“ TÜKETİM ODAKLI DEĞİL, ÜRETİM ODAKLI ÇALIŞMALIYIZ”

Gazetemiz Köşe Yazarı ve Ekonomi Uzmanı Hikmet Gümüşer, 2017’nin İlk çeyreğinde Türkiye ekonomisinin yüzde 5’lik büyümesine ilişkin, “Büyümeyi sürdürülebilir kılmak için tüketim odaklı değil üretim odaklı çalışmamız gerekir” dedi.

“ TÜKETİM ODAKLI DEĞİL, ÜRETİM ODAKLI ÇALIŞMALIYIZ”

Her hafta ekonomi alanında yazdığı köşe yazıları ile kent ekonomisini enine boyuna irdeleyerek, farklı bakış açısıyla Kahramanmaraş ekonomisini değerlendiren ve henüz genç yaşta elde ettiği başarı ile kent imajını üst seviyelere çıkaran Gazetemiz Köşe Yazarı Hikmet Gümüşer, Türkiye’nin ilk çeyrekte yüzde 5’lik büyümesini Manşet Gazetesi muhabiri Emre Akkış’a anlattı. Muhabirimiz Akkış’ın “Ülke ekonomisi şu an nasıl bir noktada?”, “Büyüme rakamlarının olumlu gelmesi dövizi nasıl etkiledi?”, “Yüzde 5’lik büyüme nasıl oldu?”, “Kahramanmaraş’ın büyümedeki payı nedir?” sorularını yanıtlayan Gümüşer, sözlerinde ısrarla sürdürülebilir büyümenin önemine dikkat çekti. Sürdürülebilir büyümenin en önemli etkeninin üretim olduğunu vurgulayan Gümüşer, tüketerek büyümenin uzun vadede borçlanmaya sebep olabileceğini ve dolayısıyla ülke ekonomisinin zarara uğrayabileceğini ifade etti. “Ekonomimizi sağlam tutabilmemiz için gerçekleşebilecek tüm olumsuzlukları göz önünde bulundurmamız lazım” diyen Gümüşer, bütçe açığının kapatılması için kesinlikle para miktarının arttırılmaması gerektiğini söyledi. Kahramanmaraş’ın ihracat rakamlarına değinen Gümüşer, kentin 2016 yılında 850 milyon dolar ihracat yaptığını belirterek, 2017 yılı içinde bu rakamın 1 milyar dolara çıkmasının beklendiğini kaydetti.

İşte Ekonomi Uzmanı Hikmet Gümüşer ile yaptığımız görüşmenin ayrıntıları;

EKONOMİ ÜLKENİN CAN DAMARIDIR

Türkiye'de gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) 2017 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 5 arttı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yüzde 5’lik büyüme bizim için çok önemli bir anda gerçekleşti. 2016 yılı Türkiye’de gerçekten bir bunalım yılıydı. Özellikle terör bitecek, notumuz yükselecek, Türkiye büyüyecek gibi ümitlerle başladığımız 2016’da maalesef temmuz ayında çok üzücü bir hadise yaşadık ve yabancı ülkelerin ülkemize karşı güveni sarsıldı. Aynı zamanda da bizim kendi içimizde kendi dinamiklerimize olan güvenimiz sarsıldı. Büyümemiz yavaşladı. Tüketicilerin duydukları güven sarsıldı. Aynı zamanda Moody's, S&P ve Fitch gibi Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları ülkemizin notunu düşürdü. Bu gibi hadiseler ülkemizde çok önemli bir kriter olan dövizin aşırı değerlenmesine ve dolayısıyla Türk lirasının döviz bunun karşısında değersizleşmesine neden oldu. Aynı zamanda kurlar birden fırladı. Yabancıların ülkeye olan güveni azaldıkça, ülkedeki dövizler yurt dışına çıktı. Yurt dışından Türkiye’ye döviz getirmek pahalandı. Güven sarsıldığı için faizler yükseltildi. Neticesinde kurların zıpladığı, faizlerin yükseldiği, enflasyon ve işsizliğin tavan yaptığı bir dönemde 2017’ye girdik. Bizde dâhil olmak üzere Kahramanmaraş’taki birçok sanayici veya Anadolu’da ki birçok sanayici hep aynı şeyi düşündü. “Biz 2017 yılında yatırım yapacaktık. Bu yatırımları ne yapalım? Durduralım mı, devam mı ettirelim” gibi sorular döndü. Çünkü insanlar talebin daraldığını görünce korkmaya başladı. Bir ülkenin başına gelebilecek en kötü şey ekonomik bunalımdır. Ekonomi çok yönlü bir alandır. Ekonomi olmadan siyaset olmaz. Ekonomiyi fabrikadaki pazarlama departmanı gibi düşünecek olursak; fabrikanın içerisinde üretimi yaparsın ama bunu hiç kimseye satamazsan ne muhasebe departmanının bir anlamı olur, ne finansın bir anlamı olur ne de satın almanın bir anlamı olur. Hiç birinin bir anlamı olmaz. İşte ekonomi de bir ülke için böyledir. Eğer ki ekonomik dinamiklerin yani büyüme rakamları, faiz, enflasyon, işsizlik iyi bir noktada değilse, ülkede hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Ekonomi ülkenin can damarıdır. Vücudun içerisindeki bir kan gibidir. Sizin organlarınız ne kadar iyi çalışırsa çalışsın onların içerisine kan girmezse çalışmaz.

BÜYÜME SANAYİCİ İÇİN MORAL OLDU”

Ülke ekonomisi şu an nasıl bir noktada?
Biz böyle bir 2017 yılına başladık ve böyle bir 2017’nin açıklanabilecek en önemli verilerinden bir tanesi çeyreklik büyüme rakamlarıydı. Bunlarında ilki önceki gün açıklandı ve ülkemiz ilk çeyrekte yüzde 5 büyüdü. Bu sanayici için bir moral oldu. Neden moral oldu? Çünkü sanayici, “İyi, demek ki ülkemizde bir büyüme potansiyeli var. Bir moral var. Ben üretim çarklarını biraz daha hızlı çevireyim. Biraz daha yatırım yapayım. Bu ülkeyi biraz daha kalkındırmak için yarar sağlayayım” dedi. Bu bir toptancıya, esnafa, şekerlemeciye dahi yaradı. Küçük esnaf, “Büyüme varsa, talep var. O halde ben stoklarımı yenileyeyim. Yeni ürünler getireyim” dedi. Bu ne oldu? Bu ülkeye bir canlılık kazandırdı. Her ne kadar Türkiye’de genelde şahısların borsada hissesi olmasa da borsa herkesi ilgilendiriyor. “Borsa yükseldi” denilince herkes coşuyor. Borsanın yükselmesi bizi moral açısından çok etkiliyor ve büyüme direkt olarak borsaya etki ediyor. Ne oluyor? Hisse fiyatları coşuyor. “Büyüme varsa şirket karlıkları demek ki oldukça iyi” deniliyor. Dolayısıyla şirket karlıkları iyi ise bu da hisse senedi fiyatlarını artıyor. Hisse senedi fiyatları arttırınca da borsa da ki Borsa İstanbul (BİST) 100 Endeksi direkt fırlıyor. BİST bu yıl ilk defa 100 bin barajını aştı. BİST tarihi rekorlarından bir tanesini kırdı. Ayrıca büyüme rakamı iyi çıkınca bu sefer döviz dediğimiz hadise yurt dışına çıkmamaya başlıyor. Yurt dışına çıkmamaya başlayınca döviz tırmanmıyor veya bakıyor ki yurt dışındaki iyi yatırımcı, “Türkiye’de böyle talep varsa, bende Türkiye’de yatırım yapayım” diyor. Sonra geliyor buraya döviz aktarıyor. Miktarı çok olan şeyin değeri düşer. Dövizinde miktarı artınca değeri düşüyor. Böylelikle yavaş yavaş dövizdeki tırmanış gerilemeye başlıyor. Şu an çok güzel bir noktaya geldik. Dolar 4 TL mi, 5 TL mi olacak derken, şu anda acaba 3,40’larda bitirebilir mi gibi söylemlerimiz oldu.

KAHRAMANMARAŞLI SANAYİCİLER OLARAK YÜZÜMÜZ GÜLDÜ”

Büyüme rakamlarının olumlu gelmesi dövizi nasıl etkiledi?
Kahramanmaraş genelde ihracat yapan bir şehir. Aynı zamanda da ithalatı var ama ihracattan çok ciddi bir gelir sağlıyor. İhracatçı için kurların düşmesi çok iyi bir şey değildir. Ama genel olarak Türkiye perspektifinden bakacak olursak kurlar düşerse ne olur? Kurlar düşerse üretilen ürünün maliyeti de düşer. Üretilen ürünün maliyeti düşerse o ürüne daha az para verirsin. Dolayısıyla fiyatların genel seviyesi aşağıya doğru çekilir. Fiyatların genel seviyesi aşağıya doğru çekilirse enflasyon düşer. Enflasyonun düşmesi de ekonominin en önemli saç ayaklarından bir tanesidir. Büyüme rakamlarının olumlu olarak gelmesi haliyle dövizdeki tırmanışı da bir miktar etkiledi ve bizim hem Kahramanmaraşlı sanayiciler olarak hem de bir esnaf olarak yüzümüz güldü.

EN GÜZEL BÜYÜME ÜRETİM İLE BÜYÜMEDİR”

Yüzde 5’lik büyüme nasıl oldu?
Büyüme rakamlarını iyi irdelemek lazım. Büyümek iyi güzel hoş ama biz nasıl büyüdük? Yüzde 5 büyüme rakamı baktığın zaman çok güzel bir rakam. Çünkü hükümetin orta vadeli planında bile büyüme hızı yüzde 4,4. Biz büyüdük yüzde 5. Aslında bunu anlamak çok kolay. Rakamları irdelediğiniz zaman büyüme rakamlarının en önemli geldiği kalem kişilerin ve devletin yapmış olduğu tüketimdir. Şöyle bir istatistik var; hane halkının yani kişilerin gerçekleştirmiş olduğu tüketim yüzde 5.1 artmış. Bunun yüzde 5’lik yansımasında ki aldığı puan 3.1’dir. Devletin yapmış olduğu tüketim ise yüzde 9.4 artmış. Bununda toplam yüzde 5’lik büyümeye olan katkısı yüzde 1.3’tür. Yani zaten 4.4’dü tüketimden sağlanmış. Baktığınız zaman burada bir soru işareti oluyor. Tüketim ile büyüme iyi bir şey mi? 2 türlü tüketim vardır. Aldığın maaş şu ankinin 10 katı olursa yeni yeni planlar yapmaya başlarsın. Sonra eve girmeyi düşünürsün. “Yâda acaba buzdolabımı mı yenilesem” dersin. Tüketim yavaş yavaş aklına girmeye başlar. Senin aklında olan bu tüketimin gelirinin artarak olması muhteşem bir şeydir. Ekonomi bunu çok ister. Ülkeyi asıl bu kalkındırır. Ama maalesef biz bu 3 aylık periyotta bu hayalleri kurduk ama cebimizde para olmadan kurduk. Kredi kartımıza güvendik. Kredi Garanti Fonu esnaflarımıza biraz daha uzun vadede borçlanabilme imkânı sağladı veya devlet, “Ben vergi borçlarınızı yapılandırıyorum. Biraz daha uzun vadeye yayıyorum” dedi. Yani borçlarımızın ertelenmesi ile elimize para geçer oldu. Aslında gelir artmadan biz harcamaya yapmaya başladık ve bu gerçekten korkutucu bir durum. Türkiye borçlanarak harcamaya devam ederse büyüme bir yerden sonra arabayı devirir. En güzel büyüme üretim ile büyümedir. Üretim rakamımız artmalı. Üretim rakamımız artınca ne olacak? Bu sefer o malı üretebilmek için ihtiyacın olan işçiyi elde edeceksin. İşçiyi elde edince ne olacak? İşsizlik azalacak. İşçi senin fabrikanda çalışmaya başlayınca bu adamın eline para geçecek. Sonra ne oldu? Bu adam borçlanmadı. Bu adam artık gelir sahibi oldu. İşletme kazandıkça o işçi de kazanacak.

BÜYÜMEK İSTİYORSAK ÜRETİM YAPMALIYIZ”

Yatırımların büyümedeki payı nedir?
Önceki yıla göre yatırımlar yüzde 2,2 artmış ama bunun büyümeye katkısı 0,6 puandır. Büyümek istiyorsak üretimde yapmalıyız. Doğru noktaya doğru atışı yapmalıyız, yoksa başka türlü büyüyemeyiz. Tamamen tüketmeye dayalı olarak büyürsek bu bir yerden sonra borçlanma alışkanlığının artmasına sebep olur. Bu duruma genel perspektifte bakıldığı zaman ise her ülkenin ve bireyin bir bütçesi vardır ancak bizim ülkemizin geliri çok fazla değil. Ülkemizde kamuya bağlı olarak işletilen fabrika sayısı çok az buna bağlı olarak ta ülkemiz gelirini dolaylı ya da direkt aldığı vergiden elde ediyor. KDV, kurumlar vergisi, ÖTV derken devlet birçok vergi kaleminden gelir elde ediyor.

EKONOMİYİ DÜZELTMEK ADINA BÜTÇE GELİRİNDEN FERAGAT EDİLDİ”

Ekonomik yönden 2016 yılı kötü geçen Türkiye, 2017 yılına nasıl bir plan hazırlayarak başladı?
2016 yılında ekonomisi kötü geçen Türkiye 2017 yılında ekonomiyi düzeltmek adına bütçenin gelirinden feragat edildi. Sonucunda da SGK primleri ötelendi, bankaların borcuna KGF fonu ile kefil olma gibi hamlelerde gelirlerini düşürmeyi hedefledi. Devlet, “Ben başımın çaresine bakarım vatandaşım harcasın yeter ki” dedi. Buda sürdürülebilir bir durum olmadığı için bütçe gelirinde azalma yaşanır. Aradaki farkın kapatılması için ise borçlanmaya girilir. Sonucunda merkez bankasından para basılması istenir. Oysaki para basma durumu çok tehlikeli bir çözüm yöntemi. 1986 yılından önceki Türkiye bu yöntemi kullanıyordu ve ortaya enflasyon canavarı çıkıyordu. Para basmak çözüm değil, para basılırsa paranın miktarı artar ve değeri kalmaz. Yine bütçeyi kapatmak için ikinci bir yol vardır bu da halktan alınan vergi artırımıdır. Kamuoyuna sunulan hizmetlerin fiyatları artırılıyor. Başka bir yöntemde ise dış ülkelerden borç almaktır ki Türkiye’nin 2001 krizinden önceki düştüğü durum hep buydu. IMF’ye olan borcumuzu kapatana kadar epey bir sıkıntı çektik. Bu yöntemlerin hepsi uzun vadede ekonomide durgunluğa sebep verir. Enflasyonu arttırır. Bizim ekonomimizi sağlam tutabilmemiz için gerçekleşebilecek tüm olumsuzlukları göz önünde bulundurmamız lazım. Bütçe açığını kapatmak için para miktarı artırılmamalıdır. Ekonomide üretimle büyümek en sağlıklı yöntemdir.

BÜYÜME RAKAMLARININ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMASI LAZIM”

Büyüme rakamlarının nasıl olması gerek?
Türkiye’nin bir diğer sıkıntısı ise faizdir. Eğer büyümeyi yatırımla sağlayamazsak, büyümeyi hep devletin, hükümetin fedakârlıklarıyla yaşarsak elimizde olmayan bir parayı harcadığımız için bütçemiz açık verecektir. Sonucunda o açığı kapatmak için geliştirdiğimiz tüm çözümler enflasyonu arttıracaktır. Enflasyonu bastırmak için paraya ulaşımı zorlaştırmak gerekir. Paraya ulaşımı zorlaştırmak demek, faizlerin artması demek yatırımcının yatırım yapabilmek için ihtiyacı olduğu kredide daha pahalıya ulaşması demektir. Tüm bunlar gerçekleştiği zaman ise üretim azalır, istihdam düşer işin genel perspektifi çok tehlikelidir. O yüzden büyüme rakamının sürdürülebilir olması gerektiğini vurguluyoruz. Şu anda yüzde 3 büyümenin olmasına zil takıp oynamak lazım. Bu ülkemiz adına çok güzel bir moraldir. Fakat büyümeyi sürdürebilir kılmak için tüketim odaklı değil üretim odaklı çalışma yapmak gerekir.

2017 YILI İÇERİSİNDE 1 MİLYAR DOLAR İHRACAT BEKLENİYOR”

Türkiye ekonomisinin büyümesi Kahramanmaraş’a ne gibi faydalar sağlar ve bu büyümede kentimizin katkısı nedir?
Büyümenin ana arterlerinden bir tanesi ihracattır. Kahramanmaraş’ta ise çok ciddi sayıda ihracatçı firmalarımız mevcut. Özellikle memleketimizde ki tekstil, kâğıt, çelik sektörü ve daha birçok sektör ihtiyacından fazlasını ihraç ediyor. Kahramanmaraş’ın ihracatı 2016 yılında 850 milyon dolar idi. 2017’da bu rakamın 1 milyar dolar olması bekleniyor. Bu rakam çok iyi bir rakam değil ama bakıldığı zaman Türkiye’nin yüzde 1’i kadar ihracat yapıyoruz. Bu rakamı arttırmak ise bizim avantajımıza olacak bir durumdur. Büyümeyle alakalı olumlu haberler genel olarak ihracat piyasasını da etkileyecektir. Fabrikalar daha çok üretim yapmak isteyecek, yurtdışına daha çok satmak isteyecek. Bu durumda makine siparişlerine geçerek yeni makineler alacaklar. Üretim tezgâhlarını genişletecekler. Sadece sanayi açısından değil. Kobiler açısından da yine bu durum faydalı bir gelişmedir çünkü bu durum yurtiçi piyasada üretilenin tüketeni gösterdiği bir mesajdır. Tüketimle büyüyoruz ama üretirsek te tüketen bir kesim olduğunu görüyoruz. Bu durum birçok sektörü ve iş yapmak isteyen insanları teşvik eder. O açıdan Kahramanmaraş gibi üretim ve ticari yönü yüksek illerde de bu durumun faydası olacağını düşünüyorum.

RÖPORTAJ: EMRE AKKIŞ

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.