GELENEKSEL SANDIKLAR UNUTULMAYA YÜZ TUTTU

Tarihimizde Osmanlı döneminden itibaren evlilik yapacak olanlar için kültür haline gelen çeyiz sandıkları, ülkenin modernleşmesiyle birlikte unutulmaya yüz tuttu.

GELENEKSEL SANDIKLAR UNUTULMAYA YÜZ TUTTU

Selçuklu döneminden bu yana ustaların el emeği göz nuru olarak yaptığı çeyiz sandıkları, günümüzde eski önemini yitirmek üzere. Günümüze kadar ulaşan sandıklar, özellikle yeni evelenecek olan çiftler için çeyizde kullanılmaktaydı. Son yıllarda modernleşmenin artmasıyla birlikte, vatandaşların daha çok mobilyacıların keresteden yaptıkları sandıkları kullanması, yüz yıllık kültürü kaybolma noktasına getirdi. Ustaların bin bir emekle sarf ettiği çeyiz sandıkları, artık eskisi gibi ilgi görmeyerek süs eşyası olarak kullanılıyor. Durum böyle olunca yaptıkları emeklerin artık rağbet görmediğini ve eskisi gibi satışın olmadığını ifade eden sandık ustaları, böyle giderse 10-15 yıla kadar bu kültürün yok olacağını belirttiler. Kahramanmaraş’ta sandık yapımıyla uğraşan bazı ustalarda, çeyiz sandıklarının yapımında çırak bulamadıklarını söyleyerek, yapılan sandıkların dükkânlar da alıcısını beklediklerini ifade etti.

UNUTULDUK
Eski dönemlere göre sandıkların daha çok kültürel amaçlı değil de süs eşyası gibi kullanıldığını belirten ve kapalı çarşıda sandık yapımıyla uğraşan İsmail Kara, “Sandık yapımı gerçekten zor bir iştir. Bu meslek sanat gerektirir” dedi. Konuşmasını sürdüren Kara, şu ifadelere yer verdi: “Bizim baba-dede mesleğimiz bu meslek ve 3 kuşaktır sürdürmekteyiz. Hem imalat hem de satışını yapıyoruz biz bu sandıkların. Sandıkların yapım kısmına gelecek olursak, öncelikle bu sandıkların yapımı ceviz ağacından ibarettir. Ceviz ağacı yumuşak bir ağaç olduğu için işlemesi daha kolay oluyor. Akabinde ki her ceviz ağacı, ceviz sandığı demek değildir, ceviz de sınıf sınıftır. Nasıl ki kullanımı, yemesi, meyvesi sınıf sınıf ise, bu ağacın kendi özü de, oymaya gelen kısmı da sınıf sınıftır. Aynı zaman da bu ağacımızın kuru olması çok önemlidir. Her ceviz ağacı sandık yapılabilir diye bir şey yoktur. Yani ağacın gevrek kısmından yapsan bile, iki kışı ya da iki yazı görmesi lazım kurutulması için. Dolayısıyla bizim meslek çok zor bir meslektir. Ağacın birleşiminde tutun, biçiminden tutunda, bir ustanın bir elinden çıkar diye bir şey yoktur. Bunun biçimcisi ayrı, çatımcısı ayrı, oymacısı ayrı, zımparacısı ayrı, boyacısı ayrı, birçok sanatkârın elinden çıkar. Akabinde bu sandık yapımı yapıldıktan sonra Kahramanmaraş’ımızda Türkiye’de her evlenen genç kızımızın çeyizinde mutlaka olmazsa olmazlardandır. Dolayısıyla örf ve âdetimiz de sandık vardı bizim. Ondan ziyade şimdiki sandıklar dekoratif olarak kullanılıyor.”

KİMSE DE ÇALIŞMAK İSTEMİYOR
Meslekte, sandık yapımıyla uğraşacak çırak bulamadıklarını belirten Kara, şunları kaydetti: “Artık mesleğimizin son 10-15 yılında bu işi yapacak, yetiştirecek eleman bulunduramadığımız için, biz de bu şekilde hem üretip hem de satıyoruz. Genelde en çok evlenecek olan, düğün yapacak olan kişiler alıyor. O da geleneksel olduğu için çeyizine koymak istiyor. Ya da süs eşyası olarak almak isteyen oluyor, o şekilde de alıyorlar. Fiyatları da ustanın yapmış olduğu sanata göre değişiyor, 300 liraya da var 3 bin liraya da var. Her zaman eski bizim için yenidir. Çünkü örf ve adettir. Bazen vatandaşlar, her yer çekmece olduğu için sandığa ne gerek var diyor. İki gün sonra da Kahramanmaraş’ta, tabiri caizse; ya bir sandık bile vermedi anne deyip, koşa koşa gelip sandık alan kişileri de gördük biz. Zaten bizim mesleğe çırak bulmakta zor oluyor. O yüzden eskiden kalan ustalarımız tek başına mücadele etmeye çalışıyor.”

 

MÜŞTERİ BEKLİYORUZ
40 yıla yakın sandıkçı esnafı olan bir diğer isim Fazlı Karpuzoğlu ise, sandık satışının eskisi gibi rağbet görmediğini belirterek, “sandık satışımız yok denecek kadar az, yine de ayakta durmaya çalışıyoruz” dedi. Karpuzoğlu “Ben ilkokuldan sonra bu mesleği yapmaya başladım. Yaşımda zaten 51 oldu. Yaklaşık 35-40 yıldır yapıyorum bu mesleği. O dönemden bu döneme kadar kalite biraz yükseldi ve çeşit belki on ya da yirmi kat daha çok arttı. Ama o dönemde ki satışla tabi ki şimdiki satış bir değil. Şimdilik mobilya da yapılan Medefe ve sunta sandıklarına vatandaşlar daha çok ilgi göstermeye başladı. Bizim burada ki sattığımız sandıklar, geleneksel sandıklar ama biraz daha pahalı. Vatandaşın biraz da bu fiyat konusundan dolayı gelmiyor. O yüzden satışların da etkisi oluyor. Satışlarımız olmadığı halde biz ayakta durmaya çalışıyoruz. Zaten genel itibari ile piyasa da bir durgunluk söz konusu. İlgisi olan vatandaş gelip alıyor genelde. Sadece sandık olarak ta satmıyoruz zaten. Ayrıca televizyon sehpası vesaire olarak ta alıyor vatandaşlar. Bizde elimizden geldiğince vatandaşların ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Umarım satışlarımız istediğimiz gibi olur vatandaşlar yine eski kültürünü devam ettirir tekrardan sandık alır” şeklinde konuştu.

ESKİSİ GİBİ DEĞİL
sandık satışlarının eskisine nazaran daha çok azaldığını belirten Erdal Bolat, şu ifadelere yer verdi: “Ben yaklaşık 30 yıldır bu işi yapıyorum. O zamanlardan günümüze kadar artık satışlar yavaş yavaş azalıyor. Yani vatandaşın ilgisini artık çekmiyor desek yeridir. Biz 20-30 yıl önce ben mesleğe ilk başladığım yıllar da Kahramanmaraş’ta popüler bir işti aslında bu iş. Artık şimdi eskisi gibi sandık almıyor. Sandık yapımı zaten zor bir iş. Biliyorsunuz ağaçla yapılıyor ve o ağaçların kerestesini kesip birleştirmek zor bir şey. Sonucunda ise dinlendiren bir iş ama dediğim gibi bunu yapan ustalar tarafından zor bir iş. Bazı meslekler de yaparsın yorulursun ama bu meslekte de yaptığın zaman dinleniyorsun, bizim mesleğimiz böyle. Sonuçta bu bir sanat işi, bizde bu mesleği severek yaptığımız için bizi yormuyor.”

YOK OLMA DURUMUYLA KARŞI KARŞIYA
Bu meslek zaten çok eskiden beri yapılan bir işi ve gelenekten geliyor. Sandıklarımız olmazsa olmazdır. Her evde kullanılır. Yani her evden ziyade düğünlerden önce çeyiz eşyalarında mutlaka kullanılır. Mesela evlenecek olan vatandaşın bir tanesi almamış ama 40 yıl sonra gelip alıyor. Yani ben o zaman almadım pişman oldum, şimdi tekrar almak istiyorum diyor. Tabi sandıkları alan vatandaşlar bizim kültürümüz bozulmadığını gösteriyor. Bu da tabi bizi biraz heyecanlandırıyor, bu sandıkları daha farklı nasıl yapabiliriz diye. Kahramanmaraş’ta az da olsa yine ilgi alaka var. Bu sandığın yapımıyla uğraşan ustalarımız günümüzde hala var. 60 yaşında ki ustamız bile var burada. Bazı vatandaşlar bu sandıkları evde dekor olarak ta kullanıyor. Sadece Osmanlıdan kalan bir gelenek değil de süs eşyası olarak da kullanan vatandaşlarımız var. Hem sandık almış olacak hem de dekor olarak kullanacak. Sandık yapan ustalarımız hala mevcut ama bu işi yapabilecek alttan yetişen eleman bulmak hakikaten zor. Yani bu işle uğraşmak isteyen eleman buralarda bulmak çok zor artık. Büyük ihtimal tahminimce bu meslek yaklaşık 15 yıla kadar yavaş yavaş bitecek gibi duruyor. Bitmekten ziyade azalacak gibi duruyor. Eskiye verilen önem yavaş yavaş kaybolabilir. Dolayısıyla temennimiz bu geleneğimizi ayakta tutacak vatandaşların daha çok geleneğe bağlı kalmaları olacaktır” dedi.


 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÇEYİZ SANDIĞI
Sandık, eski Mısır’dan günümüze kadar kullanılan bir mobilya türüdür. Taşınabilir depolama ünitesi olan sandık, Avrupa’da özellikle Ortaçağ’da ve Rönesans’ta (12. yüzyıl -16. yüzyıl) değerli dokumaların, örme eşyaların, takıların ve çeyizin saklanması amacıyla kullanılmıştır. Türk evlerinde de Avrupa ile ilişkilerin arttığı 19. yüzyıldan itibaren sandık kullanımı yaygınlaşmıştır. Öyle ki, Celal Esat Arseven (1975), sandığın evin en önemli eşyalarından biri olduğunu belirtmektedir. Bahaeddin Ögel de (1985), sandık odasının evin önemli bir odası olduğundan bahseder. Türk toplumunun düğün geleneğinde çeyiz; gelinin ev ve mutfak eşyası, işlemeli ve dantel örtüleri, havluları, takı ve giysileridir; damadın düğün masrafları karşısında sunduğu eşyalardır. Bu eşyalar, evlenene kadar sandık içinde saklanır ve gelinin evine de sandıkta taşınır. Sandığın malzemesi, üzerindeki süslemeler gelinin varlığını ifade etmesi açısından çok önemlidir. Varlıklı ailelerin gelin sandıkları masif ağaçtan sedef kakmalı, telkâri süslemeli ve/veya oymalı mobilyalardır. Günümüzde sandıklar, depolama işlevinin yanında dekoratif amaçlarla yaşama mekânlarında sehpa, yatak odalarında oturma elemanı gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Çeyiz sandığı geleneği, artık kentlerde uygulanmamaktadır. Ancak geleneksel olarak sandık üreten atölyeler hâlâ mevcuttur. Ayrıca Türk evinin temel donatıları olan sini, sedir ve dolap gibi, sandık da çağdaş mobilya tasarımcılarına ilham vermektedir. Geçmiş dönemlerde içerisine konulan çeyiz kadar önem verilen ve statü unsuru niteliği taşıyan sandıkların titiz el işçilikleri ve süslemeleriyle Türk mobilya tarihinde önemli bir yeri vardır. Çalışmanın amacı, Türk çeyiz geleneğinde sandığın kullanım şekli ile mobilyanın üretimine yönelik bilgilerin aktarılması ve unutulmaya yüz tutan geleneksel biçimlerin çağdaş tasarımcılara ilham vermesini sağlamaktır.


Avrupa ve Anadolu’da Sandık Kullanımı
Sandık Ortaçağ Avrupa’sında sıklıkla kullanılan çok işlevli bir mobilyaydı. Baskın ve yağmaya karşı sıklıkla kaçmak zorunda kalan halkın, eşyalarını saklayıp taşımasına yaramaktaydı. Bu eşya aynı zamanda yemeğini üzerinde yiyebileceği veya üzerine oturabileceği bir ölçüdeydi. Hatta üst yüzeyi düz olanlar, yatmak için bile kullanılırdı. Mücevherat gibi değerli ve küçük ebatlı eşyalar için de kutular (Fransızca ‘coffret’) hazırlanırdı. Bu kutular ahşaptan yapılır ve üzeri hırsızların kolayca parçalayıp açamaması için metal levha veya şeritlerle kaplanırdı. Güvenlik için sandık ve değerli eşya kutuları kilitli yapılırdı. Sandık, bazen de güvenlik için odaya sabitlenirdi. Dönemin teknolojisi ile ya ağaç kütüğünü oyarak ya da kalın kesitli parçaları birleştirerek sandık yapılıyordu. Sandığın eklemlerini güçlendirmek için de metal kenetler kullanılıyordu. Ortaçağ sonunda ve Rönesans’ta elbise dolapları, büfe, komodin, sergi dolapları da yapılabilmekteydi. Ancak Rönesans’ta da sandık yaygın bir depolama mobilyasıydı ve genellikle çeyiz için hazırlanırdı. Çeyiz sandığı özellikle İtalya’da çok kullanılıyordu. Varlıklı İtalyan aileler, ‘cassone’ denilen bu sandıkların süslemelerini dönemin önemli sanatçılarına – Apollonio di Giovanni atölyesi gibi- sipariş ediyorlardı (Cloves, 1997a). Gelin ve damadın ailelerinin armaları da sandıkların üzerinde bulunabiliyordu. Ancak ‘cassone’ler sadece çeyiz için hazırlanmazdı, zaten sandık hem depolama için, hem de estetik özellikleriyle zengin İtalyan evlerinde önemli bir eşyaydı ve çok ince işçilikle yapılırdı (resim:2). Sandık üst üste konulabilen bir eşya olduğu için, kapak üstten değil ön yüzden açılabilecek şekilde de yapılabiliyordu. Sadece sandık değil, sergileme amaçlı bazı dolaplar da sandık üzerine konulabiliyordu. 17. yüzyıldan (Barok Dönem) itibaren daha kullanışlı mobilyaların üretilmesiyle Avrupa’da varlıklı ailelerin sandık kullanımı azalmıştır. Sandık, değerli eşyaların saklandığı bir öğedir. Ögel (1985), Türklerde sandık kelimesinin kökeninin ‘kiz’ olduğunu, bu kelimenin de kizlemek, yani gizlemek kelimesinin kökü olduğunu vurgular. Eşyalarını kolay taşınabilir kılma, toplama ve saklama pratiği Türklerin göçerevlilikten getirdikleri alışkanlıklarındandır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar göçerevli yaşam tarzını sürdüren Türkmenler, eşyalarını çadır kenarlarına dizer, yatak ve yorganı katlayıp kaldırır, yatma vaktinde tekrar açarlardı. Bu düzende göçerevliler eşyalarını hafif, kolay toplanır ve taşınır bohçalarda, hurçlarda, sandıklarda saklamışlardır. Önder Küçükerman (1996), depolama ünitelerinin çadırların girişinin tam karşısına gelecek şekilde yerleştirildiğini belirtir. Yerleşik düzendeki Türkler değerli eşya, giysi, örtü, havlu gibi dokuma ürünlerini ve çeyizlerini bohçaya sararlardı. Sabiha Tansuğ, bohçada kadının yaşam öyküsünün yattığını belirterek önemine dikkat çeker. Çeyizin saklanması için işlemeli bohçalar hazırlanır, zarf gibi katlanarak sarılır, eski Türk evlerindeki gömme dolapların içinde saklanırdı. Dokuma, örme eşyalar işlevlerine göre farklı bohçalara konulurdu; mendil bohçası, çamaşır bohçası, çorap bohçası, elbise bohçası, nişan bohçası, gelin bohçası gibi. Sandık kullanımının yaygınlaşmasıyla bu bohçalar sandık içlerine yerleştirilmişti. Sandıkların düzenli olması, aralıklarla havalandırılması kadınlar için çok önemliydi. Sandıkların ve içindeki bohçaların, özellikle de çeyiz sandığının düzeninin korunması için büyük özen gösterilirdi. Sandığın Türklerde yaygın kullanımı Osmanlı’nın Avrupa ile ilişkilerinin arttığı, Batı yaşam tarzına özenildiği 1800’lere denk gelmektedir (Ana Britannica, 2004). Sandık, 1851 Uluslararası Londra Sergisi’nde Osmanlı İmparatorluğu tarafında sergilenen ürünler arasında yer almaktadır (Küçükerman 2001). Sandık kolayca benimsenmiş ve hatta Türk evinde gömme dolap geleneğine rağmen zengin evlerde ayrıca sandık odaları tasarlanmıştır. Arseven (1975) sandıkların, sandık odalarında sıra ile dizildiğini belirtir. Ayrıca Avrupai tarzda yapılan evlerde, geleneksel Türk evindeki yüklük ve gömme dolapların yerini sandık odalarının aldığını da ifade eder. Ancak saraylarda durum farklıdır. Küçükerman (1998), Topkapı Sarayı’ndaki geleneksel ‘halı-kilim-sandık-paravan’ dörtlüsünün Osmanlı’nın kimlik değişiminin simgesi olan, Batı biçimlerinin hakim olduğu Dolmabahçe Sarayı’na giremediğini, bu eşyaların yerini ‘masaiskemle-dolap’ üçlüsünün aldığını belirtir.


Türklerde Çeyiz Geleneği ve Çeyiz Eşyası
Türk toplumunun/milletinin düğün geleneğinde çeyiz; gelinin ev ve mutfak eşyası, işlemeli ve dantel örtüleri, havluları, takı ve giysileridir; damadın düğün masrafları, başlık parası karşısında sunduğu hediye/eşyalardır. Bu eşyalar evlenene kadar sandık içinde saklanır ve gelinin evine de sandıkta taşınır. Sandığın kullanım amacı, her gün kullanılamayacak kadar değerli eşyaların saklanmasıdır. Günlük kullanılan eşyalar ise dolap içlerine kolayca erişilebilecek şekilde bohçalarla yerleştirilirdi. Çeyiz eşyasının muhafaza edilmesinde bohçalar da çok önemliydi. Genç kızın ve ailesinin varlığı, sandık üzerindeki süslemeler kadar bohça sayısının fazlalığı ile de anlaşılırdı. Nişan için hazırlanan telli, süslü çeyiz bohçaları oğlan evine gönderilir ve burada sergilenirdi. Çeyiz kız ailesi için övünç kaynağı olurdu. Oğlan tarafının hazırlattığı gelinlik ile kız tarafının yaptırdığı damatlık da iki tarafın evlerine düğün öncesinde süslü bohçalarla ulaştırılırdı. Çeyiz eşyası, uzun sürede biriktirilir, el emeğiyle hazırlanırdı. Bu sebeple hem içindeki eşyanın, hem de taşınırken sandığın bozulmaması önemliydi. Çeyiz malzemesinin miktarı ve maddi değeri ne kadar fazlaysa kız tarafının saygınlığı da o derece artardı. Recep Çiğdem (2007), 19. yüzyıl sonlarında alınan Osmanlı mahkemesine ait kararda gelinin maddi durumuna göre çeyiz eşyasının ve sandık sayısının ne olacağının belirlendiğini ifade eder. Buna göre, zengin bir aileden gelen kadının üç, orta derecenin bir üst sınıfına giren kadın iki, orta derecede bulunan bir kadın ise çeyizinde bir sandık getirecektir. Çeyiz eşyası ise her üç kademede de benzerdir, ancak değerleri ve miktarları farklıdır. Örneğin, zengin ve orta derecenin bir üst sınıfına giren kadın yatak takımı getirirken, orta derecedeki kadın adi bir şilte, bir yastık ve bir yorgandan sorumlu tutulmuştur. Zengin kadından gümüş bir kahve takımı, orta derecenin bir üst sınıfına giren kadından ise bir kahve takımı istenmiş, ancak orta sınıfa mensup kadın kahve takımından muaf tutulmuştur. Fakir aileye mensup bir kadının çeyizi ise, maddi durumu iyi olanların yardımlarıyla hazırlanacaktır.


Sandık Malzemeleri ve Türk Geleneksel Süsleme Yöntemlerinin Sandıkta Kullanımı

Çeyiz, evlenecek kızın neredeyse çocukluk döneminden itibaren hazırlanırdı. Uzun süre saklanacak olan çeyizin muhafazasının malzemesi, içerisindekilerin lekelenmemesi ve güve yeniği olmaması açısından çok önemliydi. Çeyiz sandıkları, genellikle tahtakurdu ve güve barındırmayan servi ve sedir gibi güzel kokulu ağaçlardan yapılırdı. Abanoz, ceviz, gül, elma, armut ve sandal ağacı da sandık yapımı için kullanılırdı. Ahşap, ısı ve nemden etkilenerek çalışabileceği -yani eğilip bükülebileceği- için sandık yapımında sert ve iyice kurutulmuş ağaçlar seçilirdi. Sandığın içi zımparalanıp temizlense, cilâlansa bile hayli emek ile üretilmiş oyalı, işlemeli çeyiz eşyasının zedelenmesine sebep olabileceğinden saten veya kadife kumaşla astarlanırdı. Sandığın içinin astarlanması, ahşabın nem alıp bunu çeyize aktarması riskine karşı önlem almak amacını da taşırdı. Sandıkların içi kullanım amacına göre çeşitli şekillerde biçimlendirilirdi. Bazı sandıklara değerli eşyaların da konulabilmesi için gizli bölmeler yapılır, bazı sandıkların kapaklarının içine ayna yerleştirilirdi. Çeyiz sandığının malzemesi, üzerindeki süslemeler gelinin varlığını ifade etmesi açısından çok önemliydi. Bu nedenle çeyiz sandıkları içindeki değerli örtüler, eşyalar kadar özenli hazırlanır ve üzeri süslemeli olurdu. Sandığın ana malzemesi ahşap olduğu için kullanılan geleneksel süsleme yöntemleri de bu malzemeye uygun yöntemlerdi. Ahşap metal uçlu aletlerle oyularak, oyulan yerlere farklı renklerde malzemeler yerleştirilerek, deri, metal kaplanarak veya boyanarak süslenirdi.


Türk Ahşap Çeyiz Sandıklarında Kullanılan Süsleme Teknikleri

Ahşap Oyma: Oymacılık taş, çini, tuğla, alçı, ahşap gibi malzemelerle uygulanan bir süsleme yöntemidir. Ana malzemesi ahşap olan çeyiz sandıklarında da oyma yöntemiyle süslemeler yapılmıştır. Sert veya yumuşak ağaçlara bu yöntem uygulanabilir. Ancak ağacın çalışmaması için kurutulmuş olması gerekir. İşlenecek desen, masif ahşap plakanın üzerine çizildikten sonra, desen yüksek kalacak şekilde diğer kısımlar metal oyma ucu ile oyulur. Böylece desen yüzeyde belirgin biçimde ortaya çıkar. Bazı oymalarda desen çok yüksek, bazılarında daha az kabartmalı olabilir. Kenarları oyularak ortaya çıkartılan desenin kenarları keskin köşeli veya yuvarlatılarak hazırlanabilir. Oyma işlemi bitirildikten sonra yüzey perdahlanır ve en son verniklenir. Ahşap oymacılığında genellikle çiçekli, yapraklı kıvrık dallı simetrik desenler işlenmiştir. Ayrıca buket halinde veya vazoda kıvrımlı yaprak desenleri de yapılmıştır. Oyma işlemi genellikle düz satıhlara yapılır. Bu yüzden oymalı sandıkların yüzeyi ve kapağı çoğunlukla kavissizdir. Desen, uygulanacak yüzeye her kenardan eşit boşluk kalacak biçimde yerleştirilir. Desen, kapak kenarına taşmaz. Ancak ayaklarda ahşap levha desene göre, genellikle de kıvrımlı olarak kesilir ve oyularak işlenir. Selçuklu ve Osmanlı döneminde ahşap oymacılığı önemli bir el sanatıdır. Aslanapa, (1999), Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ahşap oyma ile cami minberleri, rahleler, vaaz kürsüleri, Kur’an muhafazaları yapıldığını belirtir. Ahşap oyma, günümüzde az sayıda usta tarafından uygulanmaktadır. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde ahşap oymacılık ile yapılan eşyalar mevcuttur. Kahramanmaraş’ta ahşap oyma ile yapılan çeyiz sandıklarının bazıları nakış, oya gibi el işi ile süslenmiş örtülerin, yazmaların korunurken bile sergilenebilmesi için camlıdır. Sandığın ön yüzeyinde cam kullanılan bu sandıklara ‘camekân’ denilmiştir

saklanması, taşınması ve sunulması geleneğinin Türklerde yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi vardır. Evlenecek kızın özenle yaptığı el işlerini, giysilerini, takılarını vb. içeren çeyizin korunacağı eşyanın da içindekiler kadar özenli hazırlanmış olması gereklidir. Sandık, gelinin ve ailesinin varlığını, sosyal statüsünü ifade eden bir araçtır. Bu bakımdan malzemesi, işçiliği, üzerindeki süslemenin değeri çok önemlidir. Çeyizle beraber sandık da bir hediyedir. Çeyizin ambalajıdır, ama atılacak değil evlilik süresince korunacak, gösterilecek, övünülecek bir ambalajdır. Ambalaj, koruduğu, sardığı nesnenin ifadesi olarak algılanır. Yani sandık sosyal anlamda hem gelinin varlığının, hem de içindeki çeyizin değerinin simgesidir. Çeyiz sandığı ailenin ve gelinin sosyal statüsünün sembolü olurken bir taraftan da süslemeleriyle iletiler verir. Çeyiz sandığı süslemeleri toplumlara göre -doğum, bereket, şans gibi- değişen anlamlar içerebilir. Türkler çeyiz sandıklarında daha çok bitki, çiçek motifleri işlemişlerdir ki, yeni kurulan bir aile için dilenen bereketi, çoğalmayı simgeler. 19. yüzyılda Avrupa yaşam biçiminin etkisiyle eski Türk evlerinde yüklük dolaplar olmasına karşın sandık odaları da yapılmıştır. Ancak günümüz endüstrileşmiş toplumunun orta ve işçi sınıfı, üç neslin bir arada yaşadığı konaklarda değil, çekirdek aile olarak 75-100 metrekarelik küçük konutlarda yaşamaktadır. Çoğunluğun bu yaşam şekli göz önüne alınırsa depolama ünitelerinin mekânda verimli ve etkin kullanılmasının önemi anlaşılır. Bu sebeple günümüz koşullarında konutlarda depolama gereksinimi için düşey elemanlar -gardrop, yüklük, çekmeceli dolap vb- kullanılmaktadır. Üstelik günümüz endüstri toplumunda seri üretim ile çok sayıda mobilya üretilebilmektedir. Seri üretim ile eşya, artık neredeyse her kesimin ulaşabileceği değerdedir. Dolayısıyla çağdaş koşullarda eşyaların depolanmasında kullanılan dolap sistemleri, taşınmasında kullanılan bavullar ekonomik ve kullanışlı oldukları için her eve girmiştir. Geleneksel süsleme yöntemleriyle üretilmiş eski sandıklar ise yaşama mekânlarında, yatak odalarında ya da antrelerde ‘geçmiş dönem atmosferini’ tamamlayan bir öğe durumundadır. İşlevsel olarak oyuncak sandıkları ya da yünlü dokumaları korumak için sedir sandıklar ise hala kullanılmaktadır.

Haber: Hakan Aydın

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner96

banner67

banner100

banner98