Terör saldırıları insanlığı vurmaya devam ediyor. Başkentimiz Ankara’dan sonra, çoğu Avrupa ülkesinden büyük şehrimiz İstanbul’da da can almaya devam etti. Taksim saldırısında terör bu sefer de kimlik sormadı. İsrail, İzlanda, Almanya, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, İrlanda insanlarına da kirli yüzünü gösterdi.
 
Taksim’de meydana gelen bombalı saldırıda hayatını kaybedenlerin 3’ü İsrail vatandaşı,1’i İran vatandaşı…36 yaralıdan da, 12 tanesi yabancı uyruklu...
 
Terörün kanlı yüzünde din, dil, ırk fark etmiyor. Bu saldırılar karşısında susanlar da en az saldırganlar kadar bu tabloda pay sahibi. Bu acı olay teröre karşı küresel mücadelenin önemini bir kez daha ortaya koydu.
 
Televizyonda konuşmasını izlediğim  bir Suriyelinin sözler çok anlamlı; “Ülkemizde ara sıra bombalar patlıyordu, aldırış etmiyorduk ta ki uçaklar evimize bomba yağdırana kadar.”
 
Bir örnekte tarihimizden:“Atatürk Havza'dan Amasya'ya giderken yol kenarında tarlasında çift süren bir köylüye rastlar. Köylüye ‘Baba sen burada çiftinle çubuğunla uğraşırken düşman vatanı işgal etti. Neden düşmana karşı direnişe katılmıyorsun?’ diye sorar.
Köylü cevaben ‘Benim vatanımın sınırı tarlamın sınırıdır. Düşman bu sınıra gelene kadar hiçbir şey yapmam’ şeklinde olur.
 
Terörün bir insanlık suçu olduğunu herkesin kabullenmesi gerekiyor. Sessiz kalmak, suça ortak olmak demektir. İyi terörist, kötü terörist yoktur. Küresel terörizm sadece bizim ülkemiz için bir tehdit değil dünya ülkeleri için de bir tehlike. Bir gün herkesin kapısını çalabilir.
 
Ülkemizde de toplumsal bütünlüğe ihtiyacımız var. Dünya görüşlerimiz farklı da olsa teröre karşı kenetlenmeliyiz; Başta Türkiye yok. Hepimiz aynı gemideyiz.