Dikeni battığı yerden çıkartmak!..

Büyüklerimiz, ‘Diken battığı yerden çıkar’ atasözü ile bizlere zararın ve nasıl giderileceği ile ilgili tavsiye vermektedir.

Bir kişiye zarar kimden veya hangi olay yüzünden geldi ise, bu zararın giderilmesi de ancak olayın veya kişinin tarafından çözülmesi gerekiyor.

Bir diğer değişle, zararı veren kişinin veya olayın çözümlenmesi ile ancak zararların giderilmesi de mümkün olmaktadır. Aksi takdirde zararın giderilmesi için yapılacak her şey yararsız kalacaktır. Aynı şekilde kötülüğe sebep olacak olaylar çözülmeden de zararların sona erdirilmesi mümkün olmayacağı aşikâr olmaktadır.

Başımıza gelen bütün musibetlerin sebebi o! Diken battığı yerden çıkar, bu sebeple onunla olan bütün ilişkilerin kesilmesi ile refaha çıkmamız mümkün olacak.

*

Atasözü veya veciz cümle fark etmez, ya da deyim. Önemli olan vermek istediği mesaj.

Şimdi diken ne, veya kim, kime battı, kimden çıktı, nereye battı, battığı yerden çıkması kanun hükmünde kararname mi? Gelin bu sözü bize göre yorumlayalım diyorum.

3 yıl önce Büyükşehir Belediye Başkanı olan sayın Hayrettin Güngör, biraz da talihsizlikten olsa gerek, ilk 2 yılını pandemi süreci ile geçirdi. Kucağında buduğu birikmiş borçları ödedi. Çünkü belediyenin uçan kuşa borcu vardı, işçilerin alacakları öyle duruyordu.

Yapılanmayı hayata geçirmesi gerekiyordu. Nihayetinde her başkan, her lider kendi ekibini kurmak zorundaydı. Koordinasyon, uyum ve verimlilik esas alınmalıydı. Borçlar, israflar, yapılanma ve pandemi gelişen olumsuzlukların da tuzu biberi olmuştu. Pıtırak gibi çoğalan gazetecileri de disipline (sayı ve ücret meselesinden ötürü) etmeyi de görev anlayışından ayırmamıştı. 

Ve kararlıydı, iyi niyetliydi Allah için! O’nun iyi niyeti, başkalarının art niyeti olarak doğum yapıyordu.

*

Tabi onun bürokrasiden gelmesini hazmedemeyen ve burun kıvıran kesimler, ‘memurdan başkan olmaz!’ anlayışını ve algısını yayarak, bir itibarsızlaştırma yarışına girdiler.

Doğru olan şu, müfettişlikten geldiği için, Başkan Güngör kuralcı insan. İnat da. İnatlığı, israfa zemin ve fırsat tanımamasından, mesai mefhumuna dikkat etmekten, kurumsal kimliğin ciddiyetini korumaktan, insanların beynindeki ‘memurdan başkan olmaz!’ algısını kırmak ve yıkmaktan kaynaklanıyordu.   

Sadece bize değil, çevrenize bakın, memurluktan gelip de başarı hikâyesi yazan niceler var. Maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olunca, Başkan sayın Güngör de hedef tahtasına oturmaktan kendini kurtaramadı.

*

‘Yapan değil, yıkan başkan’a çıkınca adı, o hiç esef etmedi, kendi doğrularını hayata geçirmek için kulaklarını tıkadı, güldü geçti, başını kuma gömmek yerine işine baktı.

O’nu yaklaşık 17 senedir tanıyan birisi olarak, zaman zaman eleştirsem de, hiçbir zaman onurunu kırıcı, özel hayatını zedeleyici, haysiyetine ve kariyerine gölge düşürücü kelimeler kullanmadım. Özen gösterdim buna. Tavsiyelerim olmadı mı, olmuştur, olacaktır da…

Nihayetinde o da etten kemikten, hataları, eksiklikleri vardır ve olması da normal.

Meseleyi şuraya getireceğim, dünyanın en saçma binası olan özel idareyi yıkma düşüncesi kendinin değil. Ne zaman ki Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum geldi, ucube ama maskot haline gelmiş, simge olmuş rengarenk yapıyı görünce, ‘yıkın bunu!’ talimatını verdi.

Ne yapacaktı? ‘Yok canım, yıkamayız!’ deme şansı var mıydı, yoktu. Emir büyük yerdendi ve nihayetinde emir demiri kesiyordu.

*

Emir de olsa, kentin siluetini bozuyor denilse de, işlevsiz, verimsiz yapı gözüyle bakılsa da, toplumun büyük kesimini revize edilmesinden,  iyileştirilmesinden yanaydı.

Yerine meydan yapılacaktı. Her ne kadar proje birkaç kez değişse de, o bölgeye yapılacak meydan ve çarşılar, otopark, otel vs. gibi sosyal donatılar da bu şehre gerekti. Trabzon Bulvarında bir WC bile yoktu. Neyse…

Ve yıkım başladı. Şimdiye kadar yıkılması gerekiyordu. Anlaşma onu işaret ediyordu. Yıkım uzadıkça uzadı, çevre esnafının şikayeti, isyanı, tepkisi gün yüzüne çıkınca, eminim bundan Başkan sayın Güngör de rahatsız olmuştur.

Bulvara, özel idareye bir diken batırmıştı, bu dikeni de battığı yerden çıkartmak Güngör’e düşüyordu. Esnaf mağdur. Trafik zaten söylemeye gerek yok, tam bir arapsaçı, işkence, çile…

Başkan da bu tepkilerin, bu rahatsızlıkların farkında. Ama yapacak ve bu meselede elinden gelen bir şey de yoktu.

Adı da yapan değil yıkan başkana çıkınca, o da bu algıdan rahatsız olmadı mı zannediyorsunuz!

*

Şunu açık ifade edeyim, inatlıkta Başkan Güngör benimle yarışamaz! Kafayı taktığıma takarım, kişi veya hadise, fark etmiyor.

Bir kere, Kuzey Çevre Yolu meselesinde bizleri yanılttı. Karayollarına devredildiğini söyledi. Oysa, bazı gazeteci arkadaşlarımın yanında Karayolları Bölge Müdürü Mehmet Fidan’ı aradım, ‘yok böyle bir şey!’ demişti.

Şimdi bakıyorum, duyuyorum Başkan Güngör Kuzey Çevre Yolunda çalışmalara başladı.

Tekke… Her siyasinin, her başkanın diline pelesenk ettiği yerleşim alanı. Zaten bu şehirde başkan olan her kim olursa olsun, ilkin Tekke’yi diline dolar, (seneler önce Atıf Şirikçi de belediye başkanı olacağım diye Tekke’ye dair uyduruk projeleri tablolar halinde sergilemişti. HES’lerinin sayısını daha unutmadı bu toplum) projeleri sonra da Trabzon Bulvarının kaderi ile oynar! Biri yapar, biri yıkar.

Ama Güngör Başkan Tekke sakinleri için konutları yapmaya başlayınca, üzerine monte edilen algılar bir bir kırılmaya başladı.

Yapsa bir türlü, yıksa bir başka türlü. Başkan Erkoç’tan bakiye kalan Sarayaltı’nı iyileştirmeye devam ediyor, Kanlıdere köprüsünü genişletmek, trafiği rahatlatmak ve akışı hızlandırmak için yoğun çaba içinde olurken, dikeni battığı yerden çıkartma gayretini de biraz hoşgörün derim.

*

Bakın bir kere daha üzerine basa basa söylüyorum, yazıyorum. Ben sayın Başkanın avukatı değilim, olmaya da niyetim yok. Teklif etse de gücü yetmez! Yok diye de gelenin keyfi için geçmişe kalkıp küfretmenin manası yok!

Bu şehir bizim, kendi değerlerimize sahip çıkmazsak, eleştiriyi hakarete vardırma derecesinde şirazeden çıkartırsak, yapıcı değil de yıkıcı olmaya devam edersek, ki buna siyasilerimiz de dâhil, bir arpa boyu yol alamayız!

Eleştirmeyelim mi, tabi ki eleştireceğiz. Bir kere seçilmiş belediye başkanlarını kendi memuru gibi görmemeli, onları küçümser eda ve tavırlarla emir eri konumunda değerlendirmemeli, takıntı ve kuruntulardan kurtularak, daha barışçıl, daha uyumlu bir lider, bir büyükşehir belediye başkanı tutumu ile geleceği ve şehri inşaa konusunda görevine dört elle sarılmaya devam etmelidir.

*

Ben şahsen onun dürüstlüğüne, iyi niyetine kefilim. Hepimizin de eksiklikleri, hataları var. Ve teşkilat, Ankara sayın Güngör’ün yanında, arkasında iken, seçime kadar verilen süreyi iyi kullanmasına zemin ve imkan tanımalıyız.   

Bırakın da Başkan dikeni battığı yerden çıkartsın!

YORUM EKLE