banner117

1968 TARİHLİ EDELER ORKESTRASI’NIN KURULUŞ ÖYKÜSÜ

Kahramanmaraşlı Müzik Adamı, Araştırmacı ve Bağlama Üstadı Mehmet Bağlar, 1968 yılında kentin önemli müzik adamlarından Nevzat Kırkpınar tarafından kurulan ve Kahramanmaraş’ın ilk orkestrası olan ‘Edeler Orkestrası’nın kuruluş öyküsünü kaleme alarak, gazetemizle paylaştı.

1968 TARİHLİ EDELER ORKESTRASI’NIN KURULUŞ ÖYKÜSÜ

Mehmet Bağlar, Kahramanmaraş’ın tarihini, kültürünü, değerlerini, insanlarını ve bugüne kadar gelmiş geçmiş sanatçılarını anlatan arşivini sadece Manşet Gazetesi ile paylaştı.

Bağlar, 7’den 70’e Maraş ile ilgili bilgiler olan bu özel arşivini gazetemiz okuyucuları ile buluşturarak, kültür ve sanat anlamında vatandaşların gönül dünyalarını aydınlatıyor. Kahramanmaraş’ın tarihi dokusunu ve kültürünü ele aldığımız bu özel arşivde, şehrin geçmişten bu güne gelen ozanlarını, bestekârlarını ve sanatçılarını ele alıp bu özel kişilikleri tek tek sayfa sütunlarımıza taşımaya devam ediyoruz. Her hafta Pazartesi günü gazetemizde siz değerli okuyucularımız için yazılar yazan ve arşivinde ki tarih kokan notları bizimle paylaşan Bağlar, bu hafta 1968 yılında yaptığı çalışmalar, gösterdiği emekle kent müziğinin emektar isimlerinden biri olan Nevzat Kırkpınar öncülüğünde kurulan ‘Edeler Orkestrası’nın kuruluş öyküsünü kaleme aldı.

Volkan Müzik Galerisi Yöneticisi, araştırmacı ve bağlama üstadı Mehmet Bağlar ’ın kaleminden ‘Edeler Orkestrası’nın kuruluş öyküsü;

EDELER EDELER FİLELERİ DELERLER
Nihayet 1969 yılının ilk kışında arkadaş çevremizin genişliği ve onların çevresi sayesinde aradığım gitaristi bulmuştum. Bu gitarist, Maraş’ın Göllü Köyünde doğan, Allah’ın ona gitar çalması için verdiği özel kabiliyetleri olan bir arkadaşımızdı. Asıl adı Zekeriya Göl’dü. Tanıştığım yıllarda Maraş’ın Aladan’da mukim ünlü ebenin o’na verdiği isimle anılıyordu. Adı Ercüment’ti! … Ercüment’in özelliği neydi? Bir defa doğuştan solaktı. Müzisyen olanlar iyi bilirler. Gitarda gerçek solak olmak, sapın sola yatırılmasının yanı sıra ince mi telinin yukarıya gelmesidir. Ercüment'in gruba katılımı ile yapmak istediğim müziğe, “asıl damar”a biraz daha yaklaşmış oldum. Şimdi Ercüment, Mehmet Soniş ve ben birlikte çalıyorduk. Bu yeni oluşuma yeni bir isim gerekiyordu. Artık “Altın Çocuklar” olarak devam edemezdik. Tabii ki derkenarda seyreden herkesin bir hayatı vardı. Rahmetli Saim Emirmahmutoğlu Bey ve Nadire Tolun hanımefendinin gazetelerinde çıraklık etmişliğim oldu. Nadire hanım, futbola merakımdan dolayı bana “Engizek” gazetesi bünyesinden “spor muhabir” kartı çıkardı. Maçlara gidiyor ve gazetede yazıyordum. O yıllarda Maraş, gurup maçlarını geçmiş, karma bir şekilde bölge şampiyonasına katılmıştı. Artık maçlar daha kalabalık topluluğa oynanıyor, tezahürat için arayışlar yapılıyordu. Şimdi hatırlamam mümkün olmadığı bu maçların birinde “Edeler Edeler Fileleri Delerler” sloganı duyuldu.

SELÇUK ALAGÖZ, BARIŞ MANÇO, YILDIRIM GÜRSES…
Yukarıda açıklamaya çalıştığım tarihsel değişim, Maraş’ı da kıpır kıpır hale getirdi. Caddelerde daha çok genç nüfus yürüyor, talebeler okuldan çıkıp eve gitmek yerine kol kola şamata ve şaka içinde caddede yürümeyi tercih ediyordu. Bu arada şehre birbiri ardına o günün ünlü grup ve sanatçıları geliyordu. Beyaz Kelebekler, Mavi Işıklar, Rana ve Selçuk Alagöz, Barış Manço, Yıldırım Gürses, Sülietler, Beybonlar, Erkin Koray ve dahası… Sanıyorum Maraş’lının şehre gelen sanatçı ve gruplara çok fazla ilgi göstermesi, Maraşlı müteşebbisleri de harekete geçirdi. Maraş Kulüp tam bir fenomendi. Uzun yıllar tek başına hizmet verdi Maraş burjuvasine. Altarnatifi yoktu. Bu yeni trende paralel olarak ailelere ve gençlere hitap eden yeni mekânlar birbiri ardına açılırken, açılan bu yerler toplumun sosyalleşmesine direkt katkı sağlıyordu. Örneğin Pınarbaşı, mezbelelikten kurtarılıp ailelerin rahatlıkla gidebileceği lokanta gazino kimliğine büründü. Sonra Kale Gazinosu, Kavaklık, Çamlık, Dört Mevsim ve Gar Gazinoları peşpeşe açıldılar. Bunun yanı sıra orduevi ve Maraş Kulüp dışında düğün yapılacak yer yokken, düğün salonu sayısı çift haneli rakamları geçti. Bunun yanı sıra Öğretmenler Lokali (İlksan, sendikal bir kuruluş) Sümerbank, YSE, DSİ, Demiryolları, Özel idare, İl Halk Kütüphanesi gibi resmi kurumlar da, düğün ve okul günleri için salonlarını hizmete açtılar. Tekrardan bizim oluşuma gelirsek, arzu ettiğimiz grubu kurmak için arayışımız devam ediyordu. Şimdi bir bas gitar çalan veya çalabilecek birini arıyorduk. Kısa sürede bulduk da. Arkadaşımız Şükrü Aytemiz, daha önceden Şemsi ile tanışıyormuş. Tavsiye edince kalkıp Elbistan'a gittik.

MEVZUYU BİLİYORDUM VE HAZIRLIKLIYDIM
Ertesi günlerde Orduevi’nin bahçesinde alay komutanın garsonu yanıma gelip kulağıma “seni komutan çağırıyor” dedi. Mevzuyu biliyordum ve hazırlıklıydım. Çünkü biz, bir hafta öncesinden Elbistan’a gitmiş, aynen kız ister gibi rahmetli Şemsi'yi bizim gruba istedik. Albay Sami Bey, ( Şemsi’nin babası ) Elbistan Askerlik Şubesi Başkanıydı. Aynı zamanda Maraş Alay komutanı Oğuz Baygın beyin dönem arkadaşıydı. Yanına geldiğimde gülerek “hadi gözünüz aydın, Sami bey onay verdi” dedi. Sıra, “solist/vokal” bulmaya gelmişti. Bizim grup ile cesaretlenen gençler yeni gruplar kurdular. İyi de ettiler. Hepsi de arkadaşlarımızdı. Gündelik hayatımızda birlikte oturup kalktığımız, vakit geçirdiğimiz insanlardı. Bu grupların arasında en dikkat çekeni “Hunlar” oldu. Grup, rahmetli Aydın Beşoğul, kardeşi Reşit Beşoğul, rahmetli Olcay Atalay ve Kemal Tekşen’ den kurulu idi. Grubun solisi Kemal, sesi ve tavrı ile öne çıkıyordu. Kemal, doğuştan Cem Karaca ses tonuna sahip bir solist. O yılların en popüler sanatçıları olan Barış Manço, Erkin Koray ve Cem Karaca şarkıları söylüyordu. Gür sesi ve uslubü ile aradığım bir şarkıcı idi. Ayrıca alternatifi de yoktu Maraş'ta. Yukarıda saydığım popüler gruplar arasında ileriki tarihlerde neredeyse yıllık-aylık transferler yaşanacakı. Biz bu transfer düşüncemizle yine ilklere imza atıyorduk. Çünkü "Anadolu Rock" bir hayat biçimiydi ve çok az müzisyen bu hayatı göze alabiliyordu. (örneğin, diğer müzik icracılarına göre gelirleri çok düşüktü. Ve Kemal Tekşen'i gruba transfer etmeye karar verdim.

HUMMALI BİR ŞEKİLDE ÇALIŞIYORDUK
Tamam dedim, işte aradığım isim bu. Hem yerliydi, hem anlamı güzeldi. O gün karar verdim yeni grubumun adı “Edeler” olacaktı… Bu slogan sahalarda maalesef devam edemedi. Ama bizim grubun bu ismin markalaşması adına en büyük paya sahip olduğu kabul gören bir gerçektir. Bizim Edeler ismini kullanmamızla birlikte özellikle 1973 ten sonra şehrimizde yeni açılan birçok işyeri ve sivil toplum oluşumu bu ismi kullandı. Bir akşam ortak arkadaşımız Necati Topalak ile birlikte yemeğe davet ettim Kemal’i. Yemeğin sonuna doğru o’na dönerek; şu şu şu sebeplerden dolayı “Edeler”e katılmalısın dedim. Böylelikle “EDELER” in üye sayısı görünürde dörde çıktı. Görünmeyen çok geniş bir kadromuz vardı. Zaman içerisinde kısa ve uzun aralıklarla birlikte sahne aldığımız arkadaşlarımın ismini sevgi ve saygı ile anmak isterim. Gümüşhane’ye gittiğimde yerime davul çalan Yankır, klavyede Murat Köker, gitarda Sait Kırmacı, bas gitarda İrfan Dursun ve uzun zaman çalıştığımız bağlamacı Derviş Lavandiz Yusufoğlu kardeşlerime teşekkür ediyorum. Sağlıkla var olsunlar… Grubun afiş fotoğrafları çektildi. Hummalı bir şekilde çalışıyorduk. Süreç içinde Ordu Evinde düzenlenen milli bayram balolarında, okul gecelerinde, özel kutlama ve düğünlerde biz tercih ediliyorduk. Yani, “Belediye Bandosu” nun yerine yeni “gamber” biz olmuştuk…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER