‘SPEKÜLASYON YAPMANIN HİÇBİR YARARI YOK’

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) MYK Üyesi ve Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan, TBMM Genel Kurulu’nda yapılan koronavirüs özel oturumunda MHP Grubu adına söz aldı. Aycan, “Burada spekülasyon yapmanın hiçbir yararı yoktur. Eğer bir eksiklik görüyorsanız Sağlık Bakanlığının hatları var, ararsınız, bildirirsiniz ama sosyal medya üzerinden ön yargılar oluşturmanın, dedikodu yaymanın ve sağlık teşkilatını eksik görmenin, Sağlık Bakanlığını suçlamanın hiçbir yararı yoktur” dedi.

Tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs (COVİD-19) kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda  koronavirüs özel oturumu gerçekleştirildi. Oturumda Sağlık BAkanı Fahrettin Koca, milletvekillerini bilgilendirirken, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) MYK Üyesi ve Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan da MHP Grubu adına söz aldı.

Aycan, TBMM’de yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı;

“Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum. Evet, bir pandemi yaşıyoruz, yeni coronavirüs pandemisi yaşıyoruz. Pandemi, bir hastalığın birkaç kıtada görüşmesi hadisesidir ve pandemiyi açıklamak Dünya Sağlık Örgütünün işidir ve Dünya Sağlık Örgütü açıklama yaparak bir pandemi yaşadığımızı belirtmiştir. Evet, bir pandemi yaşıyoruz, coronavirüs pandemisi yaşıyoruz. Bu, dünyada yaklaşık 150 ülkeyi etkilemiştir ve ülkemizi de etkilemiştir. 
Bir salgın durumudur bu. Salgın ise bir hastalığın beklenenden istatiksel olarak fazla görülmesidir. Hiç görülmeyen bir hastalık görülür hâle geldiği için, istatiksel olarak da sayısı artmış ve bir salgın hâli oluşmuştur. Bu, bir bulaşıcı hastalıktır ve bir bulaşıcı hastalık, kaynaktan mikroorganizmanın kendisinin veya toksinlerinin sağlam insana geçmesiyle oluşan toplumsal bir sorundur yani bulaşıcı hastalık bireysel bir hastalık değildir. Onun için, bireysel hak ve hukuk açısından bakılamaz. Bu bir toplumsal sorundur. Buna zamanında Anayasa Mahkemesi de yanlış yorum yaptı, kişiler de şu an yanlış yorum yapıyor. Mesela, "Ben, alınan tedbirlere uymuyorum." diyor, bu doğru bir durum değildir. Bulaşıcı hastalık toplumsal bir sorundur ve bir bulaşıcı hastalık oluştuğunda ne yapılacağı, nasıl davranılacağı zaten kanunlarımızda vardır. 
1930 yılında çıkartılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nda bir bulaşıcı hastalıkla nasıl mücadele edileceği belirtilmiştir. Örneğin, kanseriniz varsa "Ben tedavi olmuyorum." diyebiliyorsunuz. Gitmezsiniz sağlık kuruluşuna ve tedavi almazsınız ama bir bulaşıcı hastalığınız varsa "Ben tedavi olmuyorum." diyemezsiniz ya da "Gözlem altına alınmayı kabul etmiyorum." diyemezsiniz. Bu, yasalara karşı suçtur ve bununla ilgili her türlü tedbiri almak Sağlık Bakanlığının yetkisindedir. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu der ki: "Bir bulaşıcı hastalık salgını çıktığında Sağlık Bakanlığı her türlü tedbiri alır ve tüm idari birimler de bu kararlara uyar, uymayanlar yasaya karşı gelmiş olur ve suç işlemiş olur." Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Karantina uygulaması, gözlem uygulaması kişi ayırmaksızın herkese uygulanması gereken bir durumdur. Burada kişi ayrımı yapmamak lazım. Bunu ayırmak suç işlemektir, toplum sağlığını riske atmaktır. 


“BURADA SPEKÜLASYON YAPMAYI DA ÇOK DOĞRU BULMUYORUM”

Şimdi, bir bulaşıcı hastalık vakası yaşıyoruz, evet, ülkemize de geldi. Gelmeseydi iyi olurdu ama geldi, geleceği de beklenen bir durumdur çünkü solunum yoluyla bulaşan hastalıklarda çok hızlı bir yayılma gösterir. Pandemi riski her zaman vardı ve şu anda da oldu. Şimdi, burada spekülasyon yapmayı da çok doğru bulmuyorum. "Gelirken önlem almadınız." demek, biraz vicdansızca bir yaklaşım. Ne yapabilirdik? Zaten girişleri yasaklamak, engellemek, kısıtlamak gibi önlemler alındı. Kaynak Çin'de, Çin'den çıktı. Şimdi, buradan bir vakanın girişini önlemek gerekiyordu, tedbirleri de bu doğrultuda almak gerekiyordu. Sağlık Bakanlığı bunu kendi kafasına göre yapamaz, keyfî olarak kapatamaz kapıları. Bununla ilgili uluslararası sözleşmeler vardır, Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği kurallar vardır. Dünya Sağlık Örgütü bir pandemi açıklaması yapmadan, bir ülkede salgın olduğunu belirtmeden o ülkeye giriş çıkışı engelleyemezsiniz ya da kendi vatandaşlarınızı, yurt dışındaki vatandaşlarınızı "Almıyorum." demeye hakkınız yoktur, bunun da hukuki boyutları vardır. Onun için, yurt dışından gelen kendi vatandaşlarımızı almak zorundaydık. 
Ne yapabilirdik? Yapılacak şey şuydu: Her geleni gözlem altına almak, en uzun kuluçka süresince yani on dört gün boyunca gözlem altına alma işlemini yapmak gerekiyordu; Sağlık Bakanlığı bunu yaptı. Eğer bunu atlamış bir kişi varsa, bunu ihmal etmişse bu, Sağlık Bakanlığının yanlışı değil, kişilerin yanlışıdır. Şimdi, bu işleme, gözlem altına alma işlemine itiraz etmek -biraz evvel de söylediğim gibi- hak değildir. Bu, sadece kendisi için değil, toplum açısından da bir zorunluluktur ve buna uymayan da suç işlemiş olur, yasalara aykırı davranmış olur, bunun da gereği yapılmalıdır. 
Ne yapılabilirdi?

“NE YAPIP EDİP BİZİM AŞI ÜRETMEMİZ LAZIM”

Bir salgın çıkmadan önce, sağlam insanları korumak adına yapılabilecek en önemli şey, bulaşıcı hastalıklar için, hava yoluyla bulaşan hastalıklar için en önemli işlem aşıdır. Aşı genellikle yüzde yüze yakın koruyan bir uygulamadır. Fakat şu an aşı geliştirilemedi, yeni bir etken, yeni bir tür olduğu için şu an için aşısı yok. Çalışmaları da takip ettiğimizde aşı çalışmalarının aksadığı görülüyor. Antijeni yani esas reaksiyon oluşturan yeri saptamakta, ayırmakta bilimsel olarak hâlâ başarılı olmadığımız gözüküyor. Antikor verilebilir, tıbbi adı "hiper immünglobulin" olan, türe özgü antikor verilebilirdi, o da yok elimizde yani antikor olmadığı için ve elimizde aşı olmadığı için sağlam kişilere yapacak çok etkili bir koruma yöntemimiz yok. 
Aşı çok önemli bir konu, bu vesileyle aşı üzerinde birkaç kelime etmek istiyorum: Aşı üretmemiz lazım. Çünkü aşı gelişmelerini endişeyle izliyorum, bir taraftan ülkeler aşı üretmeye çalışırken buna tekelci bir yaklaşımla yaklaştıklarını ve aşı üretme konusunda, ülkeler birlik olma yerine ticari kaygılarla ya da bunu stratejik bir ürün olarak görmeye çalıştıklarını da gözlemek lazım. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Almanya'daki aşı üretimini kendi ülkesine çekmek için para teklif etmesi, gayri ahlaki bir davranıştır. Bu dönemde ülkelerin birbiriyle iş birliği yapması gerekirken gelecekle ilgili ticari planların içerisine girmiş olmaları veya stratejik planların içerisine girmiş olmaları durumun vahametini göstermektedir. Aşı, stratejik bir üründür, kendi aşı çalışmalarımızı yapmamız lazım. Bilimsel olarak aşı üretebilecek kapasitedeyiz yeter ki imkân tanınsın, Türkiye'deki, ülkemizdeki tıp adamları, mikrobiyologlar aşı üretecek kapasitededir ama buna uygun altyapı ve kaynak oluşturmanın bir kez daha gerekliliğini vurguluyorum: Ne yapıp edip bizim aşı üretmemiz lazım. Bu salgın gelip geçecektir inşallah ama yarın başka salgınlar çıkacaktır, çıkması da doğaldır. Onun için böyle durumlara hazırlıklı olmak adına, aşımızı üretmemiz lazım. 


“GELİŞMİŞ OLAN AŞI REDDİ ÇOK TEHLİKELİ BİR DURUMDUR”

Bu vesileyle, bu enfeksiyona eklenen enfeksiyonlar "sekonder enfeksiyon" dediğimiz enfeksiyonlardır; pnömonidir, kronik bronşittir, var olan altyapıdır, zemindir. Şimdi, onun için diğer aşılarımızı en azından bu dönemde yaptıralım. Gelişmiş olan aşı reddi çok tehlikeli bir durumdur. Bu vesileyle aileleri uyarıyorum, yaşlılarımızı uyarıyorum: Pnömokok aşısı, hemofilus influenza aşısı, kızamık aşısı gibi aşılar solunum yoluna eklenecek enfeksiyonları önlemek açısından önemlidir. Aşı reddi gibi bir yanlışın içerisindeyiz. Bu vesileyle aileleri uyarıyorum, çocuklarımıza ve risk gruplarına, yaşlılarımıza aşılarını yaptıralım.
 Onun dışında, evet, enfeksiyon etkeni dışarıdan geldi. Burada yapılacak en önemli şey, hasta olan kişileri ayırmak ve tedavi etmektir. Bunun için Sağlık Bakanlığımız gerekli hastaneleri hazırladığını belirtiyor ve bu hastanelerde bu kişileri tedavi ediyoruz. Tedavi edici hekimlikte hiçbir sorunumuz yok. Türk hekimlerine güvenin, Atatürk de güvenmiş, güvenilecek hekimlerdir Türk hekimleri, bilimsel olarak da bu kapasitededirler ve donanımları da buna uyundur.
 Burada, diğer kısım, temas hâlinde olan kişilerin gözlem altına alınmasıdır. Bu, kendi sağlığımız açısından da çok önemlidir. Okul kapatmak bu tür durumlarda verilen bir karardır ama okul kapatmanın etkili olması için çocukların dışarı çıkmaması gerekir. Okulu kapatmışsanız ve bu insanlar dışarıda dolaşıyorsa okul kapatmanın da hiçbir anlamı yoktur. Onun için, herkes bu tedbirlere uymak durumundadır. Sosyal izolasyonu mutlaka gerçekleştirmemiz gerekir. O zaman Sağlık Bakanlığının aldığı kararlar bir işe yarar, ödediğimiz bedelin bir anlamı, bir sonucu o zaman gerçekleşir. Bunun için, herkesi bir kez daha bu kararlara uymaya davet ediyorum.


“BURADA SPEKÜLASYON YAPMANIN HİÇBİR YARARI YOKTUR”

Eğer bir eksiklik görüyorsanız Sağlık Bakanlığının hatları var, ararsınız, bildirirsiniz ama sosyal medya üzerinden ön yargılar oluşturmanın, dedikodu yaymanın ve sağlık teşkilatını eksik görmenin, Sağlık Bakanlığını suçlamanın hiçbir yararı yoktur. Bu, çok tehlikeli bir şeydir. Panik yapmamak lazım. Evet, tedbir alalım, önlem alalım, uyanık olalım ama panik yapmanın da hiçbir anlamı yoktur. Dedikodu yapacağınıza kendi davranışlarınıza dikkat edin. Bakın, mesela, iş yapacaksınız, doğru düzgün bir şey yapacaksınız, sigarayı bırakın, akciğer hastalıklarını önlemek istiyorsanız sigarayı bırakın.  Günde 300 kişi, Türkiye'de yılda 110 bin kişi sigarayla ilişkili hastalıklardan ölüyor. Corona virüsüyle ölen kişi sayısı 2 ama her gün 300 kişi sigaradan ölüyor. Sağlığınıza çok önem veriyorsanız sigarayı bugünden itibaren bırakın.

“HEKİMLER KÖTÜ İNSANLAR DEĞİL, İYİ İNSANLARDIR, FEDAKÂR İNSANLARDIR”

Şu an diğer mevsimsel grip, influenzayla, Türkiye'de ölen sayılarını bilmiyoruz ama Türkiye'de günde 2.250 kişi ölür, Türkiye'de yıllık ölüm sayısı 850 bindir. Tabii ki hiç kimse ölmesin ama buda hayatın bir parçasıdır. Önce önlem almamız lazım, tedbir almamız lazım, yaygara yapmanın bir alemi yok, bir faydası yok. Bu sırada, Sayın Bakana, Sağlık Bakanlığı teşkilatına ve tüm sağlık teşkilatına yaptıkları ve yapacakları için teşekkür ediyoruz. Hükûmetimizin aldığı kararları da destekliyoruz. Elbette eksikleri olabilir, zaman içerisinde bunlara da gerekli tedbirleri alacağına inanıyoruz. Ama Sağlık Bakanlığı açısından birkaç cümle daha söylemek istiyorum. Sağlık Bakanlığı teşkilatımıza güvenin, orada belki çok görünürde olmayan ama dünyayı takip eden bu işi takip eden ekipler vardır. Belki hiç adını duymadığınız, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü diye bir genel müdürlük vardır ve Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü yurt dışından ülkemize gelen bulaşıcı hastalıkları önlemek için vardır. Her gireni gözler, her gireni izler ama bunu yaparken de Dünya Sağlık Örgütünün bilgileri doğrultusunda yapar. Sağlık Bakanlığında Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı vardır ve Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı filyasyon yapar yani kaynak arar, enfeksiyonları izler, enfeksiyon eğrilerini oluşturur. Onun için Sağlık Bakanlığına, Sayın Bakana ve tüm sağlıkçılara güvenmek zorundasınız. Bu insanlar kötü insanlar değil, onlara haksızlıkta yaptılar toplum olarak. Bu milletin başta hekimlerle sağlıkçıları karşı karşıya getirmek gibi bir yanlışın içerisine sürüklenmemesi gerekir. Hekimler kötü insanlar değil, iyi insanlardır, fedakâr insanlardır. Hiç yaşadınız mı bilmiyorum -belki- çocuğunuzun başında sabaha kadar uykusuz kaldınız mı? Bir gün uykusuz kalsanız kendi çocuğunuzda bile tahammül edemezsiniz. "Uykusuz kaldık." diye sürekli şikâyet edersiniz ama bir sağlıkçı yeri gelir, sabaha kadar bir çocuğun başında, bir pnömonilili, influenzalı çocuğun başında veya yaşlının başında sabaha kadar nöbet tutar. Ondan hastalık bulaşacağını bile bile onun akciğerlerini temizler, onu entübe eder, onu aspire eder yani içini temizler. Onun için sağlık personeli aslında görünmez kahramanlardır, her zaman böyle çalışırlar, her zaman böyledirler. Bu yüzden tüm sağlık personeline teşekkür ediyoruz.

“BU SALGINI DA HEP BİRLİKTE ATLATACAĞIZ”

Sağlık personeli, yaklaşık üniversitede çalışanlarla birlikte 1 milyon kişidir ama 620 bin de dışarıda sağlık personeli var. Sayın Bakan, eğer ne kadar personel ihtiyacınız varsa 620 bin sağlık personeli atama bekliyor, her an göreve hazır ve sizin verdiğiniz ilanla ya da kadroyla görev bekliyorlar. Bu sağlık personeli bugün için tüm olumsuzluklara ve kötü şartlara rağmen atama bekliyor, istediğiniz an tüm sağlık personeli de göreve hazırdır. 
Onun dışında, sağlık personeli kendi olumsuzluklarını pek düşünmez. Kendine çok bakmaz ama bu insanlara da bakmamız lazım. Maskelerini, ihtiyaçlarını, eldivenlerini, tıbbi donanım ve teçhizatlarını tamamlamamız gerekir. Kendilerini bile düşünmezler, biz bunu yaşadık ama bunlara bu konuda da yardımcı olmak lazım çünkü onların yaşaması lazım ki vatandaş yaşasın, millet yaşasın. Bu anlamda da her türlü desteğin sağlık teşkilatına verilmesini bekliyoruz, bunu Hükûmetimizden de bekliyoruz. Sağlık teşkilatı zaten görevini yapmaktadır, herhangi ekstra bir şey de beklememektedir yani para derdiyle falan da uğraşmaz. Hekimleri paracı gibi görmek son derece yanlıştır. Onlar her olumsuzlukta da işini yapmaya hazırdır. Yeter ki -takdir etmeye de çok gerek yok ama- haksızlık yapmayalım, onlara kötü davranmayalım, onlar görevini yapmak için devam ediyorlar.
 Şimdi, tabii, bir takım talepler geliyor ama ben bu döner sermayedeki haksızlıkları, ödemelerin yapılmaması gibi konuları da çok önemsemiyorum. Hekimler, ne olursa olsun görevini yapacaktır, yapmaya da devam edecektir. İnşallah, bu salgını da hep birlikte atlatacağız, birlikte yeneceğiz. Yeter ki moralimizi bozmayalım, mücadelemizi bozmayalım diyorum, hepinize sağlıklı, hayırlı günler diliyorum.”

(Haber Merkezi)

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2020, 18:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner145

banner159