“TÜRK-İSLAM DÜNYASINDA BEŞERİ SERMAYEMİZİ YÜKSELTMEMİZ LAZIM”

Yazdığı köşe yazıları ile gündem olan ve akademik anlamda iyi bir donanıma sahip Prof. Dr. İsmail Güvenç ile Türk-İslam Dünyasının geri kalma sebeplerinin devamı niteliğinde güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Yaptığımız röportajda Güvenç, özellikle Türk-İslam Dünyasının ilerlemesi için beşeri sermayenin yükseltilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

“TÜRK-İSLAM DÜNYASINDA BEŞERİ  SERMAYEMİZİ YÜKSELTMEMİZ LAZIM”

Eğitimciliği, mütevazi kişiliği, yazar kimliğiyle takdir toplayan ve bugüne kadar yaptığı birbirinden farklı çalışmalarla dikkat çeken Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Güvenç, Türk-İslam dünyasının neden yükselemediği konusuna bu kez farklı bir çerçeveden baktı. İslam Dünyasının geri kalma sebeplerinin devamı niteliğinde oldukça önemli açıklamalarda bulunan Güvenç, gelişmişlikte beşeri sermayenin şart olduğunu söyledi.

İşte Prof. Dr. İsmail Güvenç ile Türk-İslam Dünyası’nın sorunlarıyla ilgili yaptığımız röportajın detayları…

ÜNİVERSİTE VE AR-GE’NİN ETKİSİNİ KONUŞACAĞIZ”

Türk-İslam Dünyası Neden Düştü?
Söyleşimizin ilk bölümünde kalkınmış ve gelişmiş ülkelerin eğitim verilerini incelemiş;  toplum/devletlerin kalkınma ve gelişmesinde bilgi üretimi ve bilginin teknolojiye dönüştürülmesinin önemine dikkat çekmiş; üniversitelerin bilgi/teknoloji üretiminde önemli bir konumda olduğunu söylemiştik… Bugünkü bölümde Türk-İslam Dünyası’nın gerilemesinde (düşüşünde) eğitim, üniversite ve Ar-Ge’nin etkisini konuşacağız…

TÜRK-MÜSLÜMAN ÜLKELERİ ARASINDA GELİŞMİŞ ÜLKELER SINIFINDA OLAN ÜLKE YOK”

Sayın Hocam Türk-İslam Dünyası gerimi kaldı?
Öyle duygusal değerlendirmeler ile bu iş olmaz… Evrensel kıstaslarla olaya bakmak lazım… Şöyle ki: Dünyada Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 193 ülke bulunmaktadır. Devlet benzeri özel bölgeler dikkate alındığında bile yeryüzünde 210 ülkeden/devletten bahis etmek mümkündür. Bu ülkeler arasında gelişmiş ülke (GÜ) sayısı 35 kadardır… Türk-Müslüman ülkeleri arasında GÜ sınıfında bir ülke bulunmamaktadır. Dünyada en az gelişmiş ülke sayısı ise 49’dur… Maalesef Türk-Müslüman ülkeleri bu grup içerisinde yer bulmaktadır.

“EĞİTİMİN TOPLUMUN DEĞİŞME VE DÖNÜŞMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNUYOR”

Nedenleri?
Elbette toplumların niçin geri kaldıklarını veya gelişemediklerini açıklamaya çalışan birçok teori vardır. Bu teorilerle Türk-Müslüman ülkelerinin geliş(me)mişliğini açıklamak mümkündür… Bu durumu açıklayacak birçok faktör sıralanabilir? Ama temelde eğitim (insan sermayesi) sorunu bulunmaktadır… Daha önce “Eğitim, Bilim ve Yükselme…” başlıklı yazılarımda konuyu değerlendirdim ve söyleşimizin ilk bölümünde de bir kısmını anlattım.  Toplumların kalkınma ve gelişmesinde bireylerin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi çerçevesinde “Beşeri Sermayenin” önemine dikkat çekmekteyim. Bir akademisyen olarak eğitimin toplumun değişme ve dönüşmesinde önemli olduğunu düşünmekteyim.

“DAHA ÜRETKEN BİREY DAHA FAZLA KAZANIR”

Neden Beşeri Sermaye?
Beşeri Sermayenin Teorinin temel varsayımlarını (tezlerini) şu şekilde özet olarak hatırlatmak mümkündür:

-Eğitimli insan daha üretkendir.

-Daha üretken birey daha fazla kazanır.

-Daha üretken ve daha fazla kazanan bireylerde oluşan toplumlar daha hızlı kalkınır.

“ÜNİVERSİTELERİN GELİŞİMİ

Eğitim/Bilimdeki gelişme ile gelişme arasında bir ilişki mi kuruyorsunuz?
Evet bunu yapmaya çalışıyorum… Batının yükselişinde veya Türk-İslam Dünyasının düşüşünde üniversitelerin gelişim ve değişimi ile bir paralellik kurmak mümkündür. Bu düşüncemizi daha açık bir şekilde ortaya koymak için öncelikle üniversitelerin gelişimine bir göz atmak yeterli olacaktır.

“HER ÜLKEDE BİLİMSEL/TEKNOLOJİ ÜRETİMİ YETERİNCE YOKTUR”

Ama hocam her ülkede eğitim kurumları var!
Doğru! Her ülkede eğitim sistemi/kurumları olmakla birlikte her ülkede bilimsel/teknoloji üretimi yeterince yoktur. Türk-İslam Dünyasında da benzer bir durum vardır.  Bu ülkelerde insan sermayesi kalkınma ve gelişmeyi sağlamak için yeterli değildir. Özellikle 18. YY ve sonrasında üniversite devriminin gerçekleştirilememesi ihtiyaç duyulan beşeri sermayenin yokluğu ile sonuçlanmıştır. Bu yazımda ise bu yüzyıldan önceki düşüşe dikkat çekmek istiyorum.

“ÜÇÜNCÜ KUŞAK ÜNİVERSİTELER”

Değişen üniversite modelini biraz açıklar mısınız?
Tarihi seyir içerisinde üniversiteler “Üçüncü Kuşak Üniversitelere Doğru” Kitabında Prof. Dr. J.G. Wissema tarafından üç döneme ayrılmaktadır. Bu ayrımdan yararlanarak üniversiteleri şu şekilde gelişmelerini tasnif edebiliriz: Birinci Dönem; 9-10. Yüzyıldan 17-18 yüzyıla kadar olan üniversiteler: “Ortaçağ Üniversiteleri veya Birinci Kuşak Üniversiteler”;  İkinci Dönem; 17-18 yüzyıldan günümüze kadar olan üniversiteler: İkinci Kuşak Üniversiteler (Humboldt Üniversite); Ve son olarak İkinci Kuşak Üniversitelerden sonra değişen paradigmalarla yeni üniversite modeli: “Üçüncü Kuşak Üniversiteler”.

MEDENİYETİMİZDE ÜNİVERSİTELER…”

Bu ayrımdaki üniversitelerin örneklerine Türk-İslam Dünyasında rastlanmakta mıdır?
Medeniyetimizde üniversiteler… Bu tür sorulara ideolojik bir önyargınız yok ise olumlu cevap vermeniz gerekir… Üniversite tarihi üzerine yapılan yayınlara baktığımızda Türk-İslam Dünyasında MS 9-10 yy. ’da ilk örneklerini görmekteyiz… Bunlar Birinci Kuşak Üniversitelerdir.

“ÜNİVERSİTENİN İLK ÖRNEKLERİNE KARAHANLILAR’DA RASTLAMAKTAYIZ”

Türk Devletlerinde Yükseköğretim ne durumdaydı?
Birinci Kuşak Üniversiteler öncesinde Türk Devletlerinde
sürü yönetimi (çobanlık, ıslah) ve gıda işleme konusunda (yoğurt ve pastırma yapımı) medeniyete eşsiz katkı sunan bir eğitim/öğretim anlayışı vardı. Bu eğitim teknik eğitim ağırlıklı, cesaret ve bilgeliği temel alan “Alp İnsan” tipine önem veren nitelikteydi. Bu temel üzerine Türk-İslam Devletlerinde üniversitenin ilk örneklerine MS 9-10. yy’da Karahanlılar’da rastlamaktayız. Bu üniversiteler (üniversite kademesindeki medreseler) oldukça büyük bilim insanlarının (Farabi, Biruni, İbn-Sina) yetişmesine ortam hazırlamıştır.

“BİRİNCİ KUŞAK ÜNİVERSİTELER BAŞARILI”

İslam Devletlerinde durum nedir?
İslam medeniyetinde medreseler, şifahaneler, rasathaneler, zaviyeler (hanekah), özel ders halkaları eğitim yapılan yerlerdi. MS 10. yy.’da El-Ezher Kahire’de, Nizamiye Medreseleri Bağdat’ta,  Fatih ve Süleymaniye Medreseleri İstanbul’da Kurulmuştur. Üniversitelerde bu gelişmeye paralel olarak 9-13 yy. arasında Türk-İslam Dünyasında yükseliş görmekteyiz. Bu dönemde Türk-İslam Dünyasında birinci kuşak üniversiteler konusunda zamanının başarılı örneklerine rastlamak mümkündür.

13. YY’A KADAR ÖNEMLİ BİLİM İNSANLARI YETİŞMİŞ

Üniversiteler yükselirken dönem…
Kesinlikle dünyada ilk üniversiteler 9-10 yy’da kurulmaya başlamış ve Türk-İslam Dünyasında önemli üniversiteler/ilim merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerde 13. yy’a kadar önemli bilim insanları yetişmiş; 13-15 yy arasında (Geçiş dönemi) sınırlı sayıda bilim insanı yetişirken; 15-18 yy arasında edebiyat, tarih alanında iyi örnekler olmakla birlikte fen bilimleri alanında kısır bir dönem olmuştur.

“ÇAĞIN GEREKTİRDİĞİ DEĞİŞİMLER…”

Üniversiteler bu durumda iken aynı dönemlerde Türk-İslam Dünyası’nın siyasal durumu nedir?
Türk-İslam Dünyasının yükseliş ve düşüşünün anlamak için üniversitenin yükselişi/düşüşünü bilmek gerekir. Dünyada Türk-İslam toplumları 15 yy. kadar siyasal anlamda yükseliş yaşamış ve son başarılı örnek olarak Osmanlılar dünya siyasetinde belirleyici olmuştur.  Bu dönem üniversitelerin, bilim merkezlerinin yükseldiği dönemdir. Ancak ilerleyen dönmelerde bu üniversitelerde çağın gerektirdiği değişimlerin yapılmaması ve teknik eğitime yer verilip verilmediği en tartışmalı bir konudur. Bu tartışmaların aynı zamanda duraklama-gerileme dönemine rasgelmesi tesadüf müdür?

“TEKNİK EĞİTİM”

Medreselerde Teknik eğitime yer verilmediği hususunda düşünceleriniz nedir?
Medreseler; Süleymaniye Medreselerindeki gibi Tıp (Darüşifa) ve matematik öğretimi hariç tutulduğunda “teknik eğitime” yer vermeyen eğitim kurumları olarak gösterilmektedir. En azında belli bir dönemde sonra teknik eğitime çok az yer verildiğini söylemek mümkündür. Ağırlıklı olarak medreselerde sosyal bilgiler eğitimi yapıldığını ileri sürülebilir… Sosyal bilimler alanında da eğitimin hangi nitelikte olduğu ayrıca değerlendirilmelidir. Türkçemizde “medreseye düşmek” deyimi (okuyucuların TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’ne bakmalarını öneriyorum)  deyimi vardır.  Yani içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak anlamındadır.  Bu deyim bile medrese eğitiminin son dönemlerdeki durumu hakkında ipucu veren niteliktedir.

“YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA EĞİTİMİ ÖNEM KAZANMIŞTIR”

Üniversiteler bir gerilemeye dikkat çekiyorsunuz…
Dünyada Birinci Kuşak Üniversiteler 14. yüzyılda bir değişim yaşamaya başlamıştır. Bundan sonra geçiş dönemi olarak adlandırılan yıllar 18. yy’la kadar sürmüştür… Birinci kuşak üniversiteler 17-18 yüzyılda önemli bir paradigma değişiklik yaşamıştır: Ar-Ge üniversiteye girmiştir. Yüksek lisans ve doktora eğitimi önem kazanmıştır… Bu model üniversite eğitimi batıda gelişmiştir… Batıda bu üniversite modeline geçiş yaşanırken 18. yy’ın ortalarında “İkinci Kuşak Üniversite” kurulması düşüncesi/çalışması Osmanlı Devleti’nde de başlamıştır.

“YÜKSELEMEMESİ VE EĞİTİM ANLAMINDA PARALELLİK VAR”

Üniversiteler gerilerken Türk-İslam Dünyası’nın siyasal durumu nedir?
Aynı yıllar Türk-İslam Dünyası ise siyasal anlamda duraklama-gerileme dönemine girmiş; rol veren değil rol verilen bir konuma yerleşmiştir. Sonuç olarak Türk-İslam Dünyasının düşüşü ve hala yükselmemesi ile eğitim sistemi (üniversiteler vs) arasında bir paralellik vardır.

“EĞİTİME VE ÜNİVERSİTELERE ÇAĞDAŞ BİR YAPI KAZANDIRMAK ZORUNDAYIZ”

Sayın Hocam son olarak ne dersiniz?
Türk-İslam toplumları olarak 19. Yy’da derlenip toparlanmaya çalıştık… Ama 20-21 yy.’da Nobel Ödülü kazananların sadece 3 tanesinin Türk-İslam Dünyası’ndan çıkması beşeri sermaye yetersizliğinin hala sorun olduğunu göstermektedir.  Eğitime ve üniversitelere çağdaş bir yapı kazandırmak zorundayız.

Haber:  Emre Akkış

Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2019, 15:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Dobooğlu
Mehmet Dobooğlu - 3 ay Önce

Sayın Rektörüm yüreğinize sağlık, müstefit olduk. Şükranlarımızı arz ederiz. Bediüzzaman Hütbe-i Şamiye adlı eserinde, Müslümanların psikolojisini ve İslam aleminin sosyal ve ekonomik hayatını gözlemleyerek, İslam dünyasının ekonomik, teknolojik ve sosyal olarak geri kalış sebeplerini temel altı hastalıktan kaynaklandığını teşhis eder. Hastalıkların reçetesini de yazar. İşte bu hastalıklar.

a) Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup durulması,
b) Sıdkın, doğruluğun sosyal ve siyasî hayatta ölmesi,
c) Adavete muhabbet (düşmanlığın topluma yerleşmesi) ,
d) Müslümanları birbirine bağlayan manevî bağları bilmemek,
e) İstibdat arzularının gerçekleşmesine çalışmak,
f) “Menfaat-i şahsiyesine himmetini hasretmek.”[1]
Bediüzzaman bu sebepleri, İslâm âlemini kurun-u vustada, yani Ortaçağ şartları içinde bırakan amiller olarak görmekte ve terk edilmesi gerekli sıfatlar olarak işaret etmektedir. [2]

Bediüzzaman yukarıda ifade ettiği kalkınmaya engel hastalıklara karşı, şu reçeteyi yazmaktadır:

a) Emel (ümit),
b) Ye’sin öldürülmesi,
c) Sıdk (doğruluk),
d) Muhabbete muhabbet, husumete husumet,
e) Himmeti millet olmak,
f) Meşveret-i Şeriye.[3]
Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye isimli eserinde bu kelimeleri uzun uzun tahlil eder; “Niçin geri kaldık, nasıl tekrar kalkınırız?” sorularına doyurucu cevaplar verir.

SIRADAKİ HABER

banner96

banner98

banner103