne tamamen yüz yüze ne tamamen uzakta olmaya bilir.  Online yerine hibrit (harmanlanmış) modeller öneriliyor. Hibrit öğrenme modelleri ile bu konuda gelişmelerin olması ve ileride bu alanın iyice gelişmesi bekleniyor. Önerilen modellerde birisi uzaktan eğitime belletmen gözetiminde öğrencilerin birlikte çalışmasının eklendiği bir model. Konu 2014 yılında çekilen Fildişi Kule (Ivory Tower) adlı belgesel filmde ayrıntılı incelenmiş.

PANDEMİ VE SONRASINDA ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ NASIL OLMALI?
Yüksek Eğitim Kurulu (YÖK) uzaktan eğitim uygulamaları konusunda öğrenciler ve akademisyenler ile bir anket yaptı. Öğrenci ve akademisyenlerle yapılan bu anketi geri bildirim niteliğinde olduğunda ve gelecekte eğitimin ne yönde talep edildiğini anlamak bakımında önemsiyorum. Emeği geçenleri tebrik ederim.

 Bu ankete göre 2020-2021 eğitim öğretim yılının bahar döneminde ve pandemi sonrasında öğrenci ve akademisyenler eğitimin hangi yöntemle olmasını istemektedir?

PANDEMİDE

Bu yıl (2020-2021 eğitim öğretim yılı) ikinci dönemdeki eğitim süreci ile ilgili ankete katılan öğretim elemanlarının yüzde 61’i bahar döneminin tamamen online olmasını, yüzde 26’sı karma (online ve yüz yüze birlikte) olmasını, yüzde 13’ü ise Bahar döneminin tamamen yüz yüze olması gerektiğini söylemiştir.

YA ÖĞRENCİLER!
Ankete katılan öğrencilerin yüzde 27’si eğitim sürecinin “Tamamen sınıf içinde yüz yüze” olmasını isterken, yüzde 47’si tamamen online olmasını, yüzde 26’sı ise bahar yarıyılının karma olmasını istemiştir.  Anlayacağınız ilgililer bu dönem uzaktan eğitim yönünde tercihlerini bildirmişler. Ya pandemi sonrası!

GERİ DÖNÜLMEZ YOL
Pandemi sonrasındaki
(uygulama dersleri hariç) eğitim süreci ile ilgili öğretim elemanlarının görüşü yüzde 44’ü tamamen sınıf içinde (yüz yüze) eğitim olmalı cevabını vermişken, yüzde 56’sı derslerin online veya online destekli (karma) olmasını tercih etmiştir. Bu grubun % 7’i tamamen online ve %49’u karma olmalı demiş. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 46’sı eğitim sürecinin tamamen sınıf içinde yüz yüze olmasını isterken, yüzde 29’u tamamen online olmasını, yüzde 25’i ise pandemi sonrasındaki eğitimin karma olmasını istemiştir. Bu sonuçlar uzaktan ve yüz yüze eğitimin şimdiden yarı yarıya (%54-56 online) talep edildiğini göstermektedir. Bu köşede gelecekte eğitimin hibrit (karma) olacağını defalarca yazdım. Ankette sizler ile paylaşmak istediğim diğer bazı sonuçlar ise şunlar:

DONANIM VE ERİŞİM
Ankete katılan öğrencilerin yüzde 83’ü “Bilgisayar, tablet ya da cep telefonu gibi elektronik cihazlarım var” şıkkını işaretlerken, “Kullanabileceğim herhangi bir elektronik cihazım yok” şıkkını işaretleyenlerin oranı ise ancak yüzde 5’te kalmıştır. Ankete katılan öğretim elemanlarının yüzde 97’si “Bilgisayar, tablet ya da cep telefonu gibi elektronik cihazlarım var” şıkkını işaretlerken, “Kendime ait bir cihazım yok, fakat kullanabildiğim elektronik cihazlar var” şıkkını işaretleyenlerin oranı ise yüzde 3’tür. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 97’si İnternete erişebildiğini ifade etmiştir. Öğrencilerin yüzde 3’ü internet erişimi sağlayamadıklarını belirtmiştir.

Bu sonuçlar bu köşede defalarca yazdığım azda olsa donanım sorunun (%10) vardı görüşünü teyit etmektedir.

UZAKTAN EĞİTİMİN BAŞARISI
Derslerin online yapılıyor olmasının öğrenmeye etkisinin, yüzde 25 oranında olumlu olduğu görülmektedir. Genel olarak öğrenmelerimi olumsuz etkiledi %52; genel olarak öğrenmelerimi olumlu yönde etkiledi %25 ve fark eden pek bir şey olmadı diye %23’dür. Öğretim elemanlarının yüzde 43’ü öğrencilerin hem derse katılımlarının hem de başarı durumlarının azaldığını belirtmiştir.  Bu durum uzaktan eğitimde gözden geçirilmesi gereken zayıf noktası olarak karşımıza çıkmaktadır. Neden böyle bir sonuç olduğunu geçen haftaki yazımda belirtmiştim. Hatırlatmakta fayda var:  “ABD’de yapılan araştırmalarda online derslerde başarı oranının daha düşük olduğu belirlenmiş. Pandemi döneminde gerçekleştirdiğimiz uzaktan derslerde derse katılmayan öğrencilerde ders kazanımları ciddi oranda azalıyor. Kanaatimce uzaktan eğitimde daha fazla özdenetim, disiplin, motivasyon ve kararlılık gibi özellikler gerektiriyor. Uzaktan eğitimde en önemli sorun öğrencilerin motivasyonlarının nasıl yüksek tutulacağıdır.” Anketi daha ayrıntılı incelemek isterseniz YÖK’ün sitesini ziyaret edebilirsiniz (https://www.yok.gov.tr/).

GELECEK
Endüstri 4.0 çerçevesinde birçok mesleğin geleceği tartışılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda dünyada şu an var olan mesleklerin bir kısmının olmayacağı iddia edilmektedir. Bu değişimden tarımın ve eğitiminin de etkilenmemesi mümkün değildir. Tarım gelecekte de var olacaktır ama birçok yeniliği de bünyesine katacaktır. Bu nedenle tarımı yeniden düşünmeliyiz.

Tarım yerine Arapça kökenli ziraat kelimesi uzun yıllar kullanılmıştır. İlgili bakanlığın ismi Tarım Bakanlığı olarak adlandırılmıştır. Ancak hala yükseköğretimde fakültelerin ismi ziraat fakültesidir. Son yıllarda bir yandan da doğa ve tarım fakültesi (yüksekokulu) adıyla ziraat ile ilgili yükseköğretim kurumları açılmaktadır. Tarımın ne olduğunu anlamaya çalışırken ziraat kavramı yerine tarım demekle çağdaş tarım ve eğitimini yapamayız. Bu nedenle tarımı sadece üretim; tarımsal eğitimi de -girişimciliğin bu kadar önem kazandığı bir dünyada- kamuya teknik eleman yetiştirmek olarak düşünmek yapılan ilk yanlıştır.”

Haber: Emre Akkış

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner214

grandbet ekbonus.com Bonus Veren Siteler linkegit.com

bahis siteleri grandbetting cratosslot betkanyon albibet aresbet galabet maltcasino vdcasino baymavi supertotobet retrobet betasus betexper btcbahis betvole ngsbahis betmatik