banner117

“ÇİN TÜM DÜNYANIN GÖZÜNÜ BOYUYOR”

Kahramanmaraş’ta yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkü 24 yaşındaki İparhan Uygur, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendilerine ettikleri zulümleri anlatarak, “Dünyanın her yerinde yaşayan Uygur Türkleri olarak neler yaşadığımızı anlatmaya çalışırken Çinliler sürekli bize farklı oyunlarla, yalanlarla, süslerle sizlerin gözlerini boyamaya devam ediyor” dedi.

“ÇİN TÜM DÜNYANIN GÖZÜNÜ BOYUYOR”

Kahramanmaraş’ta yaşayan bir grup Doğu Türkistanlı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dulkadiroğlu İlçe Başkanlığında basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya öncülük eden CHP Dulkadiroğlu İlçe Başkanı Ejder İşlek, “Çin Halk Cumhuriyeti, Uygur Eyaletinden arkadaşlarımız buradalar. Çin’in kendilerine baskı uyguladığı yönünde beyanları var. Seslerini duyurabilmek için bizden randevu istediler. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Kendilerini aramızda görmekten son derece memnun olduğumuzu açıkça ifade edeyim” ifadelerini kullandı.

“KENDİLERİNİ ARAMIZDA GÖRMEKTEN MUTLUYUZ”

İşlek, sözlerinin devamında şöyle konuştu: “Türkler, milattan önce 2000 yıllarında Orta Asya’da vardı. Hun devletini kurdular ve Asya’nın tümüne hâkim duruma geldiler. Daha sonra orada çeşitli Türk Devletleri ortaya çıktı. Bunlardan biri de Uygur Devletidir. 742 yılından, 840 yılına kadar 1 asırlık bir hâkimiyet sürdüler. Kutluk Bilge Kağan tarafından kurulan bu devlet, 100 yıl boyunca orada uygarlığın beşi haline gelmiştir. İlk yerleşik Türk toplumu olarak biliyoruz. Sanatta, ticarette büyük bir mesafe aldılar. Hatta çölü yaşanabilir hale getirdiler. Bugün bile mühendislik harikası olarak görülen kuleler vardır. 5 bin 100 kilometre uzunluğunda. Yani Çin Seddinin yer altındaki hali gibi. Düşünün ki Uygurlar yerin 120 metre altından, 5 bin 100 kilometre kanallar yaparak. Suları dört bir yana götürme imkanı buldular ve tarımı canlandırdılar. Ne yazık ki daha sonra Kırgızlar tarafından ortadan kaldırıldılar. Arkadaşlarımız da Uygurların torunlarıdır. Kendilerini aramızda görmekten mutluyuz. Sorunlarını da bu vesileyle dinlemek isteriz.”

“DOĞU TÜRKİSTAN TAMAMEN ÇİN’İN İŞGALİ ALTINA GİRDİ”

Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarını ve politikalarını anlatan İparhan Uygur, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Doğu Türkistan’ın Korla şehrinden geliyorum. 6 yıldır Türkiye’deyim. 5 yıl da KSÜ’de okudum ve ilahiyat fakültesinden yeni mezunum. Çin’in Uygur Türklerine yaptıklarını kısaca özetleyecek olursak; biz 1949’dan itibaren Rus ve Çinlilerin iş birliği neticesinde Doğu Türkistan tamamen Çin’in işgali altına girdi. O gün bugündür Çinliler bizi yok etmek ve Doğu Türkistan’a tamamen sahip olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Tabii ki 60-70 yıllık bir planla yola çıkmışlar. Bunları daha sonradan öğrendik. 1949’dan sonra bize hiçbir şekilde tarihimizi öğrenme fırsatı tanımadılar. Ben 24 yaşındayım. 18 yaşıma kadar orada eğitim gördüm ve eğitim hayatım boyunca asla bize Uygur Türklerinin, kendi milletimin tarihini öğretmediler. Sürekli Çin Tarihini gördük. Dolayısıyla biz de tarihimizden koptuk. Kuşaklar arasında kopma oldu. Sürekli farklı şekillerde asimilasyon politikaları uyguladılar. Bizim çoğalmamamız için kadınlarımıza yönelik kısırlaştırma yaptılar. Yeri geldiğinde erkekler de söz konusu oldu. Çocuk sayısına yasak getirdiler. İlk geldiklerinde ticaret amaçlı geldiklerini söylemişlerdi. Defalarca mücadele verdik. O istiklal harbinde biz milyonlarca şehitler verdik. Günümüze kadar 20 milyonun üzerinde ciddi anlamda şehitlerimiz oldu. Bu şehitler sadece erkek askerler değildi. Gerçek anlamda karşılıklı bir savaş söz konusu değildi. Tek taraflı soykırım vardı. Bizim çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız, gençlerimiz de öldü.

“YURT DIŞINA GİDEN UYGUR TÜRKLERİNİ ZATEN KISITLIYORLAR”

Doğu Türkistan’da sizin kullandığınız sosyal medya kullanılmadığı için dünyaya hiçbir şekilde ulaşamadık. Yurt dışına giden Uygur Türklerini zaten kısıtlıyorlar. Ailelerini takip altına alıyorlar. Dolayısıyla özgür bir şekilde konuşamıyorsunuz. Telefonda yurt dışıyla irtibat kurmak yasak. Sosyal medyada ise Çinlilerin kendi uygulaması var. Adı ‘WeChat’. Oradan bizi takip şartıyla irtibata geçebiliyorduk. Fakat yeterli bir şekilde kendilerini anlatamıyorlar. Takip ediliyor ve dinleniyoruz oradan. Dünyaya kapatıldık. Dünyanın bizden, bizim de dünyadan haberimiz yok.

“2009 YILINA GELDİĞİMİZDE GERÇEK ANLAMDA DÜNYA SAHNESİNE ÇIKTIK”

2009 yılına geldiğimizde gerçek anlamda dünya sahnesine çıktık. 5 Temmuz 2009’da, üniversiteli gençlerimiz artık zulme dayanamadığı için bunun arka perdesinde ne varsa, Çin’in şehrine zorunlu olarak götürülen gençlerimiz fabrikalarda düşük fiyatlarla çalıştırılıyorlardı. Zorunlu götürmeye baş kaldıran da olursa o ailenin hepsini hapse atıyorlar veya bir şekilde ceza veriyorlar. Orada bir gün iş çıkışında kızlar, Çinli erkekler tarafından sarkıntılığa uğruyor. Uygur erkekleri de gelip onları doğal olarak dövüyorlar. Bunun neticesinde o fabrikada çalışan 500 civarı Uygur varsa, 3 katı olmak üzere binlerce Çinli var. Çinliler o gece bizim 500 Uygur gencimizi döverek öldürüyorlar. 21. Yüzyıldaki 2009 yılından bahsediyorum. Böyle bir şey olamaz. İnsan hakları ve hukuku diye bir şey var. Artık modern çağda yaşıyoruz ve bunu yaşarken oradaki insanlar dövülerek öldürülüyor. Bu yetmezmiş gibi de bir yığın çöpmüş gibi yere yığıp, videosunu çekerek, internete yayıyorlar. Bunun akabinde bizim Uygur gençlerimiz buna bakarak sessiz kalabilir miydi? Ondan sonra baş kaldırıyorlar. “Bizim çocuklarımız nerede, bunun hakkını kim soracak?” diyorlar. Sonra o üniversiteli gençler ellerinde Çin Bayrağı ile “orada ölen insanların hakkını savunuyoruz” diyorlar. Yürüyüş yapıyorlar ve bu son derece normal bir şey. Zaten 70 yıldır halkın içinde bir baskı, asimilasyon, işkence var. Bu zulme karşı bir öfke vardı zaten. O yürüyüşe bütün halk katıldı. Çinliler o gün bunu fırsat bildiler ve Çin hükümeti, Çinli halkla iş birliği yaparak “önüne geleni döv, öldür” ruhsatı verdiler. Kendileri de tüfekleriyle, tanklarıyla meydana dökülüp orada olan herkesi öldürdüler. Bunun videoları var, izleyebilirsiniz. Allah, Şehitlerimize rahmet eylesin. Bunu 1 gecede temizlediler fakat orada yaşayan, yurt dışından gelen gazeteciler var. Bunu fotoğraflayıp, videolarını aldılar. Bu şekilde biz dünya sahnesine çıkmış olduk. O günden itibaren Uygur davası bir adım daha ilerlemiş oldu.

“ANNEM VE BABAMDAN 3 YILDIR HABER ALAMIYORUM”

Dünyanın her yerinde yaşayan Uygur Türkleri olarak neler yaşadığımızı anlatmaya çalışırken Çinliler sürekli bize farklı oyunlarla, yalanlarla, süslerle sizlerin gözlerini boyamaya devam ediyor. Bunu en çok Türkiye’de yapıyorlar çünkü en yakın olan sizsiniz ve kültürümüzün en çok yaşandığı yerde burası. Dolayısıyla sizin gözünüzü o kadar çok boyuyorlar ki biz insan gücü olarak da ekonomi olarak da yetmez hale geldik. 25 yılında Uygur Türklerinin olduğunu biliyoruz çünkü resmi rakamları çok düşük veriyorlar. 10-11 milyon civarında gösteriyor Çinliler. Ben en son 2016’da Doğu Türkistan’a gittim. Sadece 1 ay kalabildim. O gün bugündür ne ailemle ne de eş dostumla konuşabiliyorum. 3 yıldır telefonda, internette hiçbir şekilde onların sesini dahi duyamadım. Yurt dışında çocuğun da olsa, annen baban da olsa konuşmak yasak. Bunu sorguladığın an hapistesin. İnsanlar bunu göze alamadıkları ve hapiste Çin işkencesine maruz kaldıkları için bu riske giremiyorlar ve konuşmuyorlar.

“EĞİTİM KAMPI DEDİKLERİ YER ASLINDA NAZİ KAMPIDIR”
Annemle babam 2 yıldır o ‘eğitim kampı’ dedikleri yerde. Orası aslında ‘Nazi Kampı’dır. Her türlü işkenceyi yaptılar. Bir de bunu dereceyle yaptılar. Videolarını paylaşacakları zaman şarkıyla, dansla videoyu süslüyorlar. “Ne dinlerine ne de başka bir şeylerine karışıyoruz” imajı veriyorlar ama külliyen yalan. Bizim 70 yıl ezan sesi duymamıza engel oldular. Ben 18 yaşıma kadar ezan sesi duymadım. Kapalılık, tesettür nedir bilmiyorum. Dini bilgileri öğrenebileceğimiz hiçbir yer yok. Üstüne basa basa dünyaya oynuyorlar. Gidip Afrika’da, Arabistan’da camii yapıyorlar. Türkiye’de bana ramazan aylarında iftar yemeği veriyor. İnsanlar sadece gördüğüne inandığı için bunun önüne geçemiyoruz. Çok kurnazlar. Öyle iyi oynuyorlar ki yaşayanlar olarak anlatsak bile insanlar inanamıyor.

“YOK OLMA DERECESİNE GELDİK”

Neden bu kadar çırpınıyorum biliyor musunuz? Yok olma derecesine geldik. Asimilasyon devam ediyor. Ailem öldü mü yoksa yaşıyor mu bilmiyorum. Keyfi olarak öldürüyorlar insanlarımızı. Her ülkeyle yaptıkları anlaşmanın ön şartı nedir biliyor musunuz? Uygur meselelerine karışamayacaklarıdır. “Bu bizim iç meselemizdir. Karışmayacaksınız ve yardımcı olmaya çalışmayacaksınız” diyorlar. Kime karışamayıp, hesap soramadıkları için Çinliler aldı başını gidiyor. Biz orada sürekli ‘terörist’ veya ‘bölgüncü’ damgasını alıyoruz ya hani, hangi vatandan bahsediyor bunlar? Çin haritasına bir bakın. Hangi vatandan bahsediyorsunuz? Bir tarafta Tibet, diğer tarafta Doğu Türkistan var. Orası Türk’ün mekanıdır. Bu mekanı çaldılar, işgal ettiler, başına geçtiler. Sonra da diyorlar ki “burası bizim”. Hiç utanmadan bizim Uygur mutfağımızı, kültürümüzü bile çaldılar. Milletimdeki yeni nesiller sürekli bir beyin yıkamaya maruz kalıyor.”

Haber: Emre Akkış

Güncelleme Tarihi: 28 Ağustos 2019, 15:19
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner121

banner123

banner122