Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Antalya’da Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı (ATGV) Antalya Eğitim ve Sosyal Tesisi'nde düzenlenen Antalya Adli Tıp Günleri Toplantısı'na katıldı.

Filistin konusunun yüreklerini yaraladığını vurgulayan Tunç, şöyle konuştu:

"Filistin'de gerçekleştirilen katliamı lanetliyoruz. Orada bir insanlık suçu işleniyor, orada bir savaş suçu işleniyor. Maalesef dünyanın gözü önünde gerçekleştiriliyor. Yıllardır bir abluka altına alınan Filistin halkı, çoluk demeden, çocuk demeden, yaşlı demeden, genç demeden bir katliama maruz bırakılıyor. Bu bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor. Bütün uluslararası kuruluşların gözü önünde gerçekleşiyor. Ama maalesef uluslararası kuruluşlar insanlığın sorunlarına çözüm bulmaktan uzak. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı'mız sık sık tekrar ederken, 'Dünya beşten büyüktür', 'Daha adil bir dünya mümkündür' derken bunu boşuna söylemiyor. Bunun gerekçeleri olduğu için söylüyor. İşte Filistin hepimizin yüreklerini dağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanı'mız başından beri, 7 Ekim'de başlayan bu saldırılardan sonra bölge liderleriyle dünya nezdinde, hükümet ve devlet başkanları düzeyinde 20'yi aşkın liderle görüşmeler gerçekleştirerek, oradaki ateşin sönmesi noktasında gayret gteriyor. Yine Dışişleri Bakanımız bölgeye giderek, bölge liderleriyle, İslam İşbirliği Teşkilatıyla ve diğer kuruluşlarla toplantılar gerçekleştirerek oradaki ateşin, oradaki saldırıların bir an önce durdurulmasıyla ilgili mücadelemizi yapıyoruz. Diğer yandan da insani yardım çalışmalarıyla ilgili, işte askeri uçaklarımızla insani yardımları ölgeye intikal ettirerek oradaki Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam ediyoruz."

Tunç, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve onun bağlı olduğu uluslararası sözleşmelerin hiç uygulanmadığını vurgulayarak, konseyin huzuruna getirilen ateşkes önerilerinin ABD'nin vetosuyla reddedildiğini belirtti.

Güvenlik Konseyinin insanlığın barışı ve huzuru için mücadele etmesi gerekirken, ateşkes önerisini reddederek adeta sanki "savaş konseyi" gibi hareket ettiğini belirten Tunç, şöyle devam etti:

"Bütün dünyanın gözü önünde bunlar gerçekleştiriliyor. Cenevre Sözleşmesi'nden tutun da savaş hukukuyla ilgili insanlığın özellikle devletlerin bu sözleşmelere imza atan ülkelerin, uyması gereken bütün uluslararası ilkeler, sözleşmeler maalesef ayaklar altına alınıyor ve bütün dünyanın gözü önünde. Türkiye olarak orada ateşkesin sağlanması, saldırıların durması, çocukların katledilmemesiyle ilgili mücadelemizi Sayın Cumhurbaşkanı'mız başta olmak üzere, dışişleri bakanımız ve tüm ülke olarak mücadelemize devam edeceğiz. Bundan sonra da Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Burada bir soykırım olduğunu, burada bir savaş suçu işlendiğini söylemeye devam edeceğiz. Oradaki sorunun kalıcı çözümünün, özellikle Filistin halkının bağımsız bir devlete kavuşması gerektiğini ve bunların hakkı olduğunu da söylemeye devam edeceğiz. Başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti kurulmalı ve orada iki devletli bir yapı oluşturulmalı. Yoksa bu sorun ilanihaye bu şekilde devam eder ve çocuklar katledilmeye devam eder. Çocukları korumak, insanlığın görevi. Yaşlıları korumak insanlığın görevi. Ama maalesef bütün dünyanın gözü önünde hastane bombalanıyor ve 500'den fazla sivil insan kaybediliyor. Bu gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Türkiye olarak hep bundan sonra da Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya ve bu haksızlığı bütün dünyaya haykırmaya devam edeceğiz inşallah."

Hakim savcı sayısı 24 bine ulaştı

Tunç, gerek yargı teşkilatının fiziki kapasitesi gerek teknoloji imkanlarının sunulması ve gerekse de mevzuatın çağın gereklerine uygun hale getirilmesi anlamında da çok önemli mesafeler aldıklarını kaydetti.

Temel kanunların tamamını yenilediklerini dile getiren Tunç, Avrupa'nın ve dünyanın en çağdaş mevzuatına sahip olduklarını ifade etti.

Tunç, fiziki anlamda da teknoloji anlamında da en ileri noktada olduklarının altını çizerek şöyle devam etti:

"Tabii ki bunlar yeterli değil. Bunların iyi uygulanması, mevzuatın iyi uygulanması, o fiziki kapasiteden daha fazla yararlanabilmesi de elbette ki uygulayıcılarımızın elinde. Uygulayıcılarımızın da kapasitesini arttırmanın gayreti içerisinde olduk. Bugün bundan yirmi yıl önce 7-8 bin hakim savcımız vardı. Bugün 24 bin hakim ve savcımız var. Hukuk fakültelerimizdeki eğitim kalitesini artırma noktasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Hukuk fakültesinden mezun olan kardeşlerimizin avukat ve hakim ve savcı olabilme için bir ön eleme, mezuniyetten sonra hukuk mesleklerine giriş sınavını getirdik. 2024'ten itibaren uygulanmaya başlayacak. Bir avukat meslektaşımız avukatlık stajına başlayabilmek için artık hukuk mesleklerine giriş sınavını kazanması gerekecek. Bir ön aşama olacak. Hakimlik ve savcılık sınavına girebilmek için de yine hukuk mesleklerine giriş sınavını kazanması gerekecek. Bundan sonra artık hakim ve savcı adaylığı yok. Bundan sonra hakim ve savcı yardımcılığı var. İki yıllık stajla hakimlik mesleğine kabul edilirken artık üç yıl boyunca hakim ve savcı yardımcısı olarak, tecrübeli hakim ve savcılarımızın yanında usta çırak ilişkisi şeklinde yetişecekler ve adalet akademimizde de uzun süren bir eğitim görecekler. O eğitimler sırasında da farklı sınavlara tabi tutularak üç yılın sonunda Hakimler ve Savcılar Kurulumuzun önüne gelip mesleğe kabul aşamasına gelmiş olacaklar. Bu da yargıda, insan kalitemizi arttıracak önemli hususlar."

"Darbe anayasasıyla yönetiliyoruz"

Anayasada gerçekleştirdikleri "büyük sessiz devrim" dedikleri reformlarla hukuk devletini güçlendirmenin gayreti içerisinde olduklarını ifade eden Tunç, sözlerini şöyle bitirdi:

"Darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. Bu anayasada sıkıyönetim maddesi vardı geçmişte. Sıkı yönetim maddesini kaldırdık. Darbeciler yargılanamaz diye bir madde vardı, kaldırdık. Anayasamızdaki vesayetçi ruhu ortadan kaldırmaya yönelik çok önemli adımlar attık. Milletimizin onayıyla bu reformları gerçekleştirdik ama bu yeter mi? Elbette ki yetmez Bir kere darbecilerin yazdığı meşru olmayan seçilmeyen kişilerin yazdığı bir anayasayla yürümek Türkiye yüzyılında Türkiye'ye yakışmaz. Bizim milletimize borcumuz. Bu borcu yerine getirmek zorundayız. Sadece darbecilerin yazmış olması bile meşruiyet noktasındaki sorunu ortaya koyuyor. O nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde inşallah 28. yasama döneminde bir uzlaşma sağlayarak ve bu uzlaşma gereğince de partilerimiz oturup bütün toplum kesimlerinin de görüşlerini alarak yeni, demokratik, sivil, katılımcı bir anayasayı inşallah milletimizin onayına sunmak nasip olur. Bu anlamda o zaman Cumhuriyet'imizin yüzyılını bırakan, geride bırakan Türkiye, ikinci yüzyıla girerken demokratik bir anayasayla inşallah yoluna devam eder."

"AA"

Editör: Anadolu Ajansı