4 KUŞAKTAN GÜNÜMÜZE TAŞINAN MESLEK HİKAYESİ

Tarih kadar eski bir ayakkabı olan yemeni, unutulmaya yüz tutsa da Kahramanmaraşlı ustaların maharetli elleriyle geleceğe aktarılıyor. O ustalardan biri olan Metin Hannan hem mesleğinin sırlarını hem de yaşam hikayesini Manşet Gazetesine anlattı.

4 KUŞAKTAN GÜNÜMÜZE TAŞINAN MESLEK HİKAYESİ

Yemenicilik sanatı Kahramanmaraş’ta babadan oğula geçen çok eski bir ata sanatı olma özelliğinin yanı sıra İslam kültürünün bir parçası olarak altı yüz yıldır bu bölgede varlığını sürdürüyor. Bir zamanlar her yöreye göre değişik modelleri ve isimleri olan yemeni, çevre illerde Kilis, Gaziantep ve Elazığ’da yapılıyor. Anadoludaki üretimi eskilere dayanan yemeni geleneği, Yemen’den Halep’e oradan da bize ulaşmış. Rivayete göre adı, yemeniyi ilk yapan usta Yemen Ekber’den geliyor. Eskiden derinin yalnızca doğal rengi kullanılırken sonraları siyah ve kırmızı eklenmiş. Şimdiyse turuncusundan kahvesine, mavisinden yeşiline her renk yemeni üretiliyor. Kiminin terlik gibi arkası açık kimi ayakkabı şeklinde. Çizmesi bile yapılıyor ki, onlar da Hollywood’un film setlerine gönderiliyor. Yaptığı birbirinden güzel yemenilerle, sanatını geleceğe aktaran 78 yaşındaki Kahramanmaraşlı yemeni ustası Metin Hannan hem mesleğinin sırlarını hem de yaşam hikayesini gazetemize anlattı.

4 KUŞAKTIR BU MESLEĞİ İCRA EDİYORUZ”
Yaşının ilerlemesiyle artık ayakkabı imal edemediğini daha çok tamirat yaptığını anlatan Hannan, yemenicilik mesleğini 4 kuşaktır devam ettirdiklerini belirterek, “Eskiden ayakkabı imalatı yapıyordum şimdi ise yaşam ilerlediği için imalat değil de daha çok tamirat yapıyorum. Dükkanımızda ayakkabıya dair her şey yapılıyor. Dükkanımız da mesleğimiz de bize büyük dedemden kalmadır. Meslek bizim ailede 3 kuşak öncesine dayanıyor benim oğlum 4’üncü ve son kuşak. Benim dedem zabitmiş eskiden Subay’a zabit derlermiş. Şam’da zabitlik yaparken bir adak adamış, erkek evladım olursa onu gavur sanatına vereceğim demiş. Aradan çok bir zaman geçmemiş 2 sene sonra falan bir erkek evladı olmuş. Evladı yetmiş gelmiş 11 yaşına, o yaşa geldikten sonra dedem bir ermeni ustayla görüşmüş, ben zamanında bir adak adamıştım ve adağım gerçekleşti Allah bana bir erkek evlat nasip etti ve ben evladımı sizin yanınıza çıraklığa vermek istiyorum demiş. Dedemin bu sözleri üzerine ermeni usta ayağa kalkmış ve ben asla gayrimüslimden başkasını yanıma çırak almam demiş. Dedem de, ben senden bunu istemiyorum emrediyorum demiş. Tabi o zaman zabitler sağ elinde tabanca, sol elinde kılıç ve oldukça fiyakalı kıyafetleri ile sözü dinlenen insanlarmış. Bunun üzerine ermeni usta hemen kabul etmiş ve bundan tahminen 140 sene önce babamı yanına yetiştirmek üzre almış. Babam yavaş yavaş yetişmiş ve belli bir yaşa gelmiş. Tabi bu arada 1. dünya savaşı meydana gelmiş ve Suriye Şam elimizden gitmiş” dedi.

“ÖMRÜM YETTİĞİNCE MESLEĞİMİN BAŞINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİM”
Yemeniciliği severek yaptığını anlatan Hannan, torunlarının artık bu mesleği devam ettirmediğini fakat kendisinin ömrü yettiğince devam ettireceğini ifade ederek şu cümleleri kullandı, “Dedem de Şam’da subay olduğu için bunun üzerine Türkiye’ye dönmüş ve Kahramanmaraş’ta görevini devam ettirmeye başlamış. Böylelikle mesleğimiz Kahramanmaraş’a taşınmış. Mesleğimizi Dede’den alıp bugünlere kadar taşıdık ben de bu bayrağı son olarak 4’üncü kuşak olan oğluma teslim ettim. Bizim ailemizde oğlumdan sonrası yok, iki tane erkek torunum var ama onların da mesleğe hiç ilgileri yok dükkana dahi gelmezler. Zaten ikisi de okudu biri mühendis diğeri de tıp okuyor. Onun dışında bir de kız torunum var ama o da mesleğe gelmez zaten. Torunlarımın yetişme çağındayken meslek çok durgun zamanlarını yaşıyordu dolayısıyla herhangi bir yönelim sağlamadılar çünkü bir gelecek göremediler. Torunlarımız bu mesleğe devam etmiyor ailede benim oğlum son ama elin oğlundan çırak yetiştirmeye devam ediyoruz. Bu zamana kadar çok da iyi çıraklar yetiştirdik. Benim oğlum belki bizim aile için bitiş noktası olabilir ama meslek her zaman yaşamaya devam edecektir. Ben şuan 78 yaşındayım sağlığım ve ömrüm el verdiğince mesleğimin başında olmaya devam edeceğim.” 

“MESLEK SON 15 YILDA YENİDEN ŞAHLANDI”
El işçiliğinin yeniden ilgi gördüğünü aktaran yemeni ustası Hannan, “El işi önceden ölme noktasındaydı ama son 15 yıldır tabiri caizse tekrar dirilmeye başladı diyebiliriz. Son yıllarda insanlarımızda eskiye dönük bir özenti baş göstermeye başladı ve bununla birlikte bizim mesleklerimiz de tekrar gün yüzüne çıkmaya başladı. Yurt dışına, yabancı dizilere, filmelere Kahramanmaraş’tan çok fazla yemeni gitti. Bizim milletimiz aklı gözündedir yurt dışındaki insanlardan bunu görünce, gavurlar bunu giyiyor da kendi insanımızın emegini biz niye gitmiyoruz dediler ve onlar da giymeye başladılar. Böylelikle yemeniye, deri ayakkabıya rehavet çoğaldı. Biz eskiden işçilerimize yevmiyelerini çok fazla veremezdik ama şimdi oldukça fazla veriyoruz. Eski ile kıyaslarsak neredeyse iki misli yevmiye veriyoruz. Geriye dönük bir özenti başlayınca işçi bulma konusundaki sıkıntımız da ortadan kalktı. Meslek öyle şahlandı ki yan sanayiler bile oluştu. Bu işi Kahramanmaraş’tan baka baka Gaziantep’te öğrendi ama onlar biraz hilesine kaçıyor bu işin. Biz bir yemeniyi tamamen el işçiliği ile meydana getirirken onlar yarı fabrikasyon yapmaya başladı. Yemeniyi bir defa giyen mutlaka devamını da getiriyor, tekrar kendine alıyor çocuklarına, hanımına alıyor. Şuan burada oturan annemiz bile 70 yaşında ayağında bizim yapmış olduğumuz yemeni var” şeklinde konuştu. 

“HEM MESLEĞİMİZİ İCRA EDİYORUZ HEM TARİHİMİZİ YAŞATIYORUZ”
Yemenicilik mesleginin tarihinin çevre illere göre Kahramanmaraş’ta daha eskiye dayandığını söyleyen Hannan, “Halimize binlerce kez şükrediyoruz. Meslek ile birlikte hiç yoktan tarihimizi de yaşatmış oluyoruz. Hem mesleğimizi icra ediyoruz, hem tarihimizi yaşatıyoruz hem de alın terimizle paramızı kazanıyoruz. Zamanında Kahramanmaraş İpekyolu üzerinde bulunan büyük pazardan biri imiş. Bu konuda, Şam bizim vilayetimizken Kahramanmaraş Şam’ın bir kazası, Gaziantep’te Kahramanmaraş’ın bir nahiyeymiş. Kahramanmaraş’ın tarihi geçmişi Gaziantep’den daha geniştir ama Gaziantep sınırda bulunan bir il olduğu için bizim şehrimize nazaran daha çok gelişti ve büyüdü. Ne kadar gelişirse ne kadar büyürse büyüsün yemeninin anavatanı Kahramanmaraştır. Gaziantep’de üretim gerçekleştirilebilir ama işin aslı Kahramanmaraş’a aittir. Günümüzde Gaziantep’e  şöyle bir baktığımızda biberimizide sahipleniyor ama herkes biliyor ki bu biber Kahramanmaraş’a ait. Zaten her şey iklime bakıldığında ortaya çıkıyor. Nasıl ki pamuk denilince akla Adana geliyorsa Kırmızı Biber deyince de akla Maraş geliyor. Gaziantep’in Islahiye ilçesinin iklimi Kahramanmaraş’a en yakın iklimlerden biridir dolayısıyla burada da Kahramanmaraş biberi yetiştiriliyor Antep’in de biberi sahiplenmesi buradan geliyor zaten. Her işte olduğu gibi bu işte de dürüstçe yapan da çok hileye kaçan da çok. Hilecilerin hepsi ölüme mahkumdur ama dürüstlükten yana olanlar her zaman zirvede olacaktır” ifadelerini kullandı.

“4 SANATA GAVUR SANATI DENİLİRDİ”
Geçmiş dönemlerde halk arasında 4 meslegin gavur sanatı olarak bilindiğini anlatan Hannan, sözlerini şu şekilde tamamladı, “Halkımız arasında zamanında dört sanat gavur sanatı olarak bilinirmiş. Bu dört sanatı gavur sanatı olarak bildikleri için ne büyükler bu işlere girişmiş ne de çocuklarını bu mesleklere yöneltirlermiş. Bunlardan biri kuyumculuk sanatıdır. 1980 yılına kadar kuyumculuk gavur sanatı olarak bilinmiş ve bu işi yapanların neredeyse yüzde yüzü gayrimüslimmiş ama 1980 yılından sonra Turgut Özal’ın gelmesi ile birlikte bu durum değişti. Mümessillik vardı ve bütün mümessilikler gayrimüslimlerin elindeydi Özal, bunu da kaldırdı ve ihracat ithalatı serbest bir hale getirdi. Bununla birlikte halk uyandı ve gavur sanatı dedikleri kuyumculuğa el attılar. Bu mesleklerden bir tanesi de terziliktir. Terzilik mesleğine de Türkler el attı fabrikasyonlaştırmaya başladılar ve dünyaya ihraç eder duruma getirdiler. Böylelikle bu meslek de gavurların elinden alınmış oldu. Yine kunduracılık mesleğine de bizim türkler gavur sanatı diye çırak vermezmiş. Bakırcılık ve krom işi de gavur sanatı olarak bilinirmiş. Bir tek kalaycılık ve semerciliği müslüman sanatı olarak bilirlermiş. Yahu böyle bir şey olabilir mi? İlim neredeyse insan orada olmalı. Peygamber efendimiz (sav) ‘İlim Çin’de de olsa alınız’ demiş. Böyle diyen Peygamberin ümmetleri kötü sanatları kendiler alacak iyi sanatları gayrimüslime bırakacaklar işte Turgut Özel tam da bu nokta da uyuyan devi uyandırdı diyebiliriz. Özal sonrasında bütün sanatlarda ustalaştık ve fabrikasyona dönüştük. Bütün bunlar vasıtası ile dünyayı tanıdık dünya da bizi tanıdı. Çok şükür ki ülke olarak dev adımlarla ilerliyoruz”

HABER:TUĞÇE KAYAR
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER