SEN BENİ ANLAMAZSAN, BEN SENİ ANLAYAMAM Kİ…

Aksini sen de iddia edebilirsin.

Zaten sıkıntı burada. Zaten bütün düğüm de burada başlıyor.

Birbirimizi anlama meselesinde araya Batının şer güçleri, bizi kıskananlar, bizi çekemeyenler, dostluğumuzdan rahatsız olanlar araya nifak sokuyorlar, biliyorum. Her ne kadar sen bunun farkında olmasan da, Gülhane Parkındaki ceviz ağacı bile farkında.

Ama akıldanelerin senin sağlıklı, iyimser düşünmene fırsat vermiyorlar, imkan tanımıyorlar. Aramıza çekilen duvarların sebebi bu… Çin Seddi ve Diyarbakır Surları yanında çocuk oyuncağı gibi kalır.

*

Seni temin ederim, birbirimizi anlamazsak, el bizi hiç anlamaz. El dediğim, şer güçleri, Batılı ülkeler, içerdeki ve dışarıdaki hainler. Mesafe koyun dediler, ilkin 3 metreydi, sonra 1,5’a indirdiler, lakin şer güçleri bu mesafeyi kilometrelere çevirdiler.

Ah bu Amerika, Alamanya, Fransa, İngiltere yok mu, bütün melanet onların başı altından çıkıyor da, farkında değilsin demem ondan!

Çekemezler sevgimizi, bilemezler kalbimizi’ diye bir şarkı var, dinledin mi, duydun mu hiç? Dinlemediysen, duymadıysan ara, bul ve dinle!

İstersen eski dostlar şarkısını da bir ara dinlesen iyi olur.

Faydası olur belki…

*

Bak azizim…

Senin yaşın kadar benim mesleğim var. Daha toysun, acemisin yani. Her ne kadar geçen sürede birazcık bu şehri tanıma, insanlarla halvet etme imkanı bulduysan da, bu yeterli değil. Zaten gidene kadar da tanıyacağını, bilebileceğini düşünmüyor, ihtimal vermiyorum.

Şunun şurasında kaç günün kaldı ki. Sayılı günler tez gelip geçiyor!

Hayatını yaşa, keyfine bak!

*

Dil dedik. İnsan ne çekiyorsa dilinden çekiyor. Hani derler ya bizde, ‘Dilim, dilim, başıma giydirir kilim!’ her ne kadar sen bu kavramları, veciz sözleri elinin tersiyle bir kenara itişen de, yanındakiler, akıldanelerin sağlıklı düşünmene mani oluyorlar.

Yoksa iyi adamasın. İyi niyetlisin her şeyden önce. Ama memleket bilmeme ne dolu…

Bak, şu pandemi günleri birbirimizi anlama günlerine dönüştü, dönüşmeli.

Ne olursa olsun, insanlar canlarıyla uğraşırken, aç karnını nasıl doyuracağının telaşına düşmüşken, basit ve kısır çekişmelerden uzak durup, insanları kırmamaya bak!

Gene mesafe koy. Yalana, talana, şarlatana, tehdit ve şantajcıya…

Amenna! Ancak iyiliği överken, yanlışı düzeltme yoluna gitmek varken, insanları kelimelerle, cümlelerle, virgül ve ünlem işaretleri ile beğeni ve yorumlarla fişlemekten vazgeç.

Osmanlı’da bile bu kadarı yoktu!

Ekibinin maşallahı var!

*

Bizim eleştirilerimiz seni rahatsız etmesin! Biz fincancı katırları ürksün, geceleri uyku uyumasın, huzuru kaçsın derdinde, heva ve hevesinde değiliz. Uyarmak, yanlışa yanlış deyip gazeteciliğimizi etik çerçeve içinde sürdürmek.

Bize yüklenen misyon bu!

Bugün itibariyle güç sende. He Men gibisin! Ama eleştirdim diye beni Fizan’a göndermekle tehdit etme! Fizan nere bilir misin? Osmanlı tarihini okumuş olman gerek!

O halde…

Dedim ya, şu pandemi günleri birbirimizi anlama günleri.

Ha, bunları günah çıkartmak için de yazmıyorum, bilesin! Buna ihtiyacım olmadığını sen de biliyorsun! Hatırlatmak istedim, o kadar!

Tercih senin!

YORUM EKLE